Çarşamba, 20 Ocak 2021 17:44

    Şirk ve Endâd Edinmek

    Yazan
    Ögeyi değerlendirin
    (0 oy)

    بسم الله الرحمن الرحيم

    الحمد لله ، صلاة وسلام على رسول الله

     


    Kitabın Adı:
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ
    İTİKADİ KAVRAMLAR -11-
    ŞİRK ve ENDÂD EDİNMEK
    Yazarı:
    Ahmed Kalkan
    Tashih:
    Ahmed Kalkan
    Mizanpaj:
    Ehl-i Dizayn
    Kapak Tasarım:
    Ehl-i Dizayn
    İstanbul 2011
    Baskı:
    İSTANBUL MATBAACILIK
    Gümüşsuyu Cad. Işık Sanayi Sitesi B Blok No:21
    Topkapı-Zeytinburnu/İSTANBUL
    Tel: 0 212 482 52 66
    ŞİRK ve ENDÂD EDİNMEK
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ
    İTİKADİ KAVRAMLAR
    -11-
    Ahmed KALKAN
    İnsanlara karşı ticarî amaç güdülmeyen bu eserin hiçbir hakkı mahfuz değildir. Kâr gayesi güdülmemek şartıyla dileyen dilediği şekilde, tümünü veya bir kısmını çoğaltabilir, korsan baskı yapabilir, dağıtabilir, iktibas edebilir, kitabın ve yazarın ismini vererek veya vermeyerek kopye edebilir, mesaj amaçlı kullanabilir. Yazarın hiçbir telif hakkı sözkonusu değildir, şimdi ve sonra bir hak talep etmeyecektir. İlim, insanlığın ortak malıdır. Ve ilim Allah için kullanılınca insana fayda sağlar.
    İTHAF
    Canlı KUR’AN olmaya çalışıp toplumu KUR’AN’la canlandırmaya gayret eden ve tâğutlara karşı KUR’AN’la mücadeleyi bayraklaştıran her yaştan muvahhid gençlere…
    Doğru okuyup doğru anlayan, dosdoğru yaşayıp insanları doğrultmaya çalışan
    KUR’AN dostlarına…
    Ümmetin ihyâsının vahdet içinde yeniden KUR’AN’a dönüşle mümkün olduğunu kavrayıp nebevî usûlle KUR’AN ve tevhid eksenli dersler ve cemaat çalışması yapan tâvizsiz dâvetçilere, her yaştan genç dâvâ erlerine…
    Önsöz
    Bismillâh, elhamdu lillâh, ve’ssalâtu ve’sselâmu alâ rasûlillâh.
    İslâm, sadece inanılıp kabul edilmesi gereken esaslara iman etmeyi değil; aynı zamanda reddedilmesi gereken esaslar inkâr etmeyi de içerir. Akaid de, dinde inanılması ve reddedilmesi gerekli olan esaslara denir. Reddedilmesi gerekli esasların başında da şirk, küfür, nifak, kullara kul olmayı gerektiren bâtıl düzen ve hayat görüşleri gelir.
    Şirkin zulmü küreselleşiyor. Devlet, eğitim kurumları aracılığıyla şirki, alternatifi olmayan tek din olarak gösteriyor ve 8-9 yılı mecburî olan okullarda müşrik bir vatandaş yetiştiriyor. Meclisi ve mahkemeleri başta olmak üzere bütün resmî kurumlar, tevhide giden yolu tıkayıp şirkin önünü açmak gibi bir görevi yerine getiriyorlar.
    Allah’a zâtında, sıfatlarında veya fiillerinde ortak ve denk tanımaktır. Şirk koşan kişiye müşrik denir. İki veya daha çok ilâh tanımak, herhangi bir varlığı ma’bud (ibâdet edilen) olarak bilmek, Allah’ın yaratıcı, kadîm, bâkî gibi sıfatlarına başka varlıkların da sahip olabileceğine inanmak şirktir. Kısacası, Allah’ın ilâhlık vasıflarından herhangi birini Allah’tan başkasına vermek şirktir.
    Put, kişinin Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddî-mânevî her şeydir ve putları bu yönleriyle hayatın amacı kılmak da şirktir. Put sadece tapılan birtakım nesneler değildir. Eğer hayatın amacı haline gelir ve insanı Allah’a isyana sevk ederse, yerine göre makam, para, kadın veya insanlar için değerli herhangi bir şey insanlar için put olabilir.
    Müşriğin mantığı her devirde aynıdır. Bu mantık, Allah’ı yeryüzüne karıştırmama, yeryüzünde ilâh olarak kendini veya başka bir şahsı tanımadır. İşte şirkin aslı budur. Zamanımızda da insanlar her ne kadar kâinatı yaratanın, yağmuru yağdıranın, öldüren ve diriltenin Allah olduğunu kabul etseler de, O’nun tasarruflarında ortak tanıyorlar, dünya ile ilgili işlerde Allah’ın belirttiğinin aksine hükümler koyuyorlar. İşte günümüzde şirkin daha çok belirdiği görünüm budur.
    Şirkin olduğu yerde sâlih amel olmaz. Çünkü amelin kabul olması için ihlâs yani, yalnız Allah için yapılmış olması gereklidir. Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbine kavuşmayı uman kimse, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak tutmasın.” (18/Kehf, 110)
    Şirk ve endâd edinmek, Allah’ın asla affetmediği bir günahtır. Allah, şirk inancı ile âhirete gelenleri asla affetmeyecektir. “Allah kendisine şirk (ortak) koşulmasını elbette bağışlamaz. Bundan başkasını dilediğine bağışlar.” (4/Nisâ, 48)
    Tevhid ve şirk insanlık tarihi boyunca insanların bağlana geldiği iki dinin adıdır. İnsanlık tarihi şirkle tevhid arasındaki mücâdeleden ibârettir. Bütün Peygamberlerin tebliğlerinde vurguladıkları temel esas tevhiddir. Kur’ân-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu konu tevhidin önemi ve şirkten uzak durulması konusudur. Şirk sadece putlara tapmak değildir. Nefsin istekleri peşinde koşmak, Allah’ın sevgisi yerine dünya sevgisini tercih etmek, bunların sonucunda Allah’ın hükümlerinden birini dahi reddetmek şirktir.
    Kitabın ikinci bölümünde “Endâd” konusu işleniyor. Açıkça tapınılsın veya tapınılmasın ilah yerine konan, tanrı olarak benimsenen Allah’ın dışındaki şeylere de “endâd” denir.
    Kullarının O’nu tek hâkim, tek otorite olarak kabul etmeleri, O’nun önünde secde etmeleri, gizli ve açıkça yalnız O’ndan korkmaları, Allah’ın kayıtsız-şartsız hakkıdır. Fakat kullar bu hakların bir kısmını veya hepsini başkalarına verirlerse o zaman O’na ortak koşmuş olurlar. Neyin haram, neyin helal, neyin pis, neyin temiz olduğunu belirleme hakkı da Allah’a mahsustur. Kullarının hak ve görevlerini belirleme, onlara belli yasaklar koyma otoritesi de O’nundur. Bu nedenle, bu haklardan bir kısmını kendisine ait kabul eden kimseler, şirk koşmuşlardır. Hâkim olarak tanınmak, sadece O’na lâyıktır. Kulları olarak insanlar, O’nun emirlerini nihâî otorite olarak kabul etmeli ve doğru yola ulaşmak için O’na yönelmelidirler. O halde bu hakları Allah’tan başkasına veren kişi, şirk/ortak koşmuş demektir. Aynı şekilde bu nitelik ve haklardan herhangi birine sahip olduğunu iddia eden ve başkalarının, bu özelliklerin kendilerinde bulunduğuna inanmalarını isteyen kişi ve kurumlar, resmen ilahlık iddiasında bulunsalar da, bulunmasalar da kendilerini Allah’a ortak koşmuş olurlar.
    Hayatının gayesinin, şahsında ve çevresinde tevhidi ikame edip şirkin ve endâd edinmenin her çeşidinden şiddetle kaçınmak olduğunu unutmayıp imtihan bilincine uygun tarzda inancına şirk karıştırmadan Allah’ın istediği gibi iman edip müslümanca yaşayanlara selâm olsun!
    “Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi hesâba çekme (affet).
    Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.
    Rabbimiz! Bizim gücümüzün yetmediği işlerden bizi sorumlu tutma.
    Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et.
    Sen bizim Mevlâmızsın. Tek ve gerçek dostumuzsun.
    Kâfir kavimlere/toplumlara karşı bize yardım et.” (2/Bakara, 286)
    Ahmed Kalkan
    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
    Kasım 2011, Ümraniye
    İÇİNDEKİLER
    ŞİRK / 11
    Şirk; Anlam ve Mâhiyeti / 11
    Şirkin Çağdaş Yansımaları / 17
    Şirkin En Belirgin Özelliği Olarak Tarihten Günümüze Put ve Putlaştırma / 29
    Kur’ân-ı Kerim’de Şirkin Tanım ve Görüntüleri / 37
    Şirkin Sebepleri / 45
    Şirkin Çeşitleri / 48
    Şirk İçin Bazı Örnekler / 50
    Büyük ve Küçük Şirk; Açık Şirk ve Gizli Şirk / 67
    Gizli Şirk / 67
    Küçük Şirk / 68
    Gizli Şirk Örneği Olarak Riyâ / 69
    Hevânın Putlaştırılması / 75
    İlâh Nedir? / 79
    Putlaştırılıp İlâh Haline Getirilen Bâtıl Tanrı Anlayışları / 84
    Hayat sahibi varlıklar / 86
    Elfâz-ı Küfür ve Ef’âl-i Küfür / 86
    Hurâfe / 87
    Allah Teâlâ’nın Birliği ve Şirk / 88
    Müşrik / 93
    İrtidat ve Mürted / 96
    ENDÂD EDİNMEK / 110
    Endâd ve Nidd Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti / 110
    Kur’ân-ı Kerim’de Endâd Kavramı / 110
    Endâdın Doğal İki Sonucu; Şirk ve Putçuluk / 124

    - 11 -
    ŞİRK
    •
    Şirk; Anlam ve Mâhiyeti
    •
    Şirkin Çağdaş Yansımaları
    •
    Şirkin En Belirgin Özelliği Olarak Tarihten Günümüze Put ve Putlaştırma
    •
    Kur’an-ı Kerim’de Şirkin Tanım ve Görüntüleri
    •
    Şirkin Sebepleri; Şirkin Çeşitleri
    •
    Şirk İçin Bazı Örnekler
    •
    İttibâ Şirki; Büyük ve Küçük Şirk
    •
    Açık Şirk ve Gizli Şirk
    •
    Gizli Şirk Örneği Olarak Riyâ
    •
    Şirkin Zararları; Hevânın Putlaştırılması
    •
    İlâh Nedir? Putlaştırılıp İlâh Haline Getirilen Bâtıl Tanrı Anlayışları
    •
    Efâz-ı Küfür ve Efâl-i Küfür
    •
    Hurâfe; Allah’ın Birliği ve Şirk
    •
    Müşrik; İrtidat ve Mürted
    “Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Şirk koşan müşriklerden/putperestlerden herbiri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa (uzun) yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.“ 1
    Şirk; Anlam ve Mâhiyeti
    “Şirk“, “şerike“ fiilinden masdardır. “Şirk“ ve aynı kökten gelen şirket, müşâreket, sözlükte; mülk ve saltanatta ortak olmak demektir. Bir şeyin birden fazla kişiye ait olduğunu ifade ederler. Aynı kökten gelen ‘eşreke’ fiili, ortak koşmak, ortak olmak anlamına gelir. Ortak koşana ise “müşrik“ denir.
    Istılâhta şirk; Allah’a zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortak ve denk tanımaktır. Şirk koşan kişiye müşrik denir. İki veya daha çok ilâh tanımak, herhangi bir varlığı ma’bud (ibâdet edilen) olarak bilmek, Allah’ın yaratıcı, kadim, bâkî... gibi sıfatlarını başka varlıklara vermek şirktir. Kısaca şirk, Allah’ın ilâhlık vasıflarını Allah’tan başkasına vermektir. Şirk; tevhidin temeli olan “lâ ilâhe illâllah“ gerçeğinin dışına çıkmak, Allah’tan başka ilâh(lar) olduğunu inanç, söz veya eylemle iddia etmek, Allah’ın dışında ibâdet edilecek, duâ edilecek, gerçek anlamda güç ve kudret sahibi
    1 2/Bakara, 96
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 12 -
    olduğunu kabul etmektir.
    Şirk küfürdür, müşrik aynı zamanda kâfirdir. Şirk kavramı,
    insanların uydurdukları dinleri tanımlama açısından son derece
    önemli kavramlardan biridir. İnsanlar tarih boyunca sınırlı sayıdaki
    inançsızlar/ateistler dışında ya “şirk’ dini üzerinde ya da ‘Tevhid’
    dini üzerinde olmuşlardır. Aslında ateistler de bir anlamda müşrik
    ve münkirdirler.
    Şirkin olduğu yerde sâlih amel olmaz. Çünkü amelin kabul
    olması için ihlâs, yani yapılan ibâdetin yalnız Allah için yapılmış
    olması gereklidir. Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbine
    kavuşmayı uman kimse, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiçbir
    kimseyi ve hiçbir şeyi ortak tutmasın.“ 2
    Şirk, kelime anlamı itibariyle bir ortaklığı, ortak olmayı, bir
    eş-arkadaş tutmayı, malda ve tasarrufta bir hissedar bulmayı ifade
    eder. Söz gelimi, aynı kökten gelen ‘şerik’ arkadaş, yardımcı,
    hissedar yani ortak demektir. Şirk, bu ortak olma, eş ve arkadaş
    bulma fiilidir. İslâm kültüründe şirk kelimesi sözlük anlamından
    hareketle çok daha özel bir mânâ kazanmıştır. Tevhid dinine aykırı
    olarak inanılan dinleri ve Allah’tan başka ilâh kabul edenlerin
    kafa yapılarını, aynı zamanda da onların yaptıkları yanlış işi değerlendirmek
    üzere kullanılır olmuştur.
    Şirk ve Küfür İlişkisi: Şirk olayının küfr olayı ile birlikteliği
    vardır. Aslında şirk de bir inkârdır; Hak’tan gelen gerçeğin üzerini
    örtmektir (küfürdür). Ancak ‘küfr’ kelimesi ‘şirk’e göre biraz
    daha kapsamlıdır. ‘Küfr’ kavramı bütün inkârcıların eylemini ifade
    ederken; ‘şirk’ Allah’ı kabul ediyor görünürken O’na ortak koşmayı,
    birden fazla ilâh edinmeyi, bir şeye Allah’ın özelliklerini vermeyi
    anlatmaktadır. Kısaca ‘şirk’ Tevhid dini dışında kalan bütün
    ilâh anlayışlarını, tüm bâtıl inançları içeren anahtar bir kavramdır.
    İnsanın, fıtratından gelen inanma ve ibâdet etme ihtiyacını karşılarken
    düştüğü alçak seviyeyi, haktan yüz çeviren insanın içindeki
    kaosu, inanma adına insanların düştüğü cahillik ve sapıklığı
    anlatmaktadır. Yine ‘şirk’ kavramı, insanların kendi kafalarından
    uydurdukları inançları ve bu inançlar adına yaptıkları yanlışlar, fesatlar
    ve zulümleri gözler önüne sermektedir.
    Şirk, insan zihnindeki bir sapmayı ve sıkıntıyı ifade etmektedir.
    Tevhid hakikatinden sapan kimselerin, kendi kendilerine düştükleri
    açmazları, sürüklendikleri yanlışları ve bunun sonucu olarak
    yaratılış kanununa aykırı düşmeleri böylelikle ortaya konmaktadır.
    2 18/Kehf, 110
    ŞİRK
    - 13 -
    Şirk; Allah’a zâtında (sayı olarak), sıfat ve tasarrufunda (yapıp etmelerinde)
    ortak tanıma eylemi veya inanışıdır. Şirk koşmak salt
    bir inkâr olayı değildir. Şirk koşanlar, yani müşrikler inançsız insanlar
    değildir; aksine, Allah’a inanan ama yanlış inanan, inancı
    tevhide aykırı olan ve Allah’ın yanında başka varlıklara da ilâh
    diye tapınan kimselerdir.
    Kur’an, şirk üzerinde ısrarla durmaktadır. Çünkü tarih boyunca
    dinsiz toplumlardan çok şirk koşan toplumlarla, ateist insanlardan
    çok müşrik insanlarla karşılaşıyoruz. İnsanlar, Tevhid’ten
    uzaklaştıkça, din adına çok çeşitli yalanlar, hurâfeler uyduruyor,
    kendi kafalarından sahte tanrılar icad ediyor; sonra da onlara yine
    kendi kafalarına göre ibâdet ediyorlar. Bazı toplumlar da, başlangıçta
    Tevhid’e bağlı iken zamanla çeşitli nedenler yüzünden şirke
    düşmüşler, dinlerini bozmuş ve yanlış bir şekilde inanıp din adına
    ilâhlar, ilkeler, törenler, âyinler ve ibâdet türleri uydurmuşlardır.
    İnanmak fıtratta/yaratılışta vardır. İnanma ve yüce bir kudrete
    kulluk yapma ve ona tapma; yüce bir güçten yardım isteme ihtiyacı
    bütün insanlarda vardır. İnsanın fıtratı böyledir. Yaşamak için
    suya, yemeğe, havaya muhtaç olan insan, inanmaya ve inandığı
    ilâhın önünde eğilmeye de muhtaçtır. Bu ihtiyacı bilen, insanların
    yaratılışına bu ihtiyacı koyan âlemlerin Rabbi, ilk insandan itibaren
    toplumlara peygamberler/elçiler göndermiş ve nasıl hareket
    etmeleri gerektiğini onlara göstermiştir. Dünyaya imtihan için gelen
    insan, bu elçilerin gösterdiği gibi yani Tevhid dini üzerinde
    yaşadığı zaman, hem sınavı kazanır hem de dünya hayatını fıtratına
    uygun olarak yaşamış olur. Üstelik Tevhid’in ilkeleri, insana
    gerçek saâdeti ve kurtuluşu getirmektedir. İnsana ait hakları ona
    vermekte, insanlar ve toplumlar arasındaki adâleti sağlamakta,
    azgın kimselerin hevâ ve heveslerinin getirdiği fitne ve zulümden
    insanları korumaktadır.
    Ancak insanların çoğunluğu bu gelen elçileri dinlemedi. Elçilerin
    öğrettiklerini ya hiç almadı veya aldıktan kısa bir zaman sonra
    bir tarafa attı, tevhidi tahrif ve dejenere etti; kendi hevâsının peşinden
    gitti. Eline geçirdiği güç ve dünyalıklarla ‘bağy’ etti, ‘tuğyan’
    ederek azgınlaştı ve tevhidin doğru yolundan ayrıldı.
    Toplumların hayatını düzenleyici kanunlar, insanların bağlandığı
    değer yargıları, insanın fıtratında bulunan tapınma, duâ
    etme, kendinden üstün bir varlığa el açma ihtiyacı insanla birlikte
    vardır. Tevhidden uzaklaşanlar veya Tevhidi bilmeyenler, her ne
    kadar yerin ve göklerin bir sahibi, yağmuru yağdıran, dünyayı yaratan
    ve yöneten bir ilâhın olduğunu kabul etseler de; hâkimiyet,
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 14 -
    sosyal hayatın düzenlenmesi, ibâdet, helâl haram gibi konularda
    kendi hevâlarına veya egemen güçlerin isteklerine ve tâğûtî
    yasalara uyarlar. Böyle kimseler ve topluluklar, zamanla birtakım
    varlıkları ve güçleri ilâhlaştırarak, onlara aşırı saygı göstermeye,
    bazılarının yardımını alabilmek için, bazılarının da kötülüğünden
    kurtulmak için onlar adına uydurulmuş putlara veya ilkelere tapınırlar.
    Kimileri de bu tapındıkları ilâhları kendileriyle Allah arasında
    bir aracı kabul ederler. Kendilerine göre dinler icad ederler ve
    onun peşinden giderler veya hak dini tahrif eder, hurâfe ve şirk
    peşinde koşarlar.
    Tevhid dininden ayrılıp kendi hevâsına uyarak ‘bağî’ ve ‘müşrik’
    olan ve bu şekilde doğru yoldan uzaklaşan zâlimler, kendi kafalarından
    koydukları ilkeleri bir inanç haline getirirler ve insanlara
    dayatırlar. İnsan, inanma ihtiyacı ile beraber yaratılmış olduğu
    için, âlemlerin Rabbine olan tevhidî inancını kaybetmiş veya hak
    dini bulamamışsa, içindeki boşluğu mutlaka bir şeyle dolduracaktır.
    Geçmişte daha çok putçuluk ve bâtıl/uydurma din şeklinde görülen
    bu ihtiyaç, günümüzde de benzer şekilde karşımıza çıkmaktadır.
    Kimileri Allah’a ait ilâhlık özelliklerini bir başka şeye verirler.
    Sayı olarak, birden fazla ilâh kabul ederler, kimileri de Allah’a
    ait yaratma, rızık verme, cezalandırma, ödüllendirme, kendisine
    ibâdet ve duâ edilme gibi özellikleri Allah’ın dışındaki varlıklara
    da verirler. Onlar bu değer verdikleri niddlerini (ortak koştukları
    ilâhlarını) Allah’ı sever gibi, hatta daha fazla severler.3 Kimileri,
    herhangi bir şeye hayatlarında Allah gibi yer verir; Allah’tan fazla
    ondan korkar, Allah’tan fazla ona değer verir. Allah’ın hükümlerini
    takmaz, aldırmaz; ama o çok sevdiği şeyden geldiğini zannettiği
    her şeye daha fazla itibar eder.
    Bu gibi müşrikler, bir müslümanın Allah’a ibâdet ettiği gibi,
    ilâh haline getirdiği şeyin karşısında rukû’ yapar, ya da secdeye
    kapanır veya namazdaki kıyâma benzer şekilde saygı duruşunda
    bulunur. Ona olan saygısını ve bağlılığını çeşitli şekillerde ortaya
    koyar. İlâh haline getirdiği şeyin veya kişinin emrinden dışarı çıkmaz.
    Onun önünde boyun eğer, onu râzı etmeye ve onun cezasından
    kurtulmaya çalışır.
    Şirk olayı, Allah’ın dışındaki herhangi bir şeyi, bir varlığı, bir
    kişiyi, bir gücü veya beşerî ideolojiyi Allah gibi değerlendirme,
    Allah yerine koymanın mantığıdır. Allah dışındaki herhangi bir
    şeyi Allah gibi sanmanın, onlara ilâhlık vermenin adıdır şirk. Bu,
    onlara tapınma şeklinde ortaya çıktığı gibi, inanç ve saygı olarak
    3 2/Bakara, 165
    ŞİRK
    - 15 -
    da görülebilir. Nitekim Kur’an câhiliyye Araplarının putlara tapınmasını
    şirk olarak nitelendirdiği gibi4 O’na çocuk isnat etmeyi
    ve yaratıkların ilâh sayılmasını da şirk olarak nitelemektedir.5 Bu
    yanlışlık, kulların Allah’a ait ilâhlığı ve rabliği yeterince anlamamalarından
    kaynaklanmaktadır. Kur’an bu konuda şöyle diyor:
    “Allah’ı gereği gibi takdir edemediler.“6 Allah’ı hakkıyla bilemeyenler,
    O’nu ve O’nun rabliğini anlamayanlar, başka dinlere girer, başka
    ilâhlara boyun eğerler. Kendilerini âlemlerin Rabbinden mahrum
    edenler, içlerindeki ihtiyacı başka yalancı ilâhlarla gidermeye çalışırlar.
    Kendini Allah’tan mahrum edenler, mutlaka başka ilâhlar
    (tanrılar) bulacaklardır. Yaratılış gereği Allah’a kulluk etmeyenler,
    ibâdet edecekleri bir ilâha, bir puta bağlanacaklardır. Allah’a hakkıyla
    kul olamayan insanın böyle dalâleti var, putunu kendi yapar,
    kendi tapar. İşte şirk yanlışı, insanı bu noktaya düşüren bir zillet
    ve bayağılıktır.
    Şirk En Büyük Zulümdür: Kur’an’ın ifadesine göre şirk en
    büyük zulümdür.7 Zulüm, hem nûrun zıddı olarak karanlık; yani
    kötülük, mutsuzluk, kaos, huzursuzluktur; hem de hakkı asıl sahibine
    değil de bir başkasına vermek, Allah’ın hâkimiyet hakkını,
    hiç hakkı olmayan başkalarında görme yanlışlığıdır. Şirk inancı, insana
    huzur değil; sıkıntıyı, emniyeti değil; korkuyu ve güvensizliği,
    saâdeti değil; şekaveti, adâleti değil; zulmü, iyi ahlâkı değil; azgınlığı
    ve fesâdı kazandırır. Kur’an, şirk koşanların sürekli huzursuzluk
    içinde olduklarını çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır: “Kim
    Allah’a şirk koşarsa sanki o gökten yere düşmektedir de kuşlar onu didik
    didik etmektedir veya rüzgâr onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.“ 8
    Şirk İnancının Bir Temeli Yoktur: İslâm’a göre tek yaratıcı
    Allah’tır ve O bütün kâinatın tek hâkimidir.9 Bu açıdan şirkin bir
    esası, bir temeli yoktur. Zaten müşrikler bile sıkıştıkları zaman
    âlemlerin Rabbi Allah’a sığınırlar.10 Yerde ve gökte iki veya fazla
    ilâh (tanrı) olsaydı hepsinin düzeni bozulurdu.11 Öyleyse şirk dininin
    ilâh anlayışı temelinden sakattır. Şirk inancı, sahibini desteksiz
    ve yönsüz bırakır. Şirk koşanlar, Allah ile bağlarını kopardıkları
    için haktan uzak kalırlar, yanlış hüküm verirler, adâletten uzaklaşırlar,
    zulme bulaşırlar. Hatta bu şirk onlara çocuklarını öldürmeyi
    4 53/Necm, 19-23
    5 6/En’âm, 100; 7/A’râf, 191-192
    6 22/Hacc, 74
    7 31/Lokman, 13
    8 22/Hacc, 31
    9 6/En’âm, 101, 164; 10/Yûnus, 68; 17/İsrâ, 111; 22/Furkan, 2
    10 6/En’âm, 40, 63; 10/Yûnus, 22
    11 21/Enbiyâ, 22
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 16 -
    bile güzel gösterebilir.12 Ancak, şirk inancı insanı tatmin etmez.
    Müşrik kimse, bir arayış ve özlem içerisindedir. Müşrikler, ibâdet
    ve duâ ettikleri ilâhlarının kendi ihtiyaçlarını karşılayacağını sanırlar.
    Hâlbuki ilâhlar onlara hiçbir karşılık veremezler. İlâhlara yalvaranların
    hali susuzluğunu gidermek için iki elini suya uzattığı
    halde asla suya ulaşamayan kimse gibidir. 13
    Müşrikler, hiçbir şey yaratamayacak olan, aksine kendileri bir
    Yaratıcı tarafından yaratılmış şeyleri Allah’a şirk/ortak koşmaktadırlar.
    Şüphesiz aklını iyi kullananlar bunun yanlışlığını görürler.14
    Allah’a ait özellikleri (nitelikleri) yaratılmış olanlara vermek, yanlışların
    en büyüğüdür. Şirk koşanlar büyük sapıklık ve karmaşa içerisine
    düşerler.15 Onlar, dibi görünmez bir karanlığa yuvarlanırlar.16
    Allah (c.c.) böylesine yanlışlığa ve sapıklığa düşenlerin yüreklerine
    sürekli bir korku salmıştır. Onlar devamlı bir tedirginlik ve korku
    içerisindedirler.17 Onlar, âhiret hayatına yakînen inanmadıkları
    için, hep dünyada kalmak isterler, ölmekten korkarlar. 18
    Allah (c.c.) şirk günahını affetmez: Kur’an’ın haber verdiğine
    göre Allah, şirk koşma dışında kalan günahlardan dilediğini
    bağışlayacaktır. Ancak, rahmetinin genişliğine rağmen müşrikler
    bu rahmetten mahrum kalacaklar. Çünkü şirk, kulun işlediği en
    önemli cürümdür.19 Yarın hesap gününde onlar affedilmeyi, merhamet
    olunmayı istedikleri zaman onlara “hani dünyada iken ortak
    koştuklarınız, çağırın bakalım“ denecek. Ama ortak koştukları
    şirk unsurları onlara asla yardım edemeyecektir.20 Hatta o şirk koştukları
    şeyler, müşriklere ‘siz yalancılarsınız’ diye cevap verecekler
    ve kendilerinin Allah’a teslim olduklarını söyleyecekler. 21
    Şirk koşmadan ölenlerin affedileceği umulur: Şirk koşanlar,
    kesinlikle cehennemliktirler.22 Müslümanlardan şirk koşmadan
    ölenlerin affedilip cennete konulacağı umulur. 23
    Ebû Zer (r.a.)’in rivâyet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.s.)
    şöyle buyurdu: “Cebrail (a.s.) bana gelerek; ‘Ümmetinden kim Allah’a
    12 6/En’âm, 137
    13 13/Ra’d, 14
    14 7/A’râf, 191
    15 4/Nisâ, 48
    16 4/Nisâ, 116
    17 2/Âl-i İmrân, 151
    18 2/Bakara, 96
    19 4/Nisâ, 48, 116
    20 6/En’âm, 23; 16/Nahl, 27; 18/Kehf, 52
    21 16/Nahl, 86-87
    22 5/Mâide, 72; 4/Nisâ, 116
    23 Müslim, İman 151-152, hadis no: 93-94, 1/94
    ŞİRK
    - 17 -
    herhangi bir şeyi şirk koşmadan ölürse cennete girer müjdesini verdi.“ Ben,
    (hayretle) zina ve hırsızlık yapsa da mı? diye sordum. “Evet, hırsızlık
    etse de, zina yapsa da“ cevabını verdi. Ben tekrar: ‘Yani hırsızlık etse,
    zina yapsa da ha?’ dedim. “Evet, bunları yapsa da (Cennete girecektir)“
    buyurdu. Ben aynı soruyu dördüncü defa sorunca; “Ebû Zerr’in burnu
    kırılsa (patlasa) da Cennete girecektir“ buyurdu.24 Peygamberimiz,
    açık ve büyük şirkten sakındırdığı gibi, mü’minleri gizli şirkten de
    sakındırmaktadır.25 Peygamberimiz, şunu da ilâve ederek diyor ki:
    “Dikkat edin ben size onlar (müslümanlar) güneşe, aya tapacaklar demiyorum,
    ancak onlar amellerini Allah’tan başkası için yapacaklar.“ 26
    Şirkin Çağdaş Yansımaları
    Şirk, Allah’a ait özellikleri bir anlamda gasbetmek ve onları
    hak etmeyenlere vermektir. Haddi aşan insanlar veya aklını iyi kullanmayanlar,
    Allah’ın rabliğini, melikliğini, ilâhlığını, hâkimiyetini
    gasbederler. Bütün bu ilâhî özellikleri bazı şeylere, insanlara veya
    birtakım güçlere verirler. Sonra da onların önünde şöyle veya
    böyle boyun eğerler, onlara mutlak anlamda itaat ederler. İnsanların
    şirk içinde olması Allah’ın rabliğine zarar vermez. İnsan,
    kendi aleyhine olarak şirke yuvarlanır. Ancak, şirkin zararı sadece
    müşrikle sınırlı kalmaz, topluma da yayılır. Şirkin ve müşriklerin
    güçlü olduğu yerlerde fesat yaygınlaşır, hayatın huzuru bozulur.
    Allah’tan başka yaratıcı, öldürücü, mutlak tasarruf sahibi, sınırsız
    güç sahibi, sevilen ve ibâdet eder gibi itaat edilen, hükmüne
    -Allah’ın hükümlerine aykırı olarak- boyun eğilen her şey, şirke götüren
    sahte tanrılardır. Şirk içinde olanlar, şüphesiz toplum içinde,
    tabiatta ve insan ilişkilerinde dengeyi bozarlar. Hâlbuki Tevhid bu
    hayatî dengeyi kurmak ve korumak için gönderilmiştir.
    Şirke düşenler hiçbir zaman “Allah (c.c.) evreni şu kadar ortakla,
    yardımcı ile idare ediyor“ demiyorlar. Onlar, yaptıklarının şirk
    olduğunu çoğunlukla kabul bile etmezler. Hatta birçoğu İslâm’a
    ve Kur’an’a saygı duyduklarını dahi söylerler. Ancak, şirk koşmaktan
    maksat, Allah’ın evren üzerindeki hâkimiyetini tanımamak,
    O’nun hükümlerini reddetmek ve O’na Rabliğinde ortaklar bulmak,
    öyle inanmaktr. Dolaysıyla hayata ait hükümleri, İlâhî ölçüleri
    Allah’tan almamak, kulluğu, mutlak itaati başka sahte ilâhlara
    yapmaktır.
    24 Müslim, İman 153-154, hadis no: 94, 1/94-95; Tirmizî, İman 18, hadis no:
    2644, 5/27; Buhârî, Tevhid 33; K. Sitte, 2/205
    25 İbn Mâce, Zühd 21, hadis no: 4204, 1/1406
    26 İbn Mâce, Zühd 21, hadis no: 4205; Hüseyin K. Ece, İslâm’ın Temel Kavramları,
    s. 635-639
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 18 -
    Bu anlamda çağımızda yepyeni şirk örnekleri gelişmiştir. Eskiden
    görülen şirk çeşitlerine yenileri de ilave olmuştur. Artık atalar
    dini, eskiden beri devam eden putçuluk, falcılık, kurtarıcı liderlik,
    siyasal güçler, mezarda yatan ölüler, spor kulüpleri, ikon (put) haline
    getirilen sevgililer, herbir şeyi taklit edilen sanatçılar, dünya
    çıkarları, makamlar, heykeller ve ölümlü kişiler birer şirk aracı haline
    getirilmiştir. Allah’a inandığını söyleyen niceleri, O’nun Rabliğini
    göklere gönderirken, O’nun yalnızca göklere karışmasını isterken,
    kendi hayatına ve toplum hayatına başkalarının ilkelerini
    daha uygun görmekte, Allah’ın peygamber aracılığıyla gönderdiği
    ölçüye aldırış etmemektedirler. Bir kişinin veya bir siyasal gücün
    ilkelerini Allah’ın hükümlerinin önüne getirebilmektedirler. Çok
    üstün sandıkları birtakım kişilere ve şeylere Allah’tan ve O’nun
    hükümlerinden daha fazla değer vermektedirler. İslâm, insanın
    bu sapıklıktan kurtulup Tevhidle hayat bulmasını istiyor. Allah’ı
    birlemek ve yanlızca O’na kulluk yapmak üzere yaratılan insanın
    fıtratına uygun olan da budur. İnsana düşen, Kur’an’ın “De ki O
    Allah tektir. O’nun eşi ve benzeri yoktur. Doğmamış, doğurulmamıştır.
    Hiçbir şey O’na denk/eş değildir.“27 gerçeğine teslim olmak ve gereğini
    yapmaktır. 28
    İnsan, müslümanım dediği, kelime-i tevhidi söylediği halde,
    cehalet ve düzenin/ortamın cahilî yapısından dolayı -Allah muhafaza
    etsin- kolaylıkla şirke düşebilir. Mü’min olmak, çok zor değildir;
    esas önemli olan, özellikle İslâm’ın hâkim olmadığı çevrelerde
    mü’min kalmak ve müslüman olarak ölmektir. Günümüzde sık
    görülen şirk unsurlarının, tevhidi bozan durumların bazıları şunlardır:
    Güncel Câhilî Eğitimde Şirk: Câhilî eğitim kurumlarında bilginin
    temel kaynağı olarak vahy kabul edilmeyip, sadece akıl ve
    duyu organları kabul edilir. Bu, hem eski Arap câhiliyyesinde, hem
    de günümüzdeki şirke dayalı düzenlerin güdümündeki modern
    câhiliyyede ortak şirk kaynağıdır. Dünyanın oluşumu ve insanın
    ortaya çıkışı konularında ortaya atılan teoriler câhilî eğitimin temelini
    teşkil eder. İlk insanı, tesadüf sonucu veya doğa kanunları
    gereği hayvanın evrim geçirmiş türü kabul eden günümüz bilimleri
    ve eğitim anlayışları, yaratmayı ve eğitip terbiye etmeyi
    (rabliği) Allah’a hiç dayandırmayan, yaratıcı ve rab olarak başka
    tanrılara inanan müşrik tip yetiştirmek için çabalar. Yaratma konusunda
    Arap müşrikleri kadar bile Allah’ı kabul etmeyen şirk zihniyeti,
    dünyadaki ilk insanların yaşayışını, karanlık çağ safsatası ile
    27 112/İhlâs, 1-4
    28 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 640-641
    ŞİRK
    - 19 -
    başlatır. Çağ tasnifleri ve tarihe bakış, tevhidî inanıştan tümüyle
    farklıdır. Hz. Âdem’den beri devam eden tevhidî hayat ve hakbâtıl
    mücadelesi unutturulmak istenir. Müşriklerin hâkim olduğu
    devlet düzenleri, ileri medeniyetler olarak tanıtılır, câhiliyye hayatı
    ideal toplum modelleri olarak sunulur. Câhiliye eğitiminden
    geçmiş ve İslâm’ı hakkıyla öğrenememiş her ırktan insanın asr-ı
    saâdeti; Roma, Atina ve Isparta uygarlığı, Mısır veya Bâbil medeniyetidir.
    Hepimizin okullarla şu veya bu şekilde bir ilişkisi var. Ya kendimiz
    veya çocuklarımız ya da en yakınlarımızdan birileri eğitim
    adına eritiliyor, öğütülüyor. Yeni neslin kafaları düzene uygun
    hale getirilmek için yontuluyor, fıtratları bozuluyor. Ve bu konuda
    Müslümanlar olarak çıkış yolu bulamamanın bin bir zilletini
    yaşıyor ve vebalini taşıyoruz.
    Problemi anlamadan çözüm mümkün olmaz. Hastalığı doğru
    teşhis etmeden tedavinin mümkün olmadığı için, önce problemin
    adını koymamız gerekiyor: Okullar, devlet kurumları olduğuna ve
    bu ülkede yaşayan her çocuk, 8 yıl zorunlu eğitime tâbi tutulduğuna
    göre, ilk olarak devleti/düzeni din açısından teşhis etmeyle
    işe başlamamız lâzımdır.
    Türkiye, bir din devletidir. Okullara ve her türden resmî kurumlara
    baktığınızda bunu kabullenmek zorunluluğu var. Kemalizm
    dini, tek dindir ve kimse Atatürk’e hiçbir şeyi ortak koşamaz.
    Laik olduğunu iddia eden T.C., aslında Kemalist bir teokrasidir.
    Devletin resmî lügatinde bu ilan edilir: 1948’de basılan Türk Dil
    Kurumu’nun Türkçe Sözlüğüne göz atılırsa sadece devletin değil,
    tüm Türklerin de dini Kemalizm’dir. Bu resmî sözlüğe göre; “Kemalizm:
    Türklerin dini“dir. Türkiye Devletinde Atatürk tek ulusal
    lider kabul edilir ve halkın da bu tercihi alternatifsiz kabul etmesi
    istenir. Sanıldığının aksine, resmî inanışa göre o, yalnız askerî ve
    siyasî bir dehâ değil, aynı zamanda dinî liderdir de. Günümüzde,
    devletin okullarında okutulan Din Dersi (Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi)
    kitaplarının kapağına ve içeriğine, âyet ve hadisten daha fazla
    onun referans gösterildiğine bakmak yeterlidir. O, devlet inancında
    “ulu önder“dir. T.C., 1923’den beri Atatürk’ün en büyük
    olduğuna inandığı için her Türk vatandaşının onu sevmek ve ilkelerine
    itaat etmek zorunda olduğunu düzen, din yaklaşımı içinde
    tartışmasız kabul eder ve ettirir. Anayasa, partiler kanunu ve tüm
    yasalar onun ilkelerinin hiçbirine ters düşemez. Hangi parti yönetim
    rolünü üstlenirse üstlensin, aslında Atatürk her dönemde
    tek başına iktidardadır ve iktidarını başkalarıyla paylaşması, yani
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 20 -
    Atatürk’e şirk koşulması kabul edilemez. Bu ülkede egemenlik
    kayıtsız şartsız Atatürk’ündür. Bu ülkede din devletinden bahsedilemez,
    ama devlet dininin egemenliğinden rahatlıkla söz edilebilir.
    Ne diyordu Celal Bayar: “Atatürk’ü sevmek ibâdettir.“ Evet,
    devletin gözünde Atatürkçülük bir dindir. Devletin anayasasında,
    Allah, Peygamber, Kur’an, İslâm gibi kelimeleri bulamazsınız. Bunun
    yerine sadece Atatürk’e ve onun ilkelerine atıfta bulunulur.
    Devletin bu mutlak sevgisi ve bağlılığı, bir tapınmanın göstergesi
    kabul edilebilir.
    Kur’an, müşriklerin, “biz atalarımızın yolundan ayrılmayız,
    onların izinden gideriz“ dediğini belirtir. T.C. de kendine özgü bir
    atalar rejimidir. Türkiye düzeni, tüm Türk vatandaşlarının atası kabul
    ettiği için, atasını sevmeme hakkını kimseye vermez. Atatürk
    sevgisinden daha büyük sevgi olmaması gerektiğini, onun ilkelerinin
    tartışılmaz doğru olduğunu bir akîde ve davranış biçimi olarak
    ilân eder ve çeşitli âyinlerle bu tavır, İlköğretimin ilk sınıfından
    itibaren tüm vatandaşlara uygulattırılmaya çalışılır. Düzene göre,
    onun hata yaptığı kabul edilemez. Kimse Atatürk’ü eleştiremez,
    heykellerine ve fotoğraflarına yan gözle bakamaz.
    Düzenin ve okulların farklı bir dini dayattığı için, Müslüman
    çocuklarımız iki dinli yetişiyor. Evdeki din ile okuldaki din farklı;
    birbirine tümüyle düşman iki inanç ve yaşam tarzı sunuyor. Çocuklar,
    çifte standartlı yetişiyor. Ana ve babaların “aman oğlum, şunu
    sevme, şuna inanma, ama bunları okulda öğretmenine filan da
    belli etme!“ diye tavsiyesi, çocuğun karakterini daha küçük yaşta
    anormalleştiriyor.
    Bu ülkedeki tüm problem, çatışma ve gerginliklerin sebebinin
    dinler arası çatışma olduğunu söyleyebiliriz. Hayır, 19 Ocak
    2007 tarihinde ülkeyi karıştırmak ve belki de tekrar askerî darbeye
    zemin hazırlamak için öldürülen Hrant Dink’ten, Ermenilerden,
    azınlıklardan bahsetmiyorum. Onlar özgür olarak kendi dinlerini
    öğrenebiliyor, papazların öğretmen olarak görev yaptığı özel
    okullarda kendi dinlerine uygun eğitim alabiliyor, kendi dinlerini
    özgürce yaşayabiliyorlar. Devlet dini olan laiklik ve Kemalizm ile
    çoğunluğun dini İslâm arasındaki çatışmadan bahsediyorum. En
    önemli Kemalist devrimlerden biri tevhid-i tedrisattır. Yani, eğitim
    ve öğretimin tekel olarak devlete ait olduğu ilkesi. Tevhid eri
    Müslümanlar olarak biz tevhid-i tedrisat değil; tevhîdî tedrisat
    istiyoruz. Eğitim, tümüyle devlet tekelinde olduğu için, okullarda
    şikâyet edilen tüm problemlerden öncelikle bu düzen sorumludur.
    Bu ilkeden yola çıkarak düzen, eğitim kurumlarında kendi
    dinini, kendi kutsallarını bütün Müslüman çocuklara dayatmakta,
    ŞİRK
    - 21 -
    bütün çocukların laik ve Kemalist olmasından başka bir seçenek
    ve özgürlük tanımamaktadır. İslâm’ın putperestlik olarak kabul
    ettiği uygulamalar, törenler, âyinler, övgüler okutulan derslerden
    de önemli, en öncelikli ders kabul edilmektedir. Siyer dersi işlenir
    gibi ama farklı bir kişinin hayatı işleniyor; uydurma coşkularla
    döne döne her yıl ezberlettirilip körpe beyinlerin yıkanması için
    anlatılıyor, anlatılıyor. Tüm derslerin içeriği Batıcı, laik ve Kemalist
    inanca uygun olarak veriliyor okul denilen tapınakta. Okullar,
    düzene uygun kafalar yetiştiren birer torna atölyesi konumunda
    işlev yapmaktadır. Uysal ve düzene itaatkâr nesiller, tâğuta kulluk
    yapmaya hazır insanlar yetiştirmek okulların temel görevi olmaktadır.
    Bu topraklardaki tüm okullarda verilen eğitim Kitapsız bir
    eğitimdir, tıpkı devletin Kitapsız bir devlet olduğu gibi. Buradaki
    Kitab’ı tırnak içinde ve Kur’an anlamında ifade ediyorum. Yoksa
    fırlatılınca ekonominin yerle bir olduğu düzenin sarsıldığı Anayasa
    adında kutsal bir kitabı vardır devletin. Okullarda da bu kutsal
    Anayasa ve kutsal Nutuk kitabına uygun o paralelde farklı kitapların
    varlığını elbette herkes bilmektedir. Evet, insanlar tâğutî
    kurumlar aracılığıyla Kitapsız yapılmakla da kalmıyor, farklı kutsallarla
    yönlendiriliyor. Eğitim, Rab kavramını gündeme getirir.
    İnsanların mutlak eğiticisi, terbiye edip yetiştiricisi Allah’tır. O’nu
    temel almayan eğitim, eğitim değil öğütüm olur. Pansuman tedaviler
    yerine; radikal değişim ve çözümler olmadan eğitimden hayır
    beklemek, okyanusu yürüyerek geçmeyi düşünmek demek. Câhilî
    eğitim kurumlarında bilginin temel kaynağı olarak vahy kabul
    edilmeyip sadece akıl ve duyu organları kabul edilir. Laik devlet
    yönetime, laik eğitim de bilime Allah’ı karıştırmaz. Oralara başka
    ilâhlar(!) yön verir. Hâlbuki Kur’an’a göre yönetmek ve eğitmek
    sadece Allah’a ve izin verdiklerine aittir, bunların ilkelerini tesbit
    yalnız O’nun hakkıdır. Vahyi, eğitime müdâhale ettirmemek, hem
    eski Arap câhiliyyesinde, hem de günümüzdeki şirke dayalı düzenlerin
    güdümündeki modern câhiliyyede ortak şirk kaynağıdır.
    Dünyanın oluşumu ve insanın ortaya çıkışı gibi konularda ortaya
    atılan teorilerden tutun, hiçbir konu Allah’a dayandırılmaz. Eğitim,
    aynı zamanda besmelesizdir. Bismillâh deyip besmele çekerek
    başlamak bile yasaktır derse, Es-selâmu aleyküm’le sınıfa girmek
    gibi. Başörtüsü yasağı da gâyet doğaldır bu zihniyette. Ama besmele
    ile başlama, başörtüsüne göz yumma câhiliyyenin veremeyeceği
    tâvizler değildir. Ve bana göre câhiliyyenin o zaman tehlikesi
    daha büyük olur. İçinde haktan bazı basit hususlar taşıyan bâtıl
    daha tehlikeli olacaktır, hakka hiç yer vermeyen bâtıldan. Günümüz
    bilimleri ve eğitim anlayışları, yaratmayı ve eğitip terbiye
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 22 -
    etmeyi (rabliği) Allah’a hiç dayandırmadığından; yoktan var edici,
    yarattıklarını yönetici bir ilâh ve eğitici bir rab olarak başka tanrılara
    inanıp kul olmaya hazır müşrik tip yetiştirmek için çabalar.
    Kur’an’ın ilkelerine hiç yer vermeyen, O’nun emir ve yasaklarını,
    hükümlerini bilimsel bulmayan anlayışta neyi eleştirecek, nasıl
    düzelteceksiniz?
    Yaratma konusunda Arap müşrikleri kadar bile Allah’ı kabul
    etmeyen şirk zihniyeti, bize göre kendisine küçük bir Kitap (suhuf,
    vahy) verilmiş bir peygamber olan ilk insanı, okuyup-yazması
    olmayan, hatta konuşamayan, çiğ et yiyen mağara insanı olarak
    tanıtır. Şirk zihniyeti, ilk insanların yaşayışını, karanlık çağ safsatası
    ile başlatır. Çağ tasnifleri ve tarihe bakış, tevhidî inanıştan
    tümüyle farklıdır. Hz. Âdem’den beri devam eden tevhidî hayat
    ve hak-bâtıl mücadelesi unutturulmak istenir. Peygamberler değil,
    krallardır, tâğutlardır vahyi kabul etmeyen tarihin öne çıkarttığı;
    hak-bâtıl mücâdelesi değildir. Savaşlar, antlaşmalar ve uyduruk
    uygarlıklardır üzerinde durulan. Müşriklerin hâkim olduğu devlet
    düzenleri, ileri medeniyetler olarak tanıtılır, câhiliyye hayatı ideal
    toplum modelleri olarak sunulur. Câhiliye eğitiminden geçmiş
    ve İslâm’ı hakkıyla öğrenememiş her ırktan insanın asr-ı saâdeti;
    Roma, Atina ve Isparta uygarlığı, Mısır veya Bâbil medeniyetidir,
    şimdiki örneği de Batı, yani zulüm ve sömürü merkezi Amerika
    ve kokuşmuş Avrupa. Genel Coğrafya, Allah’tan bağımsız işlenir,
    dünya kendi kendine güneşten kopmuş, kendi kendine içinde
    canlılar belirmiş olarak körpe beyinlere sunulur. Diğer tüm derslerde
    de aynı ateist ve ataist bakış açısı sözkonusudur.
    Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin adından da anlaşılacağı
    gibi, Din, sadece kültür ve ahlâktan ibârettir bu zihniyete göre.
    Tevhidî Müslümanlar olarak “keşke olmasa“ dediğimiz Din Dersi,
    daha doğrusu “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi“ dersi için durum, biraz
    farklıdır. Dersin isminden de anlaşılacağı gibi, din, bir kültür
    olarak; ahlâk da bir bilgi olarak sözkonusu edilirken, yine ders
    kitaplarına Kemalist ve laik bakış açısı baştan sona hâkimdir. Bu
    ders kitaplarındaki ve müfredattaki farklılık, bu derste Atatürkçülüğün
    şirki kabul etmesidir. Yani diğer derslerde Atatürk’e eş ve
    benzer hiçbir güç, ideoloji, inanç kabul edilmez ve ona en küçük
    çapta bir ortaklık verilmezken; Din dersinde Atatürk’le beraber,
    Allah’tan ve Peygamber’den de bahsedilerek, Atatürk’e şirk koşulmasına
    müsaade edilir. Her ne kadar Atatürk’ün cümleleri, âyet
    ve hadislerden daha fazla ise ve Atatürkçü bakışla konular ele
    alınsa da, yine de, Atatürkçülüğe ters düşmeyen ve ona uygun
    yorumlanan başka bir dinle ilgili bazı hususlar kültür olarak da
    ŞİRK
    - 23 -
    verilmeye çalışılır. Bu ders, câhil halkın çoğuna göre çok önemlidir.
    Bir şuurlu genç Müslüman, marangoz hatası olarak nasılsa çıksa ve
    bu kitapların daha kapaklarındaki resimleri, içindeki referansları,
    Kur’an’dan fazla Nutuk’tan alıntıları göstererek “bu din benim
    dinim değil; bu kitaptakiler Kur’an’ın anlattığı İslâm değil!“ deyip
    halk tabiriyle “din dersi“ne girmek istemese -ki düzen sadece bu
    dersi bir zamanlar isteğe bağlı kabul ediyordu, şimdilerde zorunlu
    kabul ediliyor- başta babası ve yakın çevresi tarafından nasıl
    dışlanacaktır? Evet, bu ders, hakla bâtılın, putperestlikle İslâm’ın
    sentezinden ibaret ve şirk kabul edilmesi gereken anlayış doğrultusunda
    düzenin oltaya taktığı bir yemdir.
    Bu konular, halkımızın gündeminde yoktur. Aydınlar ve Müslüman
    yazarlar, hocalar da tartışamaz bile. Câmiler de devlet dairesine
    benzediğinden oralarda da bahsedilmez bu hususlar. Abdesti
    bozan konular, tevhidi bozan konuların önüne geçirilir hep.
    Kur’an’ın en fazla önemsediği, bütün peygamberlerin en büyük
    mücadeleyi bu konuda verdiği putperestlik ve şirk konusu, artık
    çağdaş müslümanı(!) hiç ilgilendirmemektedir.
    Câhillik kötüdür, dolayısıyla “çocuğumu nerede, hangi şartlarla
    nasıl olursa olsun okutayım“ demek, daha da kötü olabilir.
    Fazla ilim sahibi olmamak anlamında kullanılan câhillik kötüdür
    ama, küfür mânâsına gelen câhillikten çok ama çok ehvendir. Halkın
    birinci tip câhillikten/bilgisizlikten ağzı yıllardır yandığından,
    çocuğunu ikinci tip câhil yapmaya yeltendi. Yani câhilliğe rızâ göstermeyeyim
    diye, câhilî eğitime râzı oldu, yağmurdan kaçarken
    doluya tutuldu.
    “Ne yapmalı?“ sorusu bu teşhisin içinde. Hastalık doğru teşhis
    edilmeden tedâvi mümkün değildir. Doğru teşhise katılan, hatanın
    nerede olduğunu tesbit eden, çözümü bulmakta zorlanmayacaktır.
    Çocuk, anne ve babaya emânet olarak teslim edilmiş bir
    fitnedir/sınavdır. Ana-baba, kendisi veya vekilleri eliyle çocuğun
    ya İslâm fıtratını koruyacak, ya da şirke bulaştırılacak. İkincisi olursa,
    âhirette de kendisini bu şekilde yetiştiren büyüklerine şöyle
    diyecek: “Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün, ‘Eyvah bize! Keşke Allah’a
    itaat etseydik, Peygamber’e itaat etseydik!’ derler. ‘Ey Rabbimiz! Biz reislerimize/
    beylere ve büyüklerimize itaat edip uyduk da onlar bizi yoldan
    saptırdılar’ derler. ‘Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir
    lânetle lânetleyip rahmetinden kov.“ 29
    “Eğitim konusunda neler yapılmalı?“ sorusuna verilecek cevabın
    şekli, öncelikle bizim nerede durduğumuz ile alâkalıdır. Nihâî
    29 33/Ahzâb, 66-68
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 24 -
    tercihimizi Allah’tan, âhiretten, cennetten, İslâm’dan, Kur’an’dan
    yana yapıp yapmadığımızla ilgilidir. İmkân ondan sonraki mesele.
    Zaten Allah, nihâî tercihini Kendinden yana yapanlara, yollarını
    açacak, onları güçlerinin dışındakinden zaten hesaba çekmeyecek.
    Ama önce biz bu tercihi yapmış mıyız, ya da böyle bir arayış içerisinde
    miyiz, onu sorgulamamız lâzım. Yani, Allah’a kulluğu birinci
    sıraya alıyor muyuz? İşimizi seçerken, eşimizi, aşımızı seçerken,
    evlâdımızla ilgili tercihimizi yaparken, kendimizle ilgili kararlar
    verirken Allah’ı merkeze alarak mı hareket ediyoruz? Yoksa kulluk
    görevlerimizle ilgili çoğu alanda mâzeret adıyla bahânelere
    mi sığınıyoruz?
    Okul gibi, askerlik gibi konuları çözmek için devlet gücü
    lâzımdır. Müslümanlar günümüzde dünyanın hemen hiçbir yerinde
    siyasî otorite oluşturamadılarsa, bunu mâzeret sayıp kesin
    haram olan, hatta haramın ötesinde şirkle bağlantılı olan
    hususlara bahane arama lüksüne sahip olamazlar. Siyasî otoriteleri
    yoksa cemaatleri vardır (olmalıdır). Mekke’de camii yoktu,
    okul yoktu; ama Erkam’ın evi vardı. Ümmetin evleri vardı. Yani
    camii, okul fonksiyonunu icra edecek, insanlara vahyi öğretebilecek,
    çocuklarını bu noktada korumalarını sağlayacak, imkânların
    elverdiği en uygun çözümlere gidilmişti. Yine Hz. Mûsâ, Firavun
    gibi azgın bir zorbanın her uygulamasıyla tanrılık tasladığı bir
    yerde risâlet görevine muhâtap olmuştu. Hz. Mûsâ’yla ve O’na
    iman edenlerle ilgili bir âyet-i kerime var; meâli şöyle: “Mûsâ’ya
    ve kardeşine, ‘kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz
    kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri müjdele’ diye
    vahyettik.“30 Zaferle müjdelenecek mü’minlerin yapmaları gereken
    zafere yönelik faâliyetler gündeme gelir. Nedir o? Evleri mescid
    edinmek. Mescid tâbirini bugünkü vâkıadan yola çıkarak sadece
    namaz kılınıp dağılınan yerler değil; otuz civarında işlevi bulunan,
    siyasal, sosyal, ailevî ve eğitimle ilgili her türlü düzenlemeyi içeren
    bir muazzam kurum olarak düşündüğümüzde, evlerin mescid,
    yani mektep, okul ve insanların ihtiyaçlarına cevap verecek kurumlar
    haline getirilmesi emri ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla hantal
    yapıların modası da geçti. Müslümanlar ne kaybettilerse araçlardan,
    metotlardan kaybettiler. Halen de yeterince ibret almıyorlar.
    Çoğunluk olarak 1969’dan sonra bir partinin arkasında faâliyetler
    yaptılar. Bir düdük öttü, bütün müslümanların faâliyetleri kesiliverdi.
    Sonra Kur’an Kursu, İmam Hatip faâliyetleri oldu. Bir yönetmelik
    çıktı, bir başörtüsü yasağı oldu, sekiz yıllık zorunlu eğitim
    başladı; Kur’an Kurslarının kapıları kapanıverdi. Katsayı değişti,
    30 10/Yûnus, 87
    ŞİRK
    - 25 -
    İmam Hatipler câzibesini yitirmeye başladı. Yeni ve köklü alternatifler
    oluşturulmadı. Vakıflara bazı zorluklar getirildi, tavizler
    ve geri adımlar hızlandı. Müslümanlar dar ve engelli alanlarda
    sıkıştılar kaldılar. Yani çok yönlü mobil hizmet alanları oluşmadı.
    Çok yönlü kullanılabilecek ve değişik planlara müsâit faâliyet için
    cemaatlere, dernek ve vakıflara çok iş düşüyor.
    Okullarda Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersini zorunlu saymayarak
    ateist bir insanın çocuğuna din dersini mecbur etmeyen bir
    düzen, bir müslümana da ateist ve İslâm’ı dışlayan eğitim anlayış
    ve uygulanışını mecbur etmeme eşitliği tanımalı değil midir?
    Okulsuz olma özgürlüğü, okul reddetme hakkı, insan hakları kapsamına
    girmiyor mu? Böyle hukuk anlayışı ve özgürlük olur mu?
    Bir Müslüman kalksa, “her istediğiniz bâtılı, zihnine yerleştirmek
    ve onu düzene uygun bir tarzda bir müşrik vatandaş haline getirmek
    için çocuğumu zorla elimden alıyorsunuz, bu bizim özgürlüğümüzü
    yok sayan bir durumdur; okul dediğiniz şey, bizim için
    hapishane ve zindan konumundadır“ dese, ne cevap verir yetkililer?
    Bir hak mıdır eğitim, yoksa vatandaş açısından bir sorumluluk
    ve zorunluluk mu; devletin uyguladığı tek tipleştirme dayatmasından
    önce bunu hukukçularına danışıp anayasaya uygunluğunu
    değerlendirmesi gerekir. Dayatmacı bir düzen hukukun üstünlüğünü
    tanıyarak özgürlükçü ve eşitlikçi davranır mı; zaten problemin
    özü bu sorunun cevabında yatıyor.
    Öncelikle vurgulamalıyız ki, İslâm’ın hâkim değil mahkûm olduğu
    ülkelerdeki okullarda müşrik olmama özgürlüğü yok. Öğrenci
    ve öğretmen olarak şirk tornasından geçmeme hakkı için
    mücâdele gerekiyor. Bir manifestomuz yok. Bir müslümanın her
    çeşit eğitim kurumlarında yapmasının kesinlikle câiz olmadığı şeyler,
    câiz tâbirinden de öte insanlık suçu olduğunu ilan edecekleri,
    resmî âyinlerde şirk unsuru olan hususlar varsa bu törenler, bazı
    derslerde kabulü ve dillendirmesi şirk olan durumlar varsa onlar,
    kamuoyuna hâlâ yansıtılmamıştır. Burada ben, tartışmalı olan, yoruma
    tâbi olan hususları kastetmiyorum. Çok net olarak, eğitimle
    ilgili İslâm’la bağdaşmayacak şirk unsurları şunlardır diyerek maddeleştirip
    kamuoyuna veli, öğrenci ve öğretmenlere ilan ve tebliğ
    bile edememişiz. Her vatandaşın ve her düzenin bunları rahatlıkla
    bilmesi ve zulmün boyutlarının sergilenmesi gerektiğini düşünüyorum.
    Varsa yoksa sadece başörtüsü yasağı gündemde. ABD
    gibi, Avusturya ve diğer Avrupa ülkeleri gibi, başörtüsünün suç
    olmadığı memleketlerde yaşasaydık, bizim okullardan istediğimiz
    olmayacak mıydı? Yani sadece üniversitelerde ve sadece başörtüsünden
    başka. Başörtüsüne bile müsaade etmeyen bir zihniyet
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 26 -
    aracılığıyla, başın içine koyduğu bilgi ve kültürün ne olup olmadığı,
    ciddi mânâda maddeler halinde net olarak dosta düşmana
    ilan edilebilmiş bile değildir ki, ona göre eylem planı hazırlansın.
    Çözüm konusunda azîmet veya ruhsat olarak iki çizgiden biri
    seçilmelidir. İlki, yanlış olarak radikallik denilen savaşçı kimliği, Allah
    askeri olmak ile; diğeri de en asgarî bir tevhid eri Müslüman
    kimliğiyle alâkalıdır. Birincisi toptan reddetmektir, tüm tâğutları
    ve tâğûtî kurumları. Bedeli vardır elbette bu tavrın. Mümkün
    ki, bu tavır savaş ilanı kabul edilecek, sürgünler yani hicretler,
    mahrûmiyetler, sıkıntılar, cezalar gibi karşı tarafın zulmüne göğüs
    germeyi gerektirecektir. Ayrıca, alternatifler oluşturmadan
    sadece tavır almak yeterli olmadığı için imkânlar oranında çözüm
    üretmeyi, müslümanca bir eğitim arayış ve çabalarını da mutlaka
    oluşturma mecburiyetini de ebeveynin sırtına yükleyecektir.
    Her müslümanın kahraman olması beklenemeyeceği, İslâm’ın
    bedevîlerin, ihtiyar kadınların, âciz müstaz’afların da dini olduğu
    için, ruhsat yolu da tercih edilebilir. Bu konuda, tâviz verilebilecek
    hususlarla tâviz verilmesi bir Müslüman için mümkün olmayan
    şeyleri ayırt etme mecbûriyeti karşımıza çıkmaktadır. Müslüman,
    İslâm’ın hâkim değil mahkûm olduğu ülkelerde ve böyle ortamlarda
    belki zâhiren tâğutların egemenliğini kabul etmiş gözükerek
    Allah’ın affetmesini umacağı günahlarla bu konuda tâviz vererek
    kurtulabilir. Ama yeterli bir ikrâh olmadığı müddetçe küfür lafız
    söyleyemez ve küfür davranışlarını sergileyemez. Bülûğa ermemiş
    olan temyiz yaşındaki çocukların mürtedliği de geçerlidir Hanefî
    fıkhınca. O yüzden çocuğunu kendi elleriyle ateşe atmamak için
    ebeveyn, onu kurumlardaki küfre karşı uyarmalı, Müslüman kimliğini
    nasıl taşıyıp nasıl koruyabileceğini iyi öğretmelidir. Cezalar
    da verilse, tâğutların övgüsü niteliğindeki şiirleri okumayacak,
    onların övüleceği bayram ve törenlere katılmayacak, en azından
    ağzından tâğutların kutsallarını över anlamda sözler çıkmayacak
    ve bu tür davranışlardan her ne pahasına olursa olsun uzak kalacaktır.
    Bu konuda ant törenleri ve bayramlar çözüm getirilmesi
    gereken problemler olarak karşısına çıkacaktır Müslüman ebeveynin.
    Derslerdeki terslikler, yani bir Müslüman açısından küfür olan
    hususlar tesbit edilmeli ve zihin ve gönüllere o tür zehirli gıdaların
    girmemesine özen gösterilmelidir. Okullarda nasıl gıdalar verildiği,
    her akşam çocuk eve geldiğinde kontrol edilmeli ve varsa
    zehirler iyice yerleşmeden hemen temizlenmelidir.
    Günümüzde ekonomik yorumlar da baştan sona şirk anlayışı
    içerir. Sadece iktisat ve ekonomi eğitimi veren kurumlar değil; medyanın,
    hatta halkın gündemindeki ekonomik değerlendirmelerin
    ŞİRK
    - 27 -
    hemen hepsinde para, ilâhların başında gelir. Tüm mülkün, para,
    mal ve nimetlerin Allah’a ait olduğu anlayışı olan “ekonomik tevhid“
    anlayışına yer yoktur. İnsanların ekonomi yönüyle de evrim
    geçirdiği, ilkel komünal toplumdan köleci topluma, feodal toplumdan,
    kapitalist ve sosyalist topluma doğru seyri ve bu çeşit tasnifi,
    insanların Allah’tan bağımsız olarak sürekli evrim geçirdiği
    iddiasını haklı çıkarmaya dayanır. İlk insanın, ilk peygamber ve ilk
    yaşama biçiminin vahyin ışığında tevhid olduğu gerçeği, en küçük
    bir teori ve ihtimal dâhilinde bile değerlendirilmez.
    Siyasal şirk anlayışı da bilimsel kılıflarla takdim edilir. En
    iyi sistem, milyonlarca yıllık tecrübe sonunda cumhuriyet ve demokrasi
    olarak adlandırılır. Hakk’ın değil; halkın egemenliğine,
    Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyi alternatif bile kabul etmeyen
    bu câhiliyye düzenlerini neredeyse tüm insanlar canla başla savunur.
    Faşist, kapitalist veya sosyalist olsun her farklı grup, gerçek
    demokrasinin kendi savundukları ideoloji ve düzen anlayışında
    olduğunu iddia ederlerken, kendini müslüman sayan nice insan
    da bu orkestraya katılır.
    Devlet yönetiminde dine yer yoktur, eğitim ve sosyal hayatın
    düzenlenmesi laik ve Kemalist esaslarla düzenlenmek zorundadır.
    Din anlayışı, din eğitimi ve din kurumları da laik düzenlemeye
    tâbidir. Dinlerin ortaya çıkışı, din eğitimi veren laik kurumlarda
    da doğal olarak şirk esasına dayandırılır. İlk din İslâm, ilk insan ilk
    peygamber, ilk peygamber Hz. Âdem değildir bu şirk anlayışında;
    insan, önce tabiata, totemlere tapmış, sonra çok tanrılı dinleri
    icad etmiş, çok sonraları da tek tanrılı din anlayışı oluşturmuştur...
    Modern câhiliyyenin sosyal ve siyasal şirk anlayışı gereği, devlet,
    din esaslarına -en küçük çapta bile- dayandırılamaz. Tüm kurum
    ve kurallarıyla şirkin dışına çıkılamaz bu devlet anlayışında.
    Halk da sosyal hayatta, kamu alanında tevhidî inancını sergileyemez,
    muvahhid bir şekilde yaşayamaz. Ama demokrasi vardır;
    halk şirk arasında istediği tercihi özgürce yapabilir, istediği tâğutu
    rab olarak seçebilir.
    İnsanların çoğu, aynen eski Arap câhiliyyesinde olduğu gibi,
    Allah’ı, göklerin hâkimi kabul ediyor, yağmuru yağdıran, insanları
    ve varlıkları yaratan olarak kabul ediyor; ama yeryüzüne O’nu karıştırmak
    istemiyor, yerin egemenliğini başka tanrılara veriyorlar.
    “Allah, yeryüzünde (o da beşerî kanunlara, ilke ve yönetmeliklere
    uygun olmak şartıyla) sadece -o da sınırlı şekilde- câmilere karışabilir,
    oraya hâkim olabilir. Üniversite dâhil okullara, mahkemelere,
    meclislere, çarşı ve pazarlara, cadde ve sokaklara, kıyafet ve
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 28 -
    kanunlara, sosyal hayatı düzenleyen anlayışlara karışamaz.“ Bu
    anlayış ve uygulamalar, şirk değil de nedir? Çok kaypak bir içeriği
    olduğu halde, üzerinde ittifak edilen en belirgin anlamıyla “dinin
    devlete, devletin dine karışmaması“ demek olan “laiklik“ gereği
    ve dayatması olarak sadece vicdana hâkim olmasına karışıl(a)
    mayan Allah’ı dünya işlerine karıştırmak istemiyorlar, buralarda
    egemen başka güçler (tanrılar) kabul ediyorlarsa, buna herhalde
    tevhid ve İslâm adı verilemez. Bu anlamda laikliğin çağdaş değil,
    temeli çok eskilere dayanan bir şirk olduğunu söyleyebiliriz. Ve
    eski Arap câhiliyesinin de Allah’ı (hak dini) dünya ve devlet işlerine
    karıştırmak istemediklerini, Peygamberimiz’le bunun için
    mücâdele ettiklerini biliyoruz. Demek ki şirk cephesinde yeni hiçbir
    şey yok; sadece eski câhiliyenin modern görünüm ve söylemleri
    var; tek millet olan müşrikler, ilkel atalarını taklit etmekten
    başka bir şey yapıyor değiller.
    İnsanlar, demokrasi ve özgürlük putlarının da etkisiyle,
    hevâlarını hiçbir sınır tanımadan tatmin etmek istiyor, şeytanî fesad
    ve ahlâksızlıklara, içki, kumar ve zina evlerine dinin müdâhale
    edip yasak koymasını istemiyorsa, konu şirk kavramıyla ilgilidir.
    Tüm sosyal, siyasal, kamusal ve hukukî alanlara Allah’ın dışında
    başka tanrıların egemenliği egemen güçler tarafından isteniyor,
    dayatılıyor ve halk tarafından buna rızâ gösteriliyorsa, bunların
    tümü, şirkin dışında bir şeyle izah edilemez.
    Câhiliyye Arapları, yaratıcı olarak sadece Allah’ı kesin bir şekilde
    kabul ediyorlardı.31 Modern câhiliyye insanı ise, Allah’a bu
    kadar bile inanmıyor; ne olduğunu ve hangi vasıflara sahip olduğunu
    düşünmeden doğa/tabiat ve tesadüfe yaratıcılık atfediyor.
    Tabiatı ilâhlaştırarak çocukları, çiçekleri, güzellikleri doğanın
    armağanı olarak kabul ediyor. Bazen de bu “tabiat tanrısı“na
    kendisini ve hemcinslerini ortak koşuyor, kendisinin veya başka
    insanların yaratıcılıklarından bahsediyor.
    Tüm bunların yanında, her dönemde görülebilen şirk unsurlarını
    da katarsanız, muvahhid insanın, istisnalar dışında niye yetişmediği,
    huzursuzluk ve zilletin niye artarak devam ettiğinin temel
    sebebi daha iyi teşhis edilecektir.
    Yalnız, burada unutulmaması gereken önemli bir husus var:
    Allah’a ortak koşan birisinin, şirk koştuğu şey için, “bu da bir
    ilâhtır“, “ben buna da tapıyorum“ demesi veya böyle düşünmesi
    de, olayın şirk olması için şart değildir. Şirk, öncelikle kalpte yer
    eder, sonra düşünce ve hareketlere yansır. Şirkin temeli, Allah’tan
    31 29/Ankebût, 61, 63; 31/Lokman, 25; 39/Zümer, 38; 43/Zuhruf, 9, 87
    ŞİRK
    - 29 -
    başka herhangi bir şeyi Allah’a tercih etmektir.
    Hızır olarak adlandırılan ölümsüz zannedilen zat, gerçekte
    hayatta olmayan bir kimsedir. Yine Hızır gibi bazı ilâhî vasıflara
    sahip olduğu zannedilen “evliyâ“nın, tanrılaştırılıp bunların
    her yerde hazır ve nâzır olduğuna, insanları gözetlediğine, bazen
    koruyup yardım ettiğine inanılır. Dünyanın varlık sebebinin
    bu gibi zatlar olduğu kabul edilir. Müslümanım diyen nice insan,
    Allah’ın dünyayı ve özellikle yaşanılan coğrafyaları onların yüzü
    suyu hürmetine ayakta tuttuğunu, yoksa çoktan helâk edeceğini
    kabul edip dillendirir. Bu tür inançların gerçekle de, temel hakikat
    olan tevhidle de hiçbir ilgisi yoktur. Tümüyle bâtıl itikatlardır. Allah,
    dünyayı kendi irâdesiyle ayakta tutmaktadır. O’nun irâdesine
    engel olacak veya onu değiştirecek hiçbir zat olamaz. Allah, dünyanın
    ve evrenin işleyişi ile ilgili kanunlar koymuş, hikmetler belirlemiştir.
    Evren bu ilâhî kanunlarla ayakta durur. Allah’ın otoritesinde
    ve tasarrufunda hiçbir kimsenin ortaklığı yoktur. Dolayısıyla
    Allah’tan başkasına, sanki bir güce sahipmiş gibi duâ etmek şirktir.
    Ölülerden medet ummak câhiliyye sapıklıklarındandır. Muvahhid
    bir mü’min, bunlardan kesinlikle uzak durmalıdır. O, yalnızca Rabbinden
    dilekte bulunmalı, O’na yönelmeli ve O’na duâ etmelidir.
    Şirkin En Belirgin Özelliği Olarak Tarihten
    Günümüze Put ve Putlaştırma
    Tevhid ve şirk insanlık tarihi boyunca insanların bağlanageldiği
    iki dinin adıdır. İnsanlık tarihi şirkle tevhid arasındaki mücadeleden
    ibarettir. Bütün peygamberlerin tebliğlerinde vurguladıkları
    temel esas, tevhiddir. Kur’an-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu
    konu tevhidin önemi ve şirkten uzak durulmasıdır. Şirk, sadece
    putlara tapmak değildir. Nefsin istekleri peşinde koşmak, Allah’ın
    sevgisi yerine dünya sevgisini tercih etmek, bunların sonucunda
    Allah’ın hükümlerinden birini dahi reddetmek de şirktir.
    Peygamberimiz zamanındaki Mekke müşrikleri Allah’la birlikte
    birçok ilâha inanıyorlardı. Bu müşrikler kendi hevâ ve heveslerine
    göre putlar yapıyorlar ve onlara tapıyorlardı. Kâbe’nin içinde
    360 tane put bulunuyordu. Bunların en büyükleri; Hubel, Lat,
    Menat, Uzza isimli putlar idi. Ayrıca Ved, Suva, Yeûk ve Nesr isimli
    putlar vardı. Bunlar Hz. Nuh zamanında yaşamış olan iyi huylu,
    cömert ve sâlih insanlardı. Bu insanlar ölünce, onların heykelleri
    yapılmış ve zaman geçtikçe halk onlara tapmaya başlamıştı. Bazı
    Araplar bunlardan başka, güneşe, aya, bazı taşlara, ağaçlara ve
    hayvanlara tapıyorlardı. Bazı müşrikler ise, melekleri Allah’ın kızları
    olarak görüyorlar ve onları Allah’a şirk koşuyorlardı. Aslında
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 30 -
    insanların Allah’tan başka bir puta tapmasının asıl nedeni; kendi
    nefislerini ilâh edinmeleridir. Bugünkü müşriklerle, Peygamberimiz
    zamanındaki müşrikler arasında temelde bir fark yoktur. Müşriğin
    mantığı her devirde aynıdır. Bu mantık, Allah’ı yeryüzüne
    karıştırmama, yeryüzünde ilâh olarak kendini tanımadır. İşte şirkin
    aslı budur. Zamanımızda da insanlar her ne kadar kâinatı yaratanın,
    yağmuru yağdıranın, öldüren ve diriltenin Allah olduğunu
    kabul etseler de, O’nun tasarruflarında ortak tanıyorlar, dünya ile
    ilgili işlerde Allah’ın belirttiğinin aksine hükümler koyuyorlar. Günümüzde
    şirkin aldığı en net görünüm budur.
    Put, kişinin Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddî
    mânevî her şeydir ve putları bu yönleriyle hayatın amacı kılmak
    da şirktir. Put sadece tapılan birtakım nesneler değildir. Eğer hayatın
    amacı haline gelir ve insanı Allah’a isyana sevkederse, yerine
    göre makam, para, kadın veya insanlar için değerli herhangi bir
    şey put olabilir. Şirk düzeni; insanları köleleştiren, ilâhlık taslayan
    çağdaş Firavunlar ile onlarla işbirliği yapan sahte din adamları
    yani Bel’amlar ve sömürüye ortak olan, bizzat şirk düzeninden
    beslenen, haramzade, zengin elit tabaka ve bu üç kesime bağlanan,
    onlara itaat eden, onların koyduğu kanunlarla -Allah’ın
    hükümlerine aykırı olmasına rağmen- yaşayan halk yığınlarından
    meydana gelir.
    Kur’an-ı Kerim’in açıkladığı şirk çeşitlerinden birisi de putlara
    ibâdet şeklinde ortaya çıkan tapınmadır. Putlar çeşit olarak çok
    fazla olmakla beraber, genel olarak iki kısımda mütâlâa edilebilir:
    1- İnsan, hayvan, kuş veya bunların karışımı bir şeklin; ağaç, taş
    ve madenden yapılarak tapınılması biçiminde ortaya çıkan ilkel
    putçuluk. Bu tür putlara sanem veya vesen adı verilir.
    2- Herhangi bir şekil düşünmeksizin kafalara, gönüllere, kalplere
    dikilen veya tâbi olunan putçuluk. Bu tür putperestliğin görüntüsü
    daha moderndir. Sanem veya vesen dediğimiz ilk maddedeki
    putlar, tapanların nazarında tabiatüstü yüce bir gücü ve kuvveti
    temsil ettikleri için putperestler, bu güç ve kuvvetin tapındıkları
    putlarda gizli olduğuna inanırlar. Bu bağlamda her putun veya
    putçuluğun ilgili bulunduğu bir efsanesi, tahrif edilmiş tarihsel bir
    mitleştirmesi vardır. Bu putların bir kısmı iyiliği, bir kısmı şerri, bir
    kısmı ucuzluğu, düşmandan kurtuluşu, bereketi vs. yi temsil eder.
    İslâm tarihçilerinin kaydettiklerine göre putperestlik,
    İslâm’dan önce Arap yarımadasında oldukça yaygındı. Denilebilir
    ki, Arabistan’da putçuluğun bütün çeşitleri olmakla beraber, daha
    çok birinci maddede belirtilen putperestlik yaygındı. Kâbe’nin,
    ŞİRK
    - 31 -
    putperestliğin sergilendiği bir yer olarak gerçek amacından saptırıldığını
    görüyoruz. Peygamberimiz (s.a.s.) Mekke’yi fethettiği
    zaman Kâbe’ye girmiş ve orada peygamberlerin resimlerinin bulunduğunu
    görünce, bunların ortadan kaldırılmasını emretmişti.
    Ayrıca Kâbe’de herbiri farklı kabile ve şahıslara ait olan ve değişik
    şeyleri temsil eden 360 putu görünce, onların da kırılmasını emretmişti.
    Putçuluğun her çeşidine karşı çıkan ve putlara tapınmanın kötülüğünü
    en beliğ biçimde ortaya koyan Kur’ân-ı Kerim âyetleri,
    insanoğluna, yaratıcının sadece Allah olduğu fikrini ve putların,
    heykellerin de yaratıcı değil; yaratık olduğu düşüncesini aşılama
    sadedinde deliller sunar. “Siz, elinizle yonttuklarınız (putlar)a mı tapıyorsunuz?
    Oysa sizin de, bütün taptıklarınızın da yaratıcısı Allah’tır.“ 32
    Put, sadece Arapların cahiliyye döneminde taptıkları basit ve
    alelâde şekillerden veya özellikle Hz. İbrahim döneminde olduğu
    gibi muhtelif cahiliyye sistemlerinde tapınılan tahtadan, taştan,
    tunçtan heykellerden ve ağaç, kuş, hayvan, yıldız, gök cismi, ateş,
    ruh veya hayallerden ibaret değildir. Bu basit puta tapınma şekilleri
    Allah’a şirk koşmanın bütün boyutlarını kapsamaz. Yalnızca
    bu ilkel putçuluklar üzerinde duracak olursak ve Kur’an’daki
    şirkten maksadın sadece bunlar olduğunu kabul edecek olursak,
    oldukça boyutlu olan şirk kavramından bir şey anlamış olmayız.
    Oysa Kur’an’a göre put, o kadar geniş anlamlıdır ki, kişinin
    Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddî-manevî her şeydir.
    Bu putları, hayatın amacı kılmak da Allah’a şirk koşmak olarak
    nitelendirilmiştir. İnsanları kendilerine faydası dokunmayan ağaç,
    taş, maden vs. şeylere ibâdete sevk eden sebepler nelerdir? İnsanlar
    niçin putlara taparlar? Göz göre göre bu cansız şeylere neden
    tâzimde bulunulmuş ve bulunulagelmektedir?
    Putlara Tapınmanın Sebepleri: Kur’an, putlara tapınma sebepleri
    konusunda şunları sayar:
    1- Şefaat düşüncesi ve Allah’a bu aracılarla güya yakın olma
    arzusu: Kur’an, putçuların bu bahanelerini, yapay kılıflarını geçerli
    bir neden kabul etmez ve insanları putperestliği bırakmaları
    için en keskin ve sert dili kullanır. 33
    2- Aşırı ta’zim: Kur’an’a göre bir varlığa aşırı saygı gösterme,
    onu yüceltme ve onu ululama, sonuçta onu tanrılaştırmaya yol
    açacağı için yerilmiş ve şirk olarak değerlendirilmiştir. Sanki ibâdet
    32 Saffat, 95-96
    33 Bkz. 39/Zümer, 3, 44; 10/Yûnus, 18; 17/İsrâ, 56-57; 43/Zuhruf, 86; 30/Rûm, 13
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 32 -
    edilecek derecede yüceltilen şahsiyetler, Allah katında makbul ve
    aslında böyle bir ta’zimden kaçan kimseler bile olabilirler. Kur’an,
    peygamberlere, din adamlarına, meleklere, sâlih insanlara vb. varlıklara
    gösterilen bu aşırı ta’zimi şirk olarak değerlendirmiştir. 34
    3- Aşırı sevgi: Kur’an, herhangi bir şeyi, Allah’ı sever gibi severek,
    onun arzularına, emir ve yasaklarına itaat etmeyi Allah’a şirk
    koşmak olarak değerlendirmiş; herhangi bir şeye veya kimseye
    karşı beslenen aşırı sevgiyi de, onu putlaştırmak olarak nitelemiştir.
    “İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’tan başka eşler tutarlar. Allah’ı
    sever gibi onları severler. İman edenler ise, en çok Allah’ı severler...“35
    Allah’a inanmak, kişinin O’nun isteğini kendi dileğine veya başkalarının
    isteklerine tercih etmesini ve diğer arzuları O’nun yolunda
    feda edecek kadar O’nu sevmesini gerektirir. Allah’ı sevmenin
    kanıtı, Allah’ın belirli nitelik ve güçlerini başkalarına atfetmemek
    ve O’nun hakkını sahte ilâh ve rablere vermemektir. Allah’ın sıfat
    ve güçlerini başkalarına atfedenler, O’nu sevdiklerini iddia edemezler;
    bilakis bu şekilde O’na ortak koşmuş, Allah’a denk tutmuş
    olurlar. İnsan, Allah’ın melekleri, nebî ve velîleri gibi değerli kullarını
    severken de, bu âyetin çizdiği sınırda durmasını bilmelidir.
    Zira Allah için sevmekle, Allah’ı sever gibi sevmenin arasındaki
    farkı bilip ona göre davranmak gerekir. Hiçbir şeyi veya kimseyi
    Allah’ı sever gibi sevemeyiz, O’na ait vasıfları veremeyiz, O’nun
    gibi yüceltemeyiz.
    Tarihteki putları ve puta tapanları incelediğimiz zaman, şirk
    temeline dayalı putçuluğun, günümüzde geçerli olan şirkten ve
    putçuluktan pek de farklı olmadığını görürüz. Mekke’li müşrikler
    de bir Allah inancına sahipti.36 Fakat Allah’ın hükmü yerine Mekke
    site devletinin parlamentosu Daru’n-Nedve’nin kanun yapmasını
    ve Ebû Cehil gibi tâğutların kendilerini yönetmelerini istiyorlardı.
    Yer yer dindar kesilmelerine rağmen, tevhid’in karşısında durarak
    şirke sarılıyorlardı.
    Günümüzde de kelime-i şehâdet getirip namaz kılan, oruç tutan,
    hacca giden kimselerin tâğutun hükmüne rızâ gösterdikleri,
    tâğuta itaat ettikleri, sadece Allah’a mahsus olan sıfatları başkalarına
    verdikleri bilinen bir gerçektir. Yine bu kimselerin Allah’ı bırakıp
    birtakım armaları, şiarları/sloganları, işaretleri, bayrakları, heykelleri,
    gelenek ve görenekleri, bazı kavram ve ideolojileri, sanatı,
    sanatçıları, futbolu, sporcuları, gruplarını, parti veya kurumlarını,
    34 Bkz. 5/Mâide, 116; 9/Tevbe, 30, 31; 34/Sebe’, 40; 71/Nuh, 23
    35 Bakara, 165
    36 Bkz. 29/Ankebût, 61, 63; 39/Zümer, 3
    ŞİRK
    - 33 -
    devlet adamlarını, liderlerini... yücelttikleri ve bu sayılan değerler
    uğruna mallarını, mülklerini, namuslarını, ahlaklarını pâyimal
    ettikleri, böylece bunlara kulluk ettikleri ortadadır. Sözü edilen
    bu şahısların, tâğutun ortaya koyduğu nefsanî, şeytanî ve indî
    değer yargılarıyla Allah’ın kanunları ve şeriatı çatışacak olsa, hep
    Allah’ın şeriatını onların istekleri doğrultusunda yontarak şekil
    verdikleri, kısacası putların veya putların arkasına sığınmış olanların
    emir ve yasaklarını harfiyyen yerine getirdikleri ve Allah’ın
    şeriatına tümüyle zıt olan sistemleri kabul ederek onların hükümlerini
    tatbik ettikleri de inkâr edilemez.
    Bunlar, müşrik değil de nedir? Bundan daha açık putçuluk düşünülebilir
    mi? Putların emir ve direktifleri doğrultusunda hareket
    ederek onların yolundan hiç ayrılmayanlar, Allah’ın kitabına
    ve Rasûlü’nün sünnetine kulaklarını tıkayarak putların ve onların
    işbirlikçilerinin çağrısına kulak verenlerden daha iyi putperest
    olur mu? Bunlar, apaçık müşrik olduklarını kendileri ilân ediyorlar.
    Bu tür insanlar, ister namaz kılsın, ister oruç tutsun, ister hacca
    gitsin ve isterse sabahlara kadar Allah Allah diyerek tesbih çeksinler.
    Ne yaparlarsa yapsınlar, kendilerini putçu müşrik olmaktan
    kurtaramaz, kimse de onları zorla temize çıkararak müslüman yapamaz!..
    37
    Putları Kırmak: Şeytan insana, şirkten kurtulmayı çok zor ve
    karmaşık, tevhidi, ihlâsı ve imanı ise yaşanması imkânsız gibi olağanüstü
    zor gösterebilir. Oysa bu, yalnızca şeytanın verdiği bir
    vesveseden ibarettir.38 Bilinmelidir ki, şirkten kurtulmak için samimi
    bir niyet ve tavır değişikliği yeterlidir. Bu niyet tashihi kişininn
    her şeye, herkese ve tüm olaylara karşı olan bakış açısını şirkten
    tevhide çevirecektir. Yani siyah gözlük takan birisinin etrafını görebilmek
    için her yeri tek tek aydınlatmasına gerek yoktur. Gözlüğünü
    çıkarması yeterlidir. Şirk de her yeri karartan bu gözlük
    gibidir. Gözlüğü çıkarmadan zorlama yöntemlerle şirkten arınmaya
    çalışmak hem zor, hem de ümit kırıcıdır. Bir hamlede gözlüğü
    çıkarmak ise hem kolay, hem de tek etkili çözümdür. İnsanın şirk
    boyutundan Allah’ın râzı olduğu iman ve ihlâs boyutuna geçmesi
    de tek bir kararlılık hamlesi gerektirir. Bu da her ne durumda olursa
    olsun Allah’a güvenmek ve Kur’an’a bütünüyle ve samimi olarak
    uymaya karar vermektir. Bu samimiyet ve kararlılık, muhakkak
    beraberinde Allah’ın yardımını, hidâyetini ve büyük bir nimetle
    rahmetini getirecektir.
    37 Mehmet Kubat, Kur’an’da Tevhid, Şafak Y. s. 132-138
    38 14/İbrâhim, 22
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 34 -
    Şeytan tabii ki, tevhidi ve ihlâsı çirkin, sıkıntılı ve ızdırap verici
    olarak göstermeye çalışacaktır. Hâlbuki gerçek eziyet, sıkıntı ve
    ızdırap şirktedir. Bu, dünyada da âhirette de böyledir. Taptığı sahte
    ilâhları bırakarak sadece Allah’a yönelen bir insan boşlukta ve
    sahipsiz kalmaz; aksine tek gerçek ilâh olan Allah’a sığınarak olabilecek
    en büyük huzur, güven ve rahatlığı kazanır. “Kim Allah’tan
    ittika ederse (korkup sakınırsa), (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir ve onu
    hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O,
    ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir.“39
    Şirkle tevhid arasındaki fark, çoğu zaman niyet ve bakış açısı
    farkıdır. Peygamberimiz (s.a.s.) Kâbe’deki putları fiilî olarak kırmış,
    Hz. Mûsâ yahûdilerin edindiği altın buzağı heykelini yakıp küllerini
    denize savurmuştur. Bunlar, sembolleştirilen şirklere karşı vurulan
    darbelerdir. Bugün de sembolleştirilen şirklere karşı aynı fiilî
    müdâhaleler yapılabilir; ama önemli olan öncelikle şirkin mantığını
    yıkmaktır. Gönül ve kafalardaki putlar yıkılmadan diğer putların
    yıkılması çok önemli olmayacaktır. Şirki gönül ve kafalardan
    yıkmak için, niyet ve bakış açısının değiştirilmesi gerekmektedir.
    Bu nedenle, şirkten vazgeçip tevhide yönelen insanın yaşadığı
    büyük değişim, öncelikle kalpte ve zihinde meydana gelir. Dış
    görünüm olarak belki eski yaşamının bazı öğelerini devam ettirse
    bile tamamen farklı bir bakış açısına ve kavrayışa sahip olur muvahhid
    insan. Eskiden atalarından gördüklerine, kendi tutkularına,
    birtakım insanların fikirlerine göre düzenlediği hayatını, şimdi
    sadece Allah’ın kitabına göre ve sadece O’nun rızâsı için düzenler.
    Böylece binlerce küçük ve sahte ilâha kulluk etmeyi, onları memnun
    etmek için uğraşmayı bırakarak, “birbirinden ayrı rabler mi daha
    hayırlıdır, yoksa Kahhar olan bir tek Allah mı?“40 diyen Hz. Yûsuf gibi,
    sadece kendisini Yaratan’a teslim olur. 41
    “İbrâhim / İçimdeki putları devir / Elindeki baltayla / Kırılan
    putların yerine / Yenilerini koyan kim?“
    “Andolsun biz İbrâhim’e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.
    O, babasına ve kavmine: ‘Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz
    heykeller de ne oluyor?’ demişti. Dediler ki: ‘Biz babalarımızı bunlara tapar
    kimseler bulduk.’ ‘Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık
    içindesiniz’ dedi. Dediler ki: ‘Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan
    biri misin?’ ‘Hayır’ dedi; ‘sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin
    de Rabbidir ve ben buna şâhitlik edenlerdenim. Allah’a yemin ederim ki,
    39 65/Talak, 2-3
    40 12/Yûsuf, 39
    41 Hârun Yahya, Şirk, s. 90, 92
    ŞİRK
    - 35 -
    siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım!’ Sonunda
    İbrâhim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki
    ona müracaat ederler diye. ‘Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o,
    zâlimlerden biridir’ dediler. (Bir kısmı:) ‘Bunları diline dolayan bir genç duyduk;
    kendisine İbrâhim denilirmiş’ dediler. O halde, dediler, ‘onu hemen
    insanların gözü önüne getirin. Belki şâhitlik ederler.’ ‘Bunu ilâhlarımıza
    sen mi yaptın ey İbrâhim?’ dediler. ‘Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır.
    Haydi, onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa!’ dedi. Bunun üzerine, kendi
    vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) ‘zâlimler sizlersiniz, sizler!’ dediler.
    Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: ‘Sen bunların konuşmadığını
    pek âlâ biliyorsun’ dediler. İbrâhim: ‘Öyleyse’ dedi, ‘Allah’ı bırakıp
    da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye hâlâ tapacak mısınız?
    Yuh olsun size ve Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere! Siz akıllanmaz
    mısınız?’ (Bir kısmı:) ‘Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza
    yardım edin!’ dediler. ‘Ey ateş! İbrâhim için serinlik ve esenlik ol!’ dedik.
    Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat Biz onları, daha çok hüsrana
    uğrayanlar durumuna soktuk. Biz, onu ve Lût’u kurtararak, içinde cümle
    âleme bereketler verdiğimiz ülkeye ulaştırdık.“ 42
    Hz. İbrâhim’in putçularla mücâdelesi ve putları devirmesi
    Sâffât sûresinde de şu şekilde anlatılır: “Şüphesiz İbrâhim de onun
    (Nuh’un) milletinden idi. Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi. Hani o,
    babasına ve kavmine: ‘Siz kime kulluk ediyorsunuz?’ demişti. ‘Allah’tan
    başka birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz? O halde, âlemlerin Rabbi
    hakkındaki görüşünüz nedir?’ (Hz. İbrâhim’in kavmi, yıldızlara bakar,
    onlarla kâhinlik yaparlardı. Bir bayram günü İbrâhim’e kendileriyle beraber
    bayram yerine gelmesini söylediler.) Bunun üzerine İbrâhim yıldızlara
    şöyle bir baktı. ‘Ben hastayım’ dedi. Ona arkalarını dönüp gittiler. Yavaşça
    (kavmin) putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş çelenkleri, yemekleri
    görünce:) ‘Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?’ dedi. Bunun
    üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi). (Putperestler) koşarak
    İbrâhim’e geldiler. (Neden putları kırdığını sordular.) İbrâhim: ‘Yonttuğunuz
    şeylere mi tapıyorsunuz?! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı
    Allah yarattı’ dedi. ‘Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!’
    dediler. Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan
    kıldık.“ 43
    Ve Rasûlullah: Yegâne önderimiz Rasûlullah (s.a.s.), put kıran
    bir peygamber babanın, put kıran bir peygamber oğludur. Tek başına
    bir ümmet olan İbrâhim (a.s.), put kıran bir peygamber idi. O
    babanın oğlu, yani onun neslinden olan Rasûlullah da, put kıran
    bir Peygamberdir. Rasûlullah, hem kalplerdeki, hem beyinlerdeki
    42 21/Enbiyâ, 51-71
    43 37/Sâffât, 83-98
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 36 -
    putları ve putlaşmış fikirleri, akîdeleri kırıp parçalamış, hem de
    müşrik putperestlerin kendi elleriyle yapıp meydanlara diktikten
    sonra tapınılan put heykelleri paramparça edip kırmıştır.
    Rasûlullah, hem putçu ideolojileri ortadan kaldırmış, hem de tapınılan
    ve putlaştırılan şeyleri yok etmişti.
    Gerek içteki, gerekse dıştaki putları kırmak ile vazifeli olan
    Rasûlullah’ın, müşrik tâğutların egemen olduğu ve bir dâru’ş-şirk
    haline getirdikleri tevhidin merkezi Mekke’deki bir uygulaması
    şöyledir: (Bu uygulama, Rasûlullah’ın hicret edeceği sırada gündeme
    gelmiştir.) Emîru’l-Mü’minîn İmam Ali bin Ebî Tâlib (r.a.) anlatıyor:
    “Ben ve Peygamber (s.a.s.) yürüdük, nihâyet Kâbe’ye vardık.
    Bana: “otur!“ dedi. Oturdum, omuzuma çıktı, yukarıya kaldırmak
    istedim. Benim güçsüzlüğümü görünce, indi ve: “Sen, benim omuzuma
    çık!“ dedi. Omuzuna çıktım, beni kaldırdı, bana öyle bir hal
    geldi ki, istersem göğe kadar yükselebileceğimi sandım. Nihâyet
    Beyt’in üstüne çıktım. Bakır ve altından yapılmış birçok heykellerle
    karşılaştım. Beyt’in sağından, solundan, önünden ve arkasından
    onları toplayıp bir araya getirdim. Hepsini topladığımda
    bana, şöyle buyurdu: “Şimdi onları bir bir aşağıya fırlatıp at!“ Fırlatıp
    attım, cam bardaklar gibi kırılıp parça parça oldular. Sonra indim.
    İnsanlardan birinin bizi görmesinden korktuğumuz için koşarak
    evlerin ötesine kaçtık, kaybolduk.“ 44
    Olayı anlatan Hz. Ali’nin (r.a.) ifadelerine dikkat edilecek olursa,
    bu put kırma hareketi çok gizli yapılmış, gerekli önlemler alınıp
    en müsait zaman seçilmiş, olay gerçekleştikten hemen sonra
    koşarak evlerin arasında kaybolup olay yerinden uzaklaşılmıştır.
    Hatta İmam Ali’nin ifadesiyle, “İnsanlardan birinin bizi görmesinden
    korktuğumuz için koşarak evlerin ötesine kaçtık, kaybolduk.“
    Bu korku, tedbir mâhiyetinde bir endişe idi ki, tabiî ve fıtrîdir. Yoksa
    korkunun adı tedbir olmuş değildi. Yine dikkat edilecek olursa,
    tüm ihtimaller düşünülerek ve tedbirler alınarak olay gerçekleşmiştir.
    Müşrik tâğutların egemenliğindeki Mekke’de örnek bir put
    kırma olayını gerçekleştiren önderimiz Rasûlullah, birkaç yıl sonra
    fethedilen Mekke’de, gerek Kâbe’nin içinde ve üstünde, gerekse
    Kâbe’nin etrafında, yani Harem-i Şerif’teki bütün putları kıracaktı.
    Abdullah bin Mes’ud (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.),
    Mekke’nin fethi günü Kâbe’nin avlusuna girdi. Kâbe’nin etrafında
    ibâdet için dikilmiş üç yüz altmış put vardı. Rasûlullah, elindeki
    44 Ahmed bin Hanbel, 1/84; Rûdânî, Cem’u’l-Fevâid: Büyük Hadis Külliyatı, c.
    3, s. 259, hadis no: 6396-6398; İslâm Tarihi, Mekke Devri, M. Âsım Köksal,
    c. 6, s. 149
    ŞİRK
    - 37 -
    deynekle bu putlara dürtmeye başladı (onunla dokunduğu her
    put, yüz üstü düşüyordu) ve şu âyetleri okuyordu: “Hak geldi, bâtıl
    yok oldu.“45 “Hak geldi, bâtıl ise, ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri
    getirebilir.“ 46
    Ebu’l-Heyâc el-Esedî anlatıyor: “Bana Hz. Ali (r.a.): ‘Rasûlullah
    (s.a.s.)’ın beni göndermiş olduğu şeye ben de seni göndereyim
    mi?’ diye sordu ve Rasûlullah’ın kendisene: “Haydi git, kırıp dökmedik
    put, düzlemedik yüksek kabir bırakma!“ buyurduğunu söyledi.“ 47
    Hz. İbrâhim’in putperestlerin yüzüne haykırdığını, çağdaş putçulara
    biz de tekrarlıyoruz: “Yuh olsun size ve Allah’tan başka taptıklarınıza!
    Siz aklınızı kullanmaz mısınız?“ 48
    Kur’ân-ı Kerim’de Şirkin Tanım ve Görüntüleri
    Kur’an’da Şirk ve türevleri 168 yerde geçer. Şirk kelimesi geçmese
    bile âyetlerin çok büyük bir bölümü, tevhidi hâkim kılmak
    için şirkle mücâdeleyi konu edinir. Kur’ân-ı Kerim’de Allah lafzı
    2697 yerde, ilâh kelimesi 147 yerde, lâ ilâhe illâllah ifâdesi 2 yerde,
    lâ ilâhe illâ hû cümlesi 30 yerde, iman kelimesi 873 yerde, küfür
    kelimesi 525 yerde zikredilir. Saydığmız bu kavramlar şirk kelimesiyle
    birlikte toplam olarak 4442 etmektedir. Sadece bu lafızlarla
    tevhidin yerleştirilmesi ve şirkin izâlesi Kur’an âyetlerinin üçte ikisini
    teşkil ettiği görülür. Bir adı da Tevhid sûresi olan İhlâs sûresinin
    Kur’an’ın üçte biri sayılması da bu sûrede baştan sona tevhidin en
    özlü ve özet biçimde sunulduğunun hatırlatılmasıyla ilgilidir. Yani,
    ihlâs sûresinin içerdiği tevhid, Kur’an konularının üçte biridir anlamı
    taşır. Hadis rivâyetindeki ihlâs sûresinin Kur’an’ın üçte birine
    eşit olduğu ifâdesinden de anlaşıldığı gibi, direkt tevhidle ilgili
    âyetler Kur’an’ın üçte birini teşkil etmekte, dolaylı olarak şirkin
    izâle edilip tevhidin hâkim kılınmasıyla ilgili âyetler ise yukarıdaki
    rakamlardan anlaşıldığı gibi Kur’an’ın üçte ikisinden fazlasını
    oluşturmaktadır. Bütün bunlar göstermektedir ki, Kur’an’ın en temel
    konusu gönüllerde, zihinlerde ve eylemlerde birey ve toplum
    olarak tevhidin hâkim kılınıp şirkin yok edilmesidir.
    Kur’an-ı Kerim, müşrikleri, yeryüzünde birliği ve huzuru bozan,
    insanlar için zararlı, çirkin bir tip olarak görür ve necis, yani
    45 17/İsrâ, 81
    46 34/Sebe’, 49; Buhârî, Meğâzî, B. 50, hadis: 294; Müslim, Cihad ve’s-Siyer,
    B. 32, hadis: 87; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’an, B. 18, hadis no: 3345; Kul Sâdi
    Yüksel, Selefin İzinde, s. 215-219
    47 Müslim, Cenâiz 93; Ebû Dâvud, Cenâiz 72; Nesâî, Cenâiz 99
    48 21/Enbiyâ, 67
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 38 -
    pislik olarak nitelendirir.49 Kur’an’da şirk, herhangi bir şeyi, kavramı
    veya bir kimseyi tercih etme, önem ve kıymet verme, yüceltme
    bakımından Allah’la eşit düzeyde görmek veya bunu davranışlarıya
    göstermektir. Kur’an bize Allah’ı (c.c.) birçok sıfat ve isimleriyle
    tanıtmış ve O’ndan başka ilâh olmadığını kesin ifadelerle
    bildirmiştir. İlâh, Allah’ın Kur’an’da bildirilen özelliklerine sahip
    olan varlıktır. Allah gerçek ve tek ilâhtır; Allah’ın sıfatlarına sahip
    olan başka hiçbir varlık olamaz. İşte, Allah’ın herhangi bir sıfatına
    başkasının Allah’la birlikte veya bağımsız olarak sahip olduğunu
    iddia etmek, Allah’tan başka ilâh kabul etmektir, yani şirktir.
    Kur’an-ı Kerim’de birçok âyette Allah Teâlâ, insanları şirke düşmemeleri
    hususunda uyarır: “De ki: ‘Ey câhiller! Bana Allah’tan başkasına
    kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?’ Ey Muhammed! And olsun ki
    sana da, senden önceki peygamberlere de vahyolunmuşıur. And olsun,
    eğer Allah’a ortak koşarsan amellerin şüphesiz boşa gider ve hüsrana uğrayanlardan
    olursun. Hayır, yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.
    Onlar, Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Hâlbuki kıyâmet günü bütün
    yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun eliyle dürülüp bükülecektir.
    O, müşriklerin ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.“ 50
    “(İbrahim onlara) dedi ki: ‘Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet
    uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar (tanrılar) edindiniz...“ 51
    “İnsanlardan bazısı Allah’tan başkasını Allah’a -hâşâ- eşler, ortaklar,
    benzerler edinirler de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise
    Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları
    zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın
    vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.“ 52
    “Onlar (müşrikler), O’nu bırakıp yalnızca birtakım dişilere tapar, onlardan
    yardım isterler. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan
    başkasına tapmazlar.“ 53
    “Allah dedi ki: ‘İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek bir ilâhtır. Öyleyse Benden,
    yalnızca Benden korkun.’ Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, din
    de (itaat ve kulluk da) yalnız O’nundur. Böyleyken, Allah’tan başkasından
    mı korkuyorsunuz?“ 54
    “Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarıp yakarma, sonra azaba
    49 9/Tevbe, 28
    50 39/Zümer, 64-67
    51 29/Ankebût, 25
    52 2/Bakara, 165
    53 4/Nisâ, 117
    54 16/Nahl, 51-52
    ŞİRK
    - 39 -
    uğratılanlardan olursun.“ 55
    “...Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten
    de kaçının. Kendisine şirk/ortak koşmaksızın Allah’ın hanifleri (O’nun
    birliğini kabul eden mü’minler olun). Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o,
    gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu
    uzak bir yere sürükleyip atmış gibidir.“ 56
    “De ki: ‘Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen
    Allah’tan başkasını mı velî/dost edineceğim?’ De ki: ‘Bana müslüman
    olanların ilki olmam emrolundu.’ Ve ‘sakın Allah’a ortak koşan müşriklerden
    olma!’ (denildi).“ 57
    “Kâfirler Beni bırakıp da kullarımı evliyâ/dostlar edineceklerini mi sandılar?
    Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık.“ 58
    “Allah sizin düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Velî (gerçek bir dost)
    olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.“ 59
    “Yardım görürler umuduyla, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Hâlbuki
    onların (o sahte tanrıların, taptıkları putların) kendilerine yardım etmeye
    asla güçleri yetmez. Bilâkis onlar, bu mâbutlar için yardıma hazır askerlerdir.“
    60
    “Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında
    kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa
    elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.“ 61
    “Ey oğlum, Allah’a şirk koşma! Şüphesiz şirk, gerçekten en büyük zulümdür.“
    62
    “Gönülden katıksız bağlılar olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup
    sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın.“ 63
    “Allah, sizlerden iman edip sâlih amellerde bulunanlara vaad etmiştir:
    Hiç şüphesiz kendilerinden öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa,
    onları da yeryüzünde halifeler (yeryüzüne hâkim, güç ve iktidar sahibi) kılacak,
    kendileri için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) kendilerine yerleşik kılıp
    sağlamlaştıracak ve onları geçirdikleri korku döneminden sonra, güvenliğe
    çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibâdet ederler ve Bana hiçbir şeyi
    55 26/Şuarâ, 213
    56 22/Hacc, 30-31
    57 6/En’âm, 14
    58 18/Kehf, 102
    59 4/Nisâ, 45
    60 36/Yâsin, 74-75
    61 4/Nisâ, 116
    62 31/Lokman, 13
    63 30/Rûm, 31
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 40 -
    şirk/ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fâsıktır
    (büyük günahkârlardır).“ 64
    “Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç
    sahibidir, azizdir.“ 65
    “Biz insana, anne ve babasına (karşı) ihsânı/güzelliği tavsiye ettik. Eğer
    onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı
    çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz
    Banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim.“ 66
    “Onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz
    ki: ‘Nerede (o bir şey) sanıp da ortak koştuklarınız?’ Sonra onların: ‘Rabbimiz
    olan Allah’a and olsun ki, biz müşriklerden değildik’ demelerinden
    başka bir fitneleri olmadı. Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve
    düzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup uzaklaştı.“ 67
    “Andolsun, ‘Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler küfre
    düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği (şudur:) ‘Ey İsrâiloğulları, benim de
    Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibâdet edin. Çünkü O, kendisine
    ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir.
    Zulmedenlere yardımcı yoktur. Andolsun, ‘Allah üçün üçüncüsüdür’
    diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer
    söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere
    mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır.“ 68
    “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve râhiplerini rabler (ilâhlar) edindiler
    ve Meryem oğlu Mesih’i de... Oysa onlar, tek olan bir ilâh’a ibâdet
    etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. O,
    bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.“ 69
    “De ki: ‘Ey Kitap ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye
    (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi
    ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı
    Rabler edinmeyelim.’ Eğer yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şâhid olun, biz gerçekten
    müslümanlarız.“ 70
    “Onların çoğu Allah’a, şirk koşmadan iman etmezler“ 71
    “Yoksa onların birtakım şirk koştukları ortakları mı var ki, Allah’ın izin
    64 24/Nûr, 55
    65 22/Hacc, 74
    66 29/Ankebût, 8
    67 6/En’âm, 22-23
    68 5/Mâide, 72-73
    69 9/Tevbe, 31
    70 3/Âl-i İmrân, 64
    71 12/Yûsuf, 106
    ŞİRK
    - 41 -
    vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşrî ettiler (bir şeriat/dinî kural kıldılar)?
    Eğer o fasıl kelimesi (azabı erteleme sözü) olmasaydı, derhal aralarında
    hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Şüphesiz zâlimler için can yakıcı bir
    azap vardır.“ 72
    “Ne zaman onlara: ‘Allah’ın indirdiklerine uyun’ denilse, onlar: ‘Hayır,
    biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız’ derler. Ya
    atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?“ 73
    “İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kâfirler dedi
    ki: ‘Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür. Tanrıları bir tek ilâh mı yaptı? Doğrusu
    bu, tuhaf bir şey!’ Onlardan mele’ (ileri gelen bir grup, egemen
    güçler): ‘Yürüyün, ilâhlarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz
    budur. Son dinde de bunu işitmedik. Bu, içi boş bir uydurmadan başka
    bir şey değildir.“ 74
    “Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa kahredici olan bir tek Allah mı? Sizin
    Allah’tan başka taptıklarınız, Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği,
    sizin ve atalarınızın taktığı (birtakım anlamsız) isimlerden başkası
    değildir. Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk
    etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur; ancak insanların
    çoğu bilmezler.“ 75
    “Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak
    şeylere kulluk ederler ve ‘Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir’
    derler. De ki: ‘Siz, Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber
    veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.“ 76
    “Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler...“ 77
    “Kendisi hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk/ortak koştuklarından
    dolayı küfredenlerin kalplerine korku salacağız. Onların barınma
    yerleri ateştir. Zâlimlerin konaklama yeri ne kötüdür!“ 78
    “O’nu bırakıp ilâhlar mı edindiler? De ki: ‘Kesin delilinizi getirin, işte
    benim ve ümmetimin kitabı ve benden öncekilerin kitapları.’ Hayır, onların
    çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.“ 79
    “O ancak tek bir ilâhtır. ‘Doğrusu ben O’na ortak koşmanızdan
    72 42/Şûrâ, 21
    73 2/Bakara, 170; Benzer âyetler için bkz. 5/Mâide, 104; 43/Zuhruf, 22-24;
    7/A’râf, 28
    74 38/Sâd, 4-7
    75 12/Yûsuf, 39-40
    76 10/Yûnus, 18
    77 9/Tevbe, 28
    78 3/Âl-i İmrân, 151
    79 21/Enbiyâ, 24
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 42 -
    mâsumum’ de.“ 80
    “Allah ile birlikte başka bir ilâh edinip tapma. O’ndan başka hiçbir ilâh
    yoktur.“ 81
    “İşte, Rabbiniz Allah budur. O’ndan başka ilâh yoktur. O her şeyi
    yaratandır. O her şeye vekildir. Gözler O’nu görmez, O bütün gözleri
    görür. O latiftir, -her şeyden- haberdardır.“ 82
    “De ki; O Allah bir’dir. O Allah samed’dir. Her şeyin kaynağı ve yaratıcısıdır.
    Hiç kimseyi doğurmamıştır. Hiç kimse O’nu doğurmamıştır. O’na
    benzeyen hiçbir şey de yoktur.“83
    Kur’an’da birçok âyetlerde açıkça görüldüğü gibi, Allah,
    ibâdetin sadece kendisine yapılmasını emrediyor. İster içimizde ve
    ister dışımızda olsun bizi kendisine râm eyleyen, mutlak anlamda
    itaatkâr kılan, bizim bedenimizi ve ruhumuzu kendi kudretine
    göre yönlendiren, bizim enerjimizi kendi istediği yöne sevkeden,
    yani bizi teslim alan her “güç“, bizi kendisine kul yapmış demek
    olur. Oysa Rabbimiz, ulûhiyet, rubûbiyet ve ubûdiyeti bizim yalnızca
    kendisine tahsis etmemizi ve bu noktada bütün sahte ilâh
    ve rableri reddetmemizi istiyor.
    Kur’ân-ı Kerim’de Şirk, Şu Şekillerde Tanımlanır:
    1-) Büyük Günah: “Allah’a ortak koşan kimse şüphesiz büyük bir
    günahla iftira etmiş olur.“ 84
    2-) Büyük Zulüm: “Lokman, oğluna öğüt vererek: ‘Ey oğulcuğum,
    Allah’a eş koşma. Doğrusu O’na eş koşmak büyük haksızlıktır, zulümdür’
    demişti.“ 85
    3-) Büyük Cehâlet: “O’nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: ‘Kesin
    delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin kitabı ve benden öncekilerin
    kitabı.’ Hayır, onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.“ 86
    4-) Apaçık Sapıklık: “Allah’ı bırakıp da, kıyâmet gününe kadar
    cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kimdir? Çünkü, yalvardıkları
    şeyler yalvarışlarından habersizdirler.“87 “Allah kendisine ortak
    koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar.
    80 6/En’âm, 19
    81 28/Kasas, 88
    82 6/En’âm, 102 - 103
    83 112/İhlâs, 1-4
    84 4/Nisâ, 8
    85 31/Lokman, 13
    86 21/Enbiyâ, 24
    87 29/Ankebût, 5
    ŞİRK
    - 43 -
    Allah’a ortak koşan kimse, derin bir sapıklığa sapmış olur.“ 88
    5-) Büyük Alçaklık: “Buzağıyı tanrı olarak benimseyenler, Rablerinin
    öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır. İftira edenleri
    böylece cezalandırırız.“ 89
    6-) Zanna Göre Hareket: “Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat
    edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece
    tahminde bulunurlar.“ 90
    7-) Dünya Hayatına Düşkünlük: “Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya
    karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Şirk koşan müşriklerden/
    putperestlerden herbiri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa (uzun)
    yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta
    olduklarını eksiksiz görür.“ 91
    8-) Halkı, Sağlam Temellerden Uzak Tutma: “Allah’tan başka
    dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir.
    Evlerin en dayanıksızı şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler!“
    92
    9-) Şirk Koşanların Kalplerinin Korku ile Doldurulması: “Hakkında
    hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmalarından ötürü,
    inkâr edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir.
    Zâlimlerin durağı ne kötüdür!“ 93
    10-) Cennetin Kapılarının Şirk Koşanlara Kapanması: “Kim
    Allah’a ortak koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı
    yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur.“ 94
    11-) Tevhid İnancında Olanlara Karşı Düşmanlık: “İman edenlere
    en şiddetli düşman olarak, yahudileri ve Allah’a eş koşanları bulursun...“
    95
    Sahâbeden Muaz b. Cebel anlatıyor: Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)
    bana, “Ey Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir? diye sordu.
    Ben: ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir’ dedim. Rasûlullah: “Allah’ın kulları
    üzerindeki hakkı, kulların O’na ibâdet edip, başka hiçbir şeyi ortak
    koşmamalarıdır.“ buyurdu. 96
    88 4/Nisâ, 116
    89 7/A’râf, 52
    90 6/En’âm, 116
    91 2/Bakara, 96
    92 29/Ankebût, 41
    93 3/Âl-i İmrân, 151
    94 5/Mâide, 72
    95 5/Mâide, 82
    96 Buhâri, Müslim
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 44 -
    Şirkin Sebepleri
    İnsanların şirke düşme sebepleri söyle özetlenebilir:
    1-) insanın Kendisini/Hevâsını (Basit Arzu ve Şehvetlerini)
    Tanrılaştırması: insanların tevhidden sapıp şirke düşmelerinin asıl
    sebebi; insanın kendi nefsine tapması, nefsini, yani kötü arzularını
    (hevâsını) ilâh edinmesi ve diğer insanlara karşı üstünlük sağlayıp
    onları kendisine kul etmek istemesidir. Kur’ân-ı Kerim bunu şu şekilde
    belirtmektedir: “(Firavun:) ‘sizin en yüce rabbiniz benim’ dedi.“97;
    “Firavun milletine şöyle seslendi; ‘Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde
    akan ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?“98 insan,
    büyüklük taslayınca, tuğyan eder, azgınlaşır; Rabbine döneceğini
    unutur. “İnsan, azgınlık etmektedir, kendisini müstağnî/ihtiyaçsız görerek.
    Şüphesiz dönüş Rabbinedir.“ 99
    “Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten
    sonra, başka değil, ancak aralarındaki bağy nedeniyle ayrılığa düştüler.“
    100 Bağy; “hakka saldırı, payına razı olmayıp başkalarının
    payına el uzatma, haksızlık etme, hased, birbirini çekememezlik“
    mânâlarına gelir. İnsanları bağy etmeye iten, hevâ ve heveslerinin
    peşine gitmeleri, kendi hevalarına tapınmalarıdır. “Hevâ ve hevesini
    ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın.?“101; “Allah’tan bir
    hidâyet olmaksızın, kendi nefsine uyandan daha sapık kim vardır?“ 102
    Kendi nefsini ilâhlaştıran ve Allah’a değil de kendisine tapan
    ve tapılmasını isteyenler; başkalarının haklarına el uzatmanın, yalnız
    Allah’a ibâdet edildiği ve uyulduğu sürece mümkün olmadığını
    bilirler. Çünkü Allah’ın dini, adâleti emreder ve bütün insanları
    eşit olarak görür. Şirk ise nefsini ilâh edinenlerin, insanları kendilerine
    kul etmeleri ve sömürmeleri üzerine kuruludur. Bu yüzden
    tâğutlar, kendi nefislerini ilâhlaştırmak için, ilkelerini kendilerinin
    tesbit ettikleri ve başkalarının haklarını gasb üzere kurulu şirk düzenini
    isterler. Tâğutlar, ortaya attıkları ilâhlara insanları taptırarak,
    aslında kendilerine kulluk ettirirler. Sosyal ve siyasal anlamda
    şirk, insanların insanlara kulluk ettiği düzenin adıdır. Tevhid de,
    kulun kula kulluktan kurtulup yegâne Yaratıcısına yönelmesidir.
    2-) Ataların Yolunu Körü Körüne Tâkip Etmek, Gelenekleri,
    Örf ve Âdetleri Yüceltmek, Irkçılık: Şirkin temel sebebi cehâlettir.
    97 79/Nâziât, 24
    98 43/Zuhruf, 51
    99 96/Alak, 4-5
    100 3/Âl-i İmrân, 10
    101 25/Furkan, 43
    102 28/Kasas, 50
    ŞİRK
    - 45 -
    Cehâlet taklidi getirir. Câhil kimseler doğru bir inanca sahip olmak
    için hiçbir gayret sarfetmezler. Atalarından, büyüklerinden nasıl
    görmüşlerse öyle inanırlar. Atalarının ve büyüklerinin her şeyin en
    iyisini bildiklerini zannederler. Onların bellettikleri ve miras bıraktıkları
    örfe âdete uymayı da görev kabul ederler. Atalardan kalma
    her şeyin doğru olduğuna inanma veya topluma uyma yanlışlığı,
    insanı şirke yaklaştırır. “(Ne yapalım,) Daha önce babalarımız Allah’a
    şirk/ortak koşmuşlardı. Biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onun için
    biz de onların izinden gittik...“103; “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denilince,
    ‘hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Ya ataları
    bir şey akledemeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?“ 104; “Ey
    Muhammed! Senden önce, herhangi bir kasabaya gönderdiğimiz uyarıcıya,
    o kasabanın şımarık varlıklıları sadece: ‘Doğrusu babalarımızı bir din
    üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz’ derlerdi. Gönderilen
    uyarıcı: ‘Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu
    getirmiş isem de mi bana uymazsınız?’ dedi. Onlar: ‘Doğrusu sizinle
    gönderilen şeyi inkâr ediyoruz’ dediler.“ 105
    3-) Aşırı Hürmet ve Saygı; Diğer Varlıkları Allah ve Rasûlünden
    Çok Sevmek: “De ki: ‘Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız,
    elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret,
    hoşunuza giden evler, sizce Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda
    cihaddan daha sevgili ise, Allah’ın hükmü gelinceye kadar bekleyin.’ Allah
    fâsık kimseleri doğru yola eriştirmez.“106; “Sen, yahûdi ve müşriklerin
    dünya hayatına daha düşkün olduklarını görürsün. Herbiri ömrünün bin
    yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabtan uzaklaştırmaz.
    Allah onların yaptıklarını görür.“ 107
    4- Kibir, Büyüklenme (İstikbar): Şirk ve küfrün sebeplerinin
    başında büyüklük taslama gelir. “Küfredenler, cehenneme sunuldukları
    gün, onlara ‘Siz, dünya hayatında bütün iyi şeylerinizi tükettiniz ve
    onlardan gönlünüzce faydalandınız. Fakat bu gün, hem dünyada haksızca
    büyüklük taslamış olmanız, hem de fâsıklık etmeniz dolayısıyla alçaltıcı
    bir azap ile cezalandırılacaksınız’ denir.“108 Cehennemdeki kâfir
    kuluna Allah şöyle seslenir: “Sana, âyetlerim gelmişti de, onları yalanlamış,
    büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştun.“109; “Mûsâ şöyle dedi:
    ‘Ben, hesap gününe inanmayan her kibirlenen (mütekebbir)den Rabbime
    103 7/A’râf, 173
    104 2/Bakara, 170
    105 43/Zuhruf, 23 - 24
    106 9/Tevbe, 24
    107 2/Bakara, 96
    108 46/Ahkaf, 20
    109 39/Zümer, 59
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 46 -
    sığınırım.“110 İblis’in Âdem için Allah’a secde etmemesinin ve küfre
    düşmesinin sebebi de kibir idi. “Meleklerin hepsi onun için secde etmişti;
    yalnız İblis hariç. O, büyüklenmiş ve kâfirlerden olmuştu.“111 Azgın
    Firavun da istikbarı yüzünden rabliğini ilân etme küstahlığında
    bulundu: “(Firavun,) adamlarını topladı ve onlara bağırdı: ‘Ben, sizin en
    yüce Rabbinizim!’ dedi.“ 112
    5- Haddi Aşmak (Taşkınlık): Şirk ve küfrün sebeplerinden biri
    de Kur’an’da “beğâ“ fiili ile anılan Türkçesi “başkalarına karşı aşırı
    kibri yüzünden haksız ya da hukuksuz davranışlarda bulunmak“
    olan durumdur. “Eğer Allah, rızkı kullarına (ölçüsüz) verseydi, mutlaka
    yeryüzünde bağy ederler, küstahlaşırlardı. Ama O bir ölçü dâhilinde dilediğini
    indiriyor.“113 “Karun, Mûsâ ümmetindendi. Ama o, toplumda
    kendini bilmez bir bağî/taşkın oldu. Biz ona öyle bir hazine vermiştik ki,
    onun anahtarları güçlü bir topluluğa ağır geldi. Kavmi ona demişti ki:
    ‘Şımarıp böbürlenme, Allah, taşkınlık edenleri sevmez. İyilik yap, Allah’ın
    sana verdiği ile dünyadan nasibini unutmadan âhiret yurdunu ara ve
    dünyada fesat çıkarmaya niyetlenme. Allah, bozgunculuk yapanları hiç
    sevmez.“ 114
    6- Utuv ve Tuğyan (Çılgınlık, Azgınlık): insanların çoğu, bilhassa
    refah içinde zengin bir hayat yaşamaya başladıkları zaman,
    çılgınlık ve azgınlık sebebiyle, Allah’a ve O’nun vahyine karşı burun
    kıvırıp meydan okuyarak şirkin ve küfrün alçaklığına saplanırlar.
    “Oysa Biz, Bize kavuşmayı ummayanları azgınlıkları (tuğyanları) içinde
    bırakırız da bocalayıp dururlar.“ 115
    7- İstiğnâ (Kendisini Yeterli Görmek), Zenginlik ve Refahla Şımarma,
    Dünyevî Endişeler: insanın kendi kendini yeterli görmesi
    ve kendi dışında İlâhî bir güce ihtiyacı olmadığını zannetmesi
    yeni değildir. Teknolojinin baş döndürdüğü dünyamızda, insanlar,
    bu ürünlerinin kulu olarak Allah’ı unutmuşlar ve yaptıklarına tapınmaya
    başlamışlardır. “Hayır, doğrusu insan, istiğna ederek (kendi
    kendine yeterli olduğunu zannederek) tuğyan/azgınlık etmektedir. Oysa
    dönüş Rabbinedir.“ 116
    8- Cebbarlık: insanın büyüklük taslayarak, kendi kendine yeterliliğini
    tahakküm biçiminde ortaya koymasına cebbarlık denir.
    Bu da şirkin ve küfrün sebeplerindendir. Kendini bu pozisyonda
    110 40/Mü'min, 27
    111 38/Sâd, 72-74
    112 79/Nâziât, 23-24
    113 42/Şûrâ, 27
    114 28/Kasas, 76-77
    115 10/Yûnus, 11
    116 96/Alak, 6-8
    ŞİRK
    - 47 -
    gören bir insan, Allah’a iman ihtiyacı duymaz, O’nu tanımaz. “İşte
    Allah, her büyüklük taslayan ve cebbar kalbe böyle mühür vurur.“ 117
    9- Çoğunluğa, Sürüye Uymak; Zanna Tâbi Olmak: “Yeryüzünde
    bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.
    Onlar, zandan (kesin olmayan bilgiden, tahmin ve teoriden) başka bir
    şeye tâbi olmaz, yalandan da başka (söz) söylemezler.“118 Hakikat adına
    hiçbir şey ifade etmeyen zannın119 peşine düşmek, insanı Allah’a
    şirk/ortak koşmaya120 götürür. Allah’a şirk koşmanın ve sahte tanrılara
    tapmanın, zanna tâbi olmanın (tahmin ve teorilere yaslanmanın)
    dışında hiçbir dayanağı yoktur.
    10- Aklı Kullanmamak, Allah’ı Yeterince Tanımamak; Câhillik,
    Allah’ı ve O’nun Tasarruflarını bilmemek
    11- Sadece Hissedilebilene, Beş Duyu ile Algılanılabilene İnanıp,
    Hissedilemeyeni İnkâr, Duyu Organlarının İlâhlaştırılması,
    Gayba İman Etmeme
    12- İnsanlara Tevhidî Dâvetin Yeterli Şekilde Yapılmaması
    13- Yarını/Âhireti Uzak Görmek, Önemsemeyip İhmal Etmek,
    Bâtıl Umutlar
    14- Şeytanın Aldatması, Şirk Düzenlerinin ve Müşrik Çevrelerin
    (İslâm’a Teslim Olmayan Ailenin, Arkadaş Grubunun, Medyanın,
    Eğitimin) Etkisi.
    Şirkin Çeşitleri
    Câhiliyye Araplarının putlara tapan müşrikler olduğunu okuyan
    veya duyan bazılarının zannettiği gibi, şirkin tek çeşidi putlara
    tapmak değildir. Gerek Kur’an’a ve gerekse câhiliyye Araplarının
    hayatına baktığımızda putlara ibâdetin şirk çeşitlerinden sadece
    biri olduğunu görürüz. Evet, putlara tapma, şirkin en açık bir
    örneğidir; ama onun dışında her zaman dilimindeki câhiliyyenin
    şirki çok çeiştlidir. Farklı câhiyyelerde şirk, değişik boyutlar kazanmıştır.
    Modern câhiliyyenin egemenliğindeki günümüz düzen ve
    toplumlarında, doğuda ve batıda insan hayatında sayısız şekilleriyle
    şirk mevcuttur.
    Arap câhiliyyesinde de, sanıldığı gibi, şirk unsuru olarak
    put, yalnız ve tek çeşit değildi. Müşrik Araplar, putlara ibâdetin
    117 40/Mü'min, 35
    118 6/En’âm, 116
    119 10/Yûnus, 36; 53/Necm, 28
    120 6/En’âm, 116, 148; 10/Yûnus, 35-36, 66
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 48 -
    yanısıra; meleklere, cinlere tapınma, kabile taraftarlığında (ırk ve
    soy asabiyetinde) aşırıya gitme, atalarının örf ve âdetlerini körü
    körüne taklit gibi sahte rablere kulluk ediyorlardı. Zaten onlar,
    putlara Allah gibi bir ilâh gözüyle de bakmıyorlar, onların Allah’a
    yakınlık için aracı, şefaatçi olduklarına inanıyorlardı. Bununla birlikte
    kesinlikle Allah’ı yaratıcı ve büyük ilâh olarak kabul de ediyorlardı.
    Şirk çok çeşitlilik arzeder. Şirk, temelde Allah’tan başka
    ilâh/tanrı kabul etmek olduğu halde, çok farklı görüntüleri vardır.
    Şirki iyi anlamak için çeşitlerini bilmek şarttır. Şirk çeşitlerini şöyle
    sayabiliriz:
    1-) Şirk-i İstiklâl: Birbirinden ayrı iki ilâhın varlığını kabul etmek;
    Allah ile birlikte başka bir ilâh tanımak yahut tamamen ayrı
    olmak üzere Allah’tan başka bir veya birden fazla mâbudun varlığına
    inanmaktır. Eski Türklerdeki yer ve gök tanrısı inancı veya
    mecûsîlerin iyilik ve kötülük tanrısı inançları gibi.
    2-) Şirk-i Teb’iz: Allah’ın bir olduğunu kabul etmekle beraber,
    birden fazla tanrının toplanmasından meydana gelmiş bir Allah
    kabul etmektir. Hristıyanların teslis, yani Allah’ın baba-oğul-ruhul
    kudüs toplamı olarak bir olduğu inancı gibi.
    3-) Şirk-i Takrib: Allah’a yaklaştıracakları zannıyla birtakım
    putlara tapınmak; Kâinatın yaratıcısının ve düzenleyicisinin bir olduğuna
    inanmakla beraber ona yaklaştıracağı inancı ile insanların
    kendi yaptıkları put, heykel ve benzeri şeylere tapmasıdır. Peygamberimiz
    zamanında yaşayan câhiliyye Arapları putlara, kendilerini
    Allah’a yaklaştıracakları iddiası ile tapıyorlardı. Kur’an-ı
    Kerim onların şöyle dediklerini anlatır: “Allah’ı bırakıp da kendilerine
    birtakım dostlar edinenler derler ki: Biz bunlara ancak bizi Allah’a daha
    fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.“ 121
    4-) Şirk-i Taklid: Çevrenin etkisinde kalarak düşülen şirk; Ataların
    bâtıl inanışlarını aynen sürdürmek, bâtıl da olsa atalar dinine
    inanmak. Hususi olarak beğenip seçtikleri için değil de, atalarından
    geldiği için bâtıl olduğu halde kabul ettikleri inanç, düşünce
    ve yaşama biçimi, şirktir. Genellikle insanların çoğu, dinini araştırıp
    delilleriyle bilerek, bâtılı haktan ayırıp seçerek değil; içinde
    bulunduğu toplumda o din bulunduğu için, bulduğu saflığı veya
    yanlışlığıyla birlikte bir dine sahip olur. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de
    müşriklerin ağzından şöyle belirtilir: “Atalarımızı bir din üzerinde bulduk.
    Biz de onların izlerine uyarız.“ 122
    121 39/Zümer, 3
    122 43/Zuhruf, 23
    ŞİRK
    - 49 -
    5-) Şirk-i Esbab: Sebepleri putlaştırmak; Kâinattaki her türlü
    kanunun Allah’ın yaratması ve müsaadesiyle değil de, kendi kendine
    oluştuğuna ve işlediğine inanmak. Evrendeki her şeyi yaratan
    ve eşyanın hususiyetlerini tayin ve takdir eden Allah’tır. Kâinatta
    her şeyin özellikleri vardır. Su yüz derecede kaynar, ateş yakıcıdır
    gibi. Eşyaya bu özellikleri Allah vermiştir. Allah’ı hiç tanımayarak
    her şeyi eşyaya ve sebeplere bağlamak şirktir. Allah her şeye bir
    sebep göstermiştir. Her şeyin sebeplerine bağlı olduğuna, sebepsiz
    bir şey olmadığını kabul etmekle beraber, sebepleri Allah’ın
    yarattığına inanmak şirk değildir. Şirk olan, her şeyi yalnız tabiata
    ve zâhirî sebeplere vermek, sebepleri gerçek fâil ve yaratıcı kabul
    etmek, sebepleri putlaştırıp yüceltmektir.
    6) Şirk-i Ağraz: “Acaba Allah ne der?“ yerine; “İnsanlar acaba
    ne der?“ diyerek, insanların hatırını Allah’ın hatırından üstün tutmaya
    ve Allah’ın rızâsı yerine insanların beğenisini tercih ederek
    Allah’ın hükmünü uygulamayıp başkalarının hükmünü isteyenlerin
    şirkine şirk-i ağraz denilir.
    Şirk İçin Bazı Örnekler
    Bu şirk çeşitleri yanında, bazı inanç ve davranışlardan dolayı
    düşülen şirki, şu örneklerle ayrı ayrı ele almak da mümkündür:
    Allah’ın Sıfatları Konusunda Şirke Düşmek. Allah’ın isim, sıfat
    ve fiillerinden herhangi birini inkâr etmek veya başkasını bu
    hususlarda ortak görmek, O’nu gereği gibi tanımamak. Sadece
    Allah’a ait olan bazı sıfat ve özellikleri, Allah’la birlikte veya
    O’ndan bağımsız olarak başkasına vermek. Bunun sonucu olarak,
    Allah’a herhangi bir eksiklik izâfe edilir veya ortak koşulur ki, bu
    tevhidi bozar. “En güzel isimler Allah’ındır. O halde Allah’a bu isimlerle
    duâ edin. O’nun isimlerinde sapıklık edenleri terk edin. Yarın kıyâmette
    onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.“ 123
    Hâkimiyet Şirki; Allah’ın indirdiği emirlerle hükmetmemek
    ve Allah ve Resulü’nün hükmünü kabul etmemek. Allah’tan
    başkasını mutlak kanun koyucu kabul etmek, İslâm dışı kanunları
    ve kanun koyucuları benimseyip kabullenmek de insanı şirke
    sokar. Allah’ın hükümlerini bir tarafa bırakıp, tâğutların hükümlerini
    uygulamak ve onlara tâbi olmak insanı tevhidden uzaklaştırır.
    “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.“124;
    “Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi
    emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur; ancak insanların çoğu
    123 7/A’râf, 18
    124 5/Mâide, 44
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 50 -
    bilmezler.“125; “Yoksa onların birtakım şirk koştukları ortakları mı var ki,
    Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşrî ettiler (bir şeriat/
    dinî kural kıldılar).“126; “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık
    hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde
    hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam mânâsıyla kabullenmedikçe iman
    etmiş olmazlar.“127 Allah ve Rasûlü’nün hükmüne teslim olmamak,
    İslâm’dan olan bir şeyden tiksinip hoşlanmamak, Allah’ın haram
    kıldığını helâl/serbest veya helâl kıldığını haram/yasak saymak da
    açık bir şirktir.
    Allah’tan başkasına emretme, yasaklama, helâl ve haram kılma,
    kanun koyma ve hâkimiyet hakkını verme gibi haller tevhidi
    bozar, insanı şirke sokar. Allah’ın koyduğu hükümleri, ölçüleri bir
    tarafa bırakarak hâkimiyeti herhangi bir şeye vermek bir mü’minin
    yapamayacağı şeydir. Bu konuda Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle
    buyuruyor: “Hüküm/egemenlik yalnız Allah’a mahsustur. O sadece kendisine
    kul olmayı emretti. Dosdoğru din ancak budur.“128; “Onlar Allah’ı
    bırakıp bilginlerini, râhiplerini, Meryem’in oğlu Mesih’i rabler edindiler.
    Hâlbuki onlar da bir olan Allah’tan başkasına ibâdet etmekle emrolunmamışlardı.
    O, bunların eş tutageldikleri her şeyden münezzehtir.“ 129
    Kur’an’ın hak-bâtıl, doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin... gibi
    ölçülerini kabul etmeyerek başka ölçü ve kıstasları benimsemek,
    şirktir. Bir kimse, benimsediği bu İslâm dışı ölçüleri koyanları,
    Allah’ın dışında hüküm ve kanun koyucu olarak kabul ederse,
    onu Allah’a şirk koşuyor demektir. Bu ölçü veya hükümleri koyan,
    kişinin kendisi, yani hevâsı, babası, ataları, patronu, çevresi, içinde
    yaşadığı toplum, çeşitli ideoloji ve felsefelerin kurucuları ve uygulayıcıları,
    devlet veya devlet adamları... olabilir. Allah’ın itaat edilip
    uyulmasına izin vermediği kimselerin görüşlerini veya İslâm’ın
    çizdiği yoldan farklı bir yolu benimseyen, beşerî düzen ve yasaları
    ilâhî nizama tercih eden kimse şirke girmiş demektir. Böyle bir
    kimse, kendisinin müslüman olduğunu iddia etse, hatta İslâm’ın
    birçok emirlerini yerine getirse bile bir tek konuda bile Kur’an’a
    ters bir anlayışı, düşünce ve değer yargısını tercih etse şirke düşmüş
    olur. “Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkeğe
    ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah
    ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.“ 130
    125 12/Yûsuf, 40
    126 42/Şûrâ, 21
    127 4/Nisâ, 65; ve yine bkz. 4/Nisâ, 59
    128 12/Yûsuf, 40
    129 9/Tevbe, 31
    130 33/Ahzâb, 36
    ŞİRK
    - 51 -
    Allah’tan Başka İlâh Kabul Etmek: İlâh; kendisine kulluk edilen,
    yönelinen, kendisinden korkulan, aynı zamanda sevilen, sayılan,
    kâinatın idaresini elinde tutan zat demektir. İlâh, her şeyi
    görür, bilir, dilediğini yapmaya gücü yeter. Allah’tan başka bir zatın
    da her şeyi gördüğünü, bildiğini ve evrende dilediği gibi tasarruflarda
    bulunduğunu zannetmek şirktir. 131
    Allah’tan Başka Rabler Edinmek: Rab kelimesinin anlamı: Eğiten,
    yetiştiren, yönlendiren, terbiye eden, hükmeden, idare edendir.
    Allah’tan başka rab edinmek şirktir. Allah’tan başka rab olarak
    benimsenen sâlih bir insan, hatta peygamber bile olsa bu durum,
    yine açık bir şirk olur. “Onlar, Allah’tan başka âlimlerini, din adamlarını
    ve Meryem oğlu Mesih’i kendilerine rab edinmişlerdi. Hâlbuki onlar da
    tek bir ilâha kulluktan başka bir şeyle emrolunmamışlardı. Zira O’ndan
    başka ilâh yoktur. O, koştukları şirklerden münezzehtir.“132 insanların
    Allah’tan başka rab edinmeleri nasıl olur? Allah’ın gönderdiği
    Kur’an’ı bir tarafa bırakarak, üstün ve büyük bildikleri zatlara yönelip
    onların her dediğini kabul eden, her hükmüne iman eden
    kimseler, onların Allah’ın helâl kıldığı şeyleri haram, haram kıldıklarını
    helâl kabul eden görüşlerine uyan kimseler onları rab
    edinmiş olurlar. 133
    Kur’ân’ın temel konusu olan tevhidle, bunun Peygamberî izah
    ve uygulamasıyla yetişmiş Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi zatlar,
    yöneticiliklerinde kendilerini rab olarak kabul etmemelerini insanlara
    öğretmişler, “Eğer biz Allah’ın yolundan ayrılırsak, bize
    itaat etmeniz gerekmez“ demişlerdi. Halkın içinden herhangi bir
    genç çıkıp, “Ey Ömer, Allah’ın yolundan ayrılırsan, seni bu kılıçlarımızla
    doğrulturuz“ diyebilmişti. Hz. Ömer ise, bu tevhidî şuur
    dolayısıyla Allah’a hamd ediyordu.
    Yakınlaştırma ve Vâsıta Anlayışıyla; Şefaatçi Kabulü ile Düşülen
    Şirk: “Dikkat et, hâlis din Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine birtakım
    dostlar edinenler, ‘onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’
    derler.“134; “Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda
    verebilecek şeylere tapıyorlar ve ‘bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır’
    diyorlar. De ki: ‘Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi
    mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların şirk/ortak koştukları her şeyden
    uzak ve yücedir.“ 135
    131 Bkz. 6/En’âm, 19; 27/Neml, 63; 41/Fussılet, 6
    132 9/Tevbe, 31; ayrıca bkz. 3/Âl-i İmrân, 64; 12/Yûsuf, 39; 18/Kehf, 110
    133 Bkz. 9/Tevbe, 31. âyetin izahı olarak Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’an 10, hds no:
    3292
    134 39/Zümer, 3
    135 10/Yûnus, 18
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 52 -
    Allah ile insanlar arasında, ibâdetleri Allah’a çıkaran ve aracılık/
    arabuluculuk yapan varlıklar olduğuna inanmak: Allah ile insanlar
    arasında, Allah’ın buyruklarını insanlara ulaştıran peygamberlerden
    başka, Allah ile insanlar arasında bu anlamda aracılar/
    şefaatçiler yoktur. Kul ile Allah arasına ibâdet yönüyle hiç kimse
    giremez. Allah, kulun ibâdetini, duâsını işitir ve onu görür. Allah,
    kuluna şah damarından daha yakındır. Kul duâ ettiği zaman, Allah
    onun duâsını ânında işitir. Allah’ı hakkıyla takdir edemeyen
    câhiller ise, kulu Allah’a yaklaştırıcı, aracı zatların olduğuna inanırlar,
    böylece şirke düşerler. Yanlış bir örnekle doğruluklarını
    ispatlamaya kalkışırlar: “Bir vatandaşın cumhurbaşkanı ile görüşebilmesi
    için aracılara, cumhurbaşkanına yakın zatlara ihtiyaç duyulur
    da âlemlerin rabbi olan Allah ile görüşebilmek için aracılara
    ihtiyaç duyulmaz mı?“ derler. Elbette cumhurbaşkanı ile herkes
    görüşemez, aracılara ihtiyaç duyulur. Çünkü cumhurbaşkanı, bir
    anda ancak bir kişiyle görüşebilen, bir kişiyi duyabilen âciz ve
    zavallı bir varlıktır. Milyonlarca vatandaşı bir anda kabul etmesi,
    onları görmesi ve işitmesi mümkün değildir. Fakat Allah bundan
    âciz midir ki aracılara gerek duysun! O, bir anda bütün kâinatı ve
    yarattığı varlıkları görür ve duyar. O, semî’ ve basîrdir. Çünkü O,
    ilâhtır. Gerçek İlâh, âcizlik göstermez, eksik ve noksanlıktan uzaktır.
    Kul ile Allah’ı karşılaştırıp kıyas ederek böyle bir şirki, ibâdet
    gibi insanlara sunmak, şeytanın evliyâsının bir tuzağıdır. Bu tuzağa
    düşmemek için uyanık olmak, Allah’ın kitabını okumak ve
    anlamak gerekir. Allah Kitab’ında ne buyuruyor: “Rablerinin huzurunda
    toplanacaklarından korkanları Kur’an ile uyar. Ki onların Allah’tan
    başka velîleri ve şefaatçıları (aracıları) yoktur. Umulur ki sakınırlar.“136;
    “Kullarım sana Benden sorarlarsa, Ben şüphesiz onlara yakınım. Bana duâ
    edenin, duâ ettiği zaman duâsına cevap veririm. O halde onlar da Benim
    çağrımı kabul etsinler ve Bana inansınlar ki doğru yolu bulabilsinler.“ 137
    Velî/Dost Edinme Şekliyle Şirk; Mü’minleri Bırakıp Kâfir ve
    Münâfıkları Velî/Dost Edinmek: Sevgi, güvenme ve yardım bekleme
    gibi duyguların bir araya gelip kaynaşmasından velî/dost
    edinmek adı verilen yakınlık doğar. Allah, Kur’an’da velî, dost
    ve yardımcı olarak kendisinin yeterli olduğunu belirtir “Allah sizin
    düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Velî (gerçek bir dost) olarak Allah
    yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.“138 insan için Allah’tan başka
    gerçek anlamda dost ve yardımcı yoktur. “Gerçek şu ki, göklerin ve
    yerin mülkü Allah’ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah’tan başka velîniz ve
    136 6/En’âm, 51
    137 2/Bakara, 186
    138 4/Nisâ, 45
    ŞİRK
    - 53 -
    yardımcınız yoktur.“139 Kâfirleri dost tanıyıp, müslümanları sevmemek
    açık bir şirktir: “Ey iman edenler! Yahudilerle, hristiyanları dost
    edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost edinirse,
    o da onlardandır.“140; “Ey iman edenler! Sizden önce Kitap verilenlerden
    dininizi oyuncak ve eğlence yerine tutanları ve kâfirleri dost edinmeyin.
    Eğer gerçek mü’minlerden iseniz Allah’tan korkun.“ 141
    Kâfirleri velî ve yönetici tanımak açık bir şirktir. Velî kelimesi,
    Arapçada hem dost, hem de sahip, yönetici anlamına gelir.
    Mü’minler birbirlerinin dostudur. Allah da mü’minlerin sahibi ve
    yöneticisidir. Bir mü’min, Allah için ve O’nun izin verdiği mü’minleri
    velî/dost edinmeyi bırakıp kâfirleri dost ve yönetici olarak kabul
    ederse, imanı boşa çıkar ve müşrik olur. “Allah, mü’minlerin velîsidir.
    Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velîsi ise tâğuttur. Onları
    aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. Onlar ateş arkadaşlarıdırlar. Orada temelli
    kalacaklardır.“142; “Ey iman edenler, kendilerine Kitap verilenlerden
    herhangi bir gruba itaat ederseniz, onlar sizi, imanınızdan sonra çevirip
    kâfir yaparlar.“143 Velî, yani gerçek ve mutlak anlamda yönetici, dost
    ve yardımcı edinilmeye lâyık yegâne varlık Allah’tır. O’ndan başkaları,
    kendilerine bile yardım etmeye güçleri yetmeyen, kendileri
    de Allah tarafından yaratılmış olan, her bakımdan Allah’a muhtaç
    ve bağımlı olan âciz varlıklardır. “De ki: ‘Gökleri ve yeri yoktan var
    eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı velî/dost edineceğim?’
    De ki: ‘Bana müslüman olanların ilki olmam emrolundu.’ Ve
    ‘sakın Allah’a ortak koşan müşriklerden olma!’ (denildi).“144 Müşriklerin
    önemli bir özelliği, kendilerine Allah’tan başka dostlar edinmeleridir.
    Allah’ı bırakıp kullarını velî (mutlak yönetici, dost ve yardımcı)
    edinmek, Kur’an’a göre şirktir. “İnkâr edenler, Beni bırakıp
    kullarımı evliyâ/dostlar, velîler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz
    cehennemi kâfirler için bir konak/durak olarak hazırladık.“145; “Yardım
    görürler umuduyla, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Hâlbuki onların (o
    sahte tanrıların, taptıkları putların) kendilerine yardım etmeye asla güçleri
    yetmez. Bilâkis onlar, bu mâbutlar için yardıma hazır askerlerdir.“ 146
    Herhangi Bir İbâdet Şekliyle, Özellikle Duâ Hususunda Şirke
    Girmek, İbâdeti Allah’tan başkasına yapmak. Allah’tan başkasına
    secde etmek, Allah’tan başkası adına kurban kesmek, Allah’tan
    139 9/Tevbe, 116
    140 5/Mâide, 51
    141 5/Mâide, 57
    142 2/Bakara, 257
    143 3/Âl-i İmran, 100
    144 6/En’âm, 14
    145 18/Kehf, 102
    146 36/Yâsin, 74-75
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 54 -
    başkasına duâ etmek gibi fiiller tevhidi bozar. “De ki, şüphesiz benim
    namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm yalnız âlemlerin Rabbi
    olan Allah içindir.“ 147; “Ancak Sana ibâdet/kulluk eder, ancak Senden
    yardım ister, medet umarız (Ey Allah’ım!)“148; “Allah ile beraber başka
    bir ilâha yalvarıp yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.“149;
    “Allah’tan başkasına (yalvarıp) duâ edenden daha sapık kim vardır? Yalvardıkları
    o kimseler kıyâmet gününe kadar onlara cevap veremezler ve
    onların duâlarından habersizdirler.“150; “Allah’tan başka duâ ettikleriniz
    sizin gibi kullardır.“151; “Allah’ı bırakıp da duâ ettikleriniz size yardım etmeye
    muktedir olamazlar; Onlar, kendilerine bile yardım edemezler.“ 152
    İlâhî gücün tamamı Allah’ın elindedir. O’ndan başka böyle bir
    güce sahip kimse yoktur. Duâ elbette, güç ve kudret sahibi, yardım
    etme ve tasarruf sahibi olma gibi şartları taşıyan kimseye yapılır.
    Müşrikler, Allah’ın dışında, bu tür şartları, vasıfları üzerinde
    taşıyan zatların olduğuna inanırlar. Onlara yönelerek medet umar,
    duâ ve niyaz ederler. Tevhîdî bir imana sahip olan, şirklerden arınmış
    bir mü’min ise yalnızca Allah’a yalvarır, ihtiyacını O’na arzeder
    ve yalnızca mutlak anlamda O’ndan yardım diler. Müşrikler,
    yardım ümidiyle; ölülere, mezar taşlarına, türbelere ve kutsal saydıkları
    yerlere giderek orada çeşitli ibâdetler yaparlar, onlar için
    adaklar ve kurbanlar keserler, çaputlar bağlarlar, şekiller çizerler,
    orada medfun olan yatır veya evliyâ dedikleri zatlara duâ edip arzularına
    nâil olmak isterler. İnsanların çoğu, bilmeden bu tür şirke
    düşer. Câhillik, insanı şirke götüren en kolay, en kestirme yoldur.
    Hele İslâm dışı bir çevrede, İslâm’ı yozlaştıran ve tahrif eden bir
    anlayışın hâkim olduğu, gerçek dinin mahkûm olduğu ortamlarda
    bu yol daha hızla kişiyi şirke ulaştırır.
    Câhil halk, Allah’tan başka yatırlara, türbelere duâ etmekte,
    hatta bazen Allah’ın Rasûlünü de kendi şirkine âlet etmektedir.
    Bazı câhil insanlar, duâ ederken: “Ya Rabbi, Ya Rasûlallah!“
    diye nidâ etmektedir. Dolayısıyla hem Allah’a, hem de Allah’ın
    Rasûlüne duâ ediyor. Bunun sebebi, çoğunlukla “Rasûlullah“
    kelimesinin anlamını bilmemek olmalıdır. İkinci sebep ise,
    Rasûlullah’ın ölümsüz olduğu, herkesi görüp gözeterek ümmetinin
    yardımına her an koştuğu inancı olabilir. Hurâfe ve şirk inancı,
    insanlara Peygamber’in ölümsüz olduğunun yanında, evliyâların,
    Hızır’ın, Mehdi’nin, Mesih’in ölümsüz olduğunu, fakat bunların
    147 6/En’âm, 162
    148 1/Fâtiha, 5
    149 26/Şuarâ, 213
    150 46/Ahkaf, 5
    151 7/A’râf, 194
    152 7/A’râf, 97
    ŞİRK
    - 55 -
    gizli yaşadıklarını, herkesin onları görmesinin mümkün olmadığını
    kabul ettirmiştir. Oysa peygamberlerin ölümlü olduğunu Kur’an
    bize açıkça ifade etmektedir: “Muhammed ancak bir peygamberdir/
    elçidir. O’ndan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da
    öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle)
    geri dönerse, Allah’a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri
    mükâfatlandıracaktır.“153 Peygamberimiz’in vefatından sonra,
    onun ölümüne inanmak istemeyenlere karşı Hz. Ebû Bekir’in
    cevabı meşhurdur: “Herkes bilsin ki Muhammed (s.a.s.) ölmüştür.
    Kim, Muhammed’e tapıyorsa O, beşerdi ve öldü. Kim de Allah’a
    tapıyorsa bilsin ki O, diridir, hayy ve kayyûmdur. Kendisinden başka
    ilâh olmayan tek Allah’tır.“
    “Sizden hiçbiriniz, beni ana babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan
    daha fazla sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.“ insanlar içinde
    en çok, hatta kendi nefsimizden daha fazla Allah Rasûlünü
    sevmek zorundayız. Bu sevgi, “anam babam (ve kendim, senin
    uğruna) fedâ olsun yâ Rasûlallah!“ diyen ashâbın dillendirdiği
    fedâkârlık boyutlarında da olmalıdır. Ama Allah için sevmekle,
    Allah’ı sever gibi sevmek, tevhidle şirk kadar birbirinden apayrı
    şeylerdir. Peygamberlerini sevmekte aşırıya giderek şirke düşen
    hristiyanlar, peygambere duâ edip yalvarır, ondan bir şeyler isterken;
    tevhidî esaslara bağlı olan mü’minler, peygamberleri için
    Allah’a duâ eder, Allah’ın ona rahmet etmesini isterler; yani salevat
    getirirler. Birinde kendisinde ilâhî özellik görülerek duâ edilen,
    Allah’a şirk koşulan bir yanlış sevgi; diğerinde, kendisi için Allah’a
    duâ edilen, insan olarak büyüklüğüne rağmen, duâya, Allah’ın
    rahmetine muhtaç kabul edilen bir kul olarak doğru sevgi...
    Allah ve Rasûlü’nden Geldiği Kesinlikle Sâbit Olan Nasslara,
    Hükümlere Bir Bütün Olarak Tümüne İnanmamak: Kim Kur’an’ın
    hükümlerinden birini geçersiz sayıyor veya ona inanmıyorsa o
    kişi Allah’a ortak koşmuş olur. “...Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına iman
    edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası,
    ancak, dünya hayatında rüsvaylık/rezilliktir. Kıyâmet gününde ise en
    şiddetli azaba itilmektir. Allah, sizin yapmakta olduklarınızdan asla gâfil
    değildir.“154; “...Sakın dinlerini parçalayan, fırka fırka olan ve her fırkası,
    kendi elindekiyle sevinen müşriklerden olmayın.“ 155
    Kur’an’la, Sünnetle, Dinle, Peygamberle Alay Etmek, Onlara
    Hakaret Etmek: “Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette,
    153 3/Âl-i İmrân, 144
    154 2/Bakara, 85
    155 Rûm, 31-32
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 56 -
    ‘biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk’ derler. De ki: ‘Allah ile O’nun
    âyetleriyle ve O’nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz? (Boşuna) özür
    dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden
    (tevbe eden) bir grubu bağışlasak bile bir gruba da suçlu olduklarından
    dolayı azab edeceğiz.“156; “O (Allah), Kitap’ta size şöyle indirmiştir
    ki: ‘Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz
    zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (başka konuya
    geçinceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi
    olursunuz. Elbette Allah, münâfıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya
    getirecektir.“ 157
    Allah’tan Başkasına Tevekkül Etmek, Mutlak İtimad ve Güven
    Duymak: “Mü’min iseniz Allah’a tevekkül ediniz..“158; “De ki: ‘Allah’ın
    bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isâbet etmez. O bizim
    mevlâmızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.“159;
    “Yardım görürler umuduyla, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Hâlbuki onların
    (o sahte tanrıların, taptıkları putların) kendilerine yardım etmeye asla
    güçleri yetmez. Bilâkis onlar, bu mâbutlar için yardıma hazır askerlerdir.“
    160
    Sevgi, Hürmet ve Bağlılık Yönüyle Şirk. Bir insanı veya Nesneyi,
    İdeolojiyi Aşırı Şekilde Severek Putlaştırmak: “(İbrahim onlara)
    dedi ki: ‘Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna
    Allah’ı bırakıp birtakım putlar (tanrılar) edindiniz...“161; “İnsanlardan bazısı
    Allah’tan başkasını Allah’a -hâşâ- eşler, ortaklar, benzerler edinirler de
    onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri
    daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak
    bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın
    gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.“162; “Biz insana, anne ve babasına
    (karşı) ihsânı/güzelliği tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin
    olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa,
    bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Artık yaptıklarınızı
    size haber vereceğim.“ 163 Ve bir hadis-i şerif: “Ümmetim adına
    en çok korktuğum şey Allah’a şirk koşmaktır. Ancak benim söylediğim,
    onların güneşe, aya, putlara tapmaları değildir. Benim korktuğum şirk,
    Allah dışındaki şeylerin hoşnutluğunu gözeterek ameller yapmak ve gizli
    156 9/Tevbe, 65-66
    157 4/Nisâ, 140
    158 5/Mâide, 23
    159 9/Tevbe, 51
    160 36/Yâsin, 74-75
    161 29/Ankebût, 25
    162 2/Bakara, 165
    163 29/Ankebût, 8
    ŞİRK
    - 57 -
    şehvettir.“ 164
    Allah’tan Başkasının da Gaybî Yollarla Fayda ve Zarar Verebileceğine
    İnanmak: Gaybî yollarla, yani arada hiçbir vâsıta olmadan,
    mûcizevî bir şekilde yapılan yardıma, böyle bir güce ancak
    İlâh sahiptir. İlâh ise yalnızca Allah’tır. Allah’tan başka hiçbir
    varlık hiçbir surette gaybî yollarla hiç kimseye fayda da zarar da
    veremez. Böyle bir güce peygamber de sahip değildir. “De ki: ‘Ben
    Allah’ın dilediğinden başka kendime (bile) herhangi bir fayda veya zarar
    verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok
    hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı, ben sadece
    inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.“165; “De ki: ‘Allah’ı bırakıp
    da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz?
    Hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah’tır.“ 166
    Allah’ın Âyetlerinden Yüz Çevirmek: Kur’an’dan, Allah’ın
    âyetlerinden yüz çevirmek, onları önemsemeden hayatına yön
    vermek, yaşadığı hayatı Kur’an’a uymayan bir tarzda sürdürmek
    de şirktir. Çünkü insan ancak Allah’ın âyetlerini yaşadığı sürece
    Allah’a kulluk eder. Allah’ın âyetlerinden uzak olduğu zaman
    Allah’a kulluktan da uzaklaşır. Ya hevâsının, heveslerinin kulu
    olur, ya da uyduğu lider ve büyüklerinin kulu olur. “Allah’ın âyetleri
    sana indirildikten sonra sakın seni onlardan alıkoymasınlar. Rabbine yalvar
    ve sakın müşriklerden olma!“167; “Şu hevâ ve hevesini kendisine ilâh
    edinen kimseyi gördün mü?“168; “Âyetlerimiz size okunmadı mı? Fakat
    siz, büyüklük tasladınız ve suçlu bir kavim oldunuz.“169; “...Âyetlerimizi
    tanımayıp yalanlayanlar ise, işte onlar cehennem ateşinin dostlarıdır ve
    orada ebedî kalacaklardır.“ 170
    İtaat ve İttibâ Yoluyla Şirk. Tâğutların Hükmünü Allah’ın
    Hükmüne Tercih Etmek, İslâm’ın Yaşanıp Kur’an’ın Hâkim Olmasını
    İstememek, Rasûlullah’ın Örnek ve Önder Olduğunu Kabullenmemek.
    “Yoksa onların birtakım şirk koştukları ortakları mı var ki,
    Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşrî ettiler (bir şeriat/
    dinî kural kıldılar.“171; “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve râhiplerini rabler
    (ilâhlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de... Oysa onlar, tek olan bir
    ilâh’a ibâdet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh
    164 İbn Mâce, hadis no: 4205
    165 7/A’râf, 188
    166 5/Mâide, 76
    167 28/Kasas, 87
    168 45/Câsiye, 23
    169 45/Câsiye, 31
    170 2/Bakara, 39
    171 42/Şûrâ, 21
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 58 -
    yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.“ 172
    Kötülüğü Hoş Karşılayıp Yayılmasına Seyirci Kalmak, Kötülüğü
    Emretmek: “Münâfık erkekler ve münâfık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir.
    Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler.
    Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu (Onları terketti, hidâyet ve
    yardımını kesti)! Çünkü münâfıklar fâsıkların kendileridir!“ 173
    Korku Yönüyle Şirk: “Allah dedi ki: ‘İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek
    bir ilâhtır. Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun.’ Göklerde ve yerde
    ne varsa O’nundur. Din de (itaat ve kulluk da) sürekli olarak O’nundur.
    Böyleyken Allah’tan başkasından mı korkup sakınıyorsunuz?“174; “Allah,
    kuluna yeterli değil mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah,
    kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.“175; “İşte o şeytan,
    ancak kendi dostlarını (veya sizi kendi dostlarından) korkutur. Şu halde,
    eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, Benden korkun.“ 176
    Müşrikler, taptıkları şeylerin kendilerine zarar verebileceğini
    düşünerek, onlara kulluk edebilirler. Hz. Hûd’a (a.s.) onlar şöyle
    diyorlardı: “Tanrılarımızdan biri seni çarpmıştır’ demekten başka bir şey
    söylemeyiz.“177 Buradaki “çarpmak“, daha ziyade “deli etmek“ şeklinde
    izah edilmiştir.
    Cibt ve Tâğuta da İnanmak: Cibt: Asılsız ve bâtıl olan hurâfeler,
    Allah’tan başka kulluk edilen her şey, put vb. şeylerdir. Cibt; büyücülük,
    müneccimlik, gaybdan/gelecekten haber verme, kehânet
    gibi şeylere denir. Tâğut ise: Allah’ın çizdiği sınırları aşan, sapmış,
    azgın kimseler; Allah’ın hükmüne alternatif olma iddiasındaki
    anlayış, düzen, sembol, put veya şahıslardır. Bunlar, Allah’ın Kitabında
    olmayan ve Kitab’a aykırı olan hükümleri ve kanunları
    insanlara Allah’ın kanunları gibi sunarlar. Cahil kimseler de bunlara
    aldanıp inanırlar. Böylece imanlarını boşa çıkarırlar. “Kitaptan
    bir nasip verilenleri görmüyor musun? Cibt ve tâğuta (putlara ve bâtıl
    tanrılara) iman ediyorlar. Sonra da kâfirler için ‘bunlar, Allah’a iman edenlerden
    daha doğru yoldadır’ diyorlar. İşte bunlar, Allah’ın lânetledikleridir.
    Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı
    bulamazsın.“178 “Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman
    ettiklerini iddia edenleri görmedin mi? Tâğutun önünde mahkemeleşmek,
    onların hükümlerini uygulamak istiyorlar. Oysa onu tanımamakla
    172 9/Tevbe, 31; Ve bkz. 4/Nisâ, 65, 59; 33/Ahzâb, 36
    173 9/Tevbe, 67; Ve bkz. 5/Mâide, 78-79
    174 16/Nahl, 51-52
    175 39/Zümer, 36
    176 3/Âl-i İmrân, 175
    177 11/Hûd, 54
    178 4/Nisâ, 51-52
    ŞİRK
    - 59 -
    emrolunmuşlardı. Şeytan onları uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.“ 179
    Tasarruf ve Hulûl Yoluyla Şirk.
    r- Kur’an’ın Zâhirî Mânâsına Ters Düşen Bâtınî Anlamlarının
    Olduğuna, Bunları da Ancak İlham Aracılığıyla Az Sayıda insanların
    Bilebileceğini İddia Etmek.
    s- Tevhid Ehli Bir Mü’mini Haksız Yere Tekfir Edip Katlini
    Helâl Saymak.
    İttibâ Şirki
    İnsanın inanç, düşünce ve davranışları yönüyle şirki üçe ayırmak
    mümkündür: İtikad şirki, ibâdet şirki ve ittibâ şirki. Bırakın
    eğitim kurumlarını, câmiilerde bile (istisnalar dışında) tevhidden
    şirkten pek bahsedildiği olmaz. Olursa bile yasak savma bâbından
    ve fincancı katırları ürkütmemeye özen göstermek adına hakla
    bâtıl karıştırılarak veya hakkı ketmederek... Abdesti bozan şeylerin
    üzerinde durduğu kadar insanlar tevhidi bozan konulara önem
    vermez. Hâlbuki insanların kurtuluşunun yolu, Kur’an kavramlarının
    tashihi, boşaltılan içlerinin yeniden Kur’anî değerlendirmelerle
    doldurulmasıdır. Özellikle de lâ ilâhe illâllah kavramının, yani
    tevhid ve şirk gibi temel kavramların düzeltilmesi gerçekleşmeden
    dünyamızın da âhiretimizin de kurtulması mümkün değildir.
    Bütün şikâyet edilen olumsuzluklar, bu kavramların düzeltilmesine
    ve sağlam şekilde yaşanmasına bağlıdır. Filistin topraklarında
    siyonist yahûdiler başta olmak üzere, İslâm topraklarını işgal eden
    zâlim kâfirler silâhtan korkmuyor, zaten müslümanın elindeki
    silâhın pek korkutmaya yetecek önemi de yok. Ama onlar, eliyle
    (veya buna gücü yetmiyorsa) diliyle, kalemiyle kendilerini taşlayan
    mü’minin akîdesinden çekiniyor, korkuyor. Tevhid eri Allah’ın
    askerini, ölümden korkmayan canlı şehidi korkutup yıldıracak hiçbir
    silâhın mevcut olmadığı gibi; tevhid bilincine sahip insan da
    imanı oranında kâfirlerin korkulu rüyası olmaktadır.
    Islah çalışmaları, ülkeyi kalkındırma planları en azından iki
    yüz senedir uygulanan batılı tarzdaki yaklaşımlarla iflas etmiştir.
    Şirk düzeninin ıslah edilmesi mümkün de değildir, doğru da olmaz.
    “Zulmedenler, hangi inkılâpla devrilip döndürüleceklerini yakında
    bileceklerdir.“180 Çözüm, câhiliyye düzenini devirip yerine saâdet
    asrının anlayışını yerleştirmektir. Aynen Peygamber’in yaptığı gibi.
    İnsanları sahih akîdeye, tevhidî bilince, Kur’ânî eğitime, inkılâbî
    çizgiye yönlendirmedikçe uğraş ve gayretler, delik kabı suyla
    179 4/Nisâ, 60
    180 26/Şuarâ, 227
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 60 -
    doldurmaya benzeyecektir. Siz ne kadar (sadece fazilet, ahlâk ve
    benzeri özellikleri teşvik ederek) delik kabı doldurursanız, o, kısa
    zaman içinde boşalacaktır.
    Tevhid, İslâm’ın birinci ve en büyük esasıdır. Kur’an’an en fazla
    önem verdiği konudur. Mekke’de inen âyetlerin hemen hepsi
    tevhide vurgu yapan âyetlerdir. Medine’de inen âyetler de, çoğunlukla
    tevhide atıfta bulunur, onu kökleştirmeye çalışır. Ahkâm
    âyetlerinin ekserisi “Ey iman edenler...“ diye tevhide işaretle, o temeli
    güçlendirmek ve üstüne bina dikmek için alt yapıya dikkat
    çeker. Tevhid, bir zaman konuşulup birazcık üstünde durularak
    başka söze geçilecek bir konu değildir. Hemen her konu buna
    dayanmalı, müslümanın hayatından hiçbir zaman geri planlara
    atılmamalı, bu konu hiç bitmemelidir. “Ey iman edenler, İman edin!
    (imanınıza devam edin, yeniden ve kâmil anlamda iman edin, imanınızı
    yenileyin, güçlendirin, imanda sebat edin).“ 181
    “Lâ ilâhe illâllah“ hükmü, beşerî hayatta süreklidir. Sadece
    kâfirler inanmak için, müşrikler inançlarını düzeltmek için çağrılmaz
    ona. Mü’minler de ona çağrılır ve onlara sık sık hatırlatılır.
    Kalplerinde canlı ve sâbit kalması, hayatlarında etkili olması, gereklerini
    ihmal etmemeleri için “Ey iman edenler, İman edin!“ diye
    uyarılır. Kur’an, insanın hayat programını çizen bir kitap olduğu
    için tevhide karşı bu önemi ve titizliği gösterir. Allah, tek yaratıcı,
    yegâne hâkim ve yönetici, rızık verici... olduğundan yalnız O’na
    ibâdet edilmeli, başkası O’na ortak koşulmamalıdır: Bu, Allah’ın
    kulları üzerindeki en büyük hakkıdır. Allah, kullarının ibâdetine
    muhtaç değildir, ama insan muhtaçtır ve her an mutlaka ibâdet
    halindedir; ya Allah’a veya Allah’ın dışındakilere. İnsan, imanla
    küfür arasında, sahte ilâhlarla gerçek İlâh arasında bir tercih yapmalıdır.
    Âdemoğlu, hem Allah’a hem de şeytana kul olarak yaşayamaz.
    182; “Tâğuta kulluk/ibâdet etmekten kaçınan ve tam gönülle
    Allah’a yönelenlere müjdeler! Dinleyip de sözün en güzeline tâbi olan
    kullarımı müjdele!“183 Bunun için insan daima “Lâ ilâhe illâllah“a
    muhtaçtır.
    Bütün peygamberler, kavimlerine bu sözü tebliğ ediyor, “yalnız
    Allah’a kulluk edin, O’ndan başka ilâhınız yoktur“ diyerek insanları
    tevhide dâvet ediyorlardı. Peygamberimiz de kavmini bu
    esasa çağırıyordu. Amcası Ebû Tâlib’e “Onu söyle, onunla Allah’ın
    yanında sana şefaatçı olmam için bir cümle: Lâ ilâhe illâllah...“
    181 4/Nisâ, 136
    182 Bkz. 33/Ahzâb, 44
    183 39/Zümer, 17-18
    ŞİRK
    - 61 -
    diyordu. Câhilî tavır, eski peygamberlerin kavimlerinden itibaren
    bu cümleyi kabullenmiyor, bu dâveti reddediyordu. Niçin? Sadece
    bir cümle için mi, yoksa o cümlenin anlam ve gerekleri için
    mi? Çağrıldıkları hayatla, yaşadıkları hayat arasında bir uçurum
    vardı. Dâvete karşı çıkışlarının çeşitli şekilleri ve çeşitli sebepleri
    vardı: Vahy olayını, yeniden dirilmeyi, hesap ve cezayı yalanlıyorlardı.
    İlâhın tek bir ilâh olmasını, babalarının yolundan ayrılmayı,
    Kitab’a uymayı, Allah’ın hudûdunu kabul etmiyorlardı. Bir de
    ahlâkî çıkmazları vardı: İçki, kumar, zina, zulüm... Ama bunların
    temeli itikad ve itaat idi; inanç, düşünce, helâl ve haram ve ahlâkı
    içeren kapsamıyla Allah’tan bir din kabulünü benimsemedikleri
    gibi böyle bir dinin bağlayıcılığını da kabul etmiyorlardı.
    Kur’an’ın önemle vurguladığı, bütün sorunları içeren iki baş
    sorun vardı: İbâdetin tek olan Allah’a yapılması ve helâl-haramda
    Allah’ın indirdiğine uyulması. Şirk, inançta Allah’tan başka
    ilâhların varlığına inanma, amelde ve ibâdette Allah’tan başkasına
    yönelme ve Allah’tan başkasının Allah’a rağmen hüküm koyması,
    helâl haram tayin etmesidir. İşte bunun için müşrik Araplar,
    kelime-i tevhidi kabul etmediler, onu söylemeye yanaşmadılar.
    Yığınlar, tutucudur; alıştıkları çok sayıdaki ilâhları, atalarının yolunu
    bırakmayı kolay kabullenmezler. Elleriyle tutabildikleri, duyu
    organlarıyla algıladıkları eşyaya bağlıdırlar. Mele’ (ileri gelenler,
    müstekbirler, tâğutlar) ise, onların ilâhlara bağlılığı gerçekçi değil;
    sahtedir, şeklîdir. Mevcut sahte ilâhları savunmaları, onların adıyla
    halk kitlesini sömürmelerinden kaynaklanır. Bu zâlimlere göre,
    gerçek sorun hâkimiyet sorunudur. Onlar mı, yoksa şeriatının uygulanması
    yoluyla Allah mı? Bütün câhiyyelerdeki müstekbirleri
    tevhid çağrısıyla savaşa iten gerçek sorun budur. Hakları olmayan
    egemenliğin ve otoritenin ellerinden çıkıp sömürünün ortadan
    kalkması onların işine gelmez. Hâlbuki otorite, hüküm; tek yaratıcı,
    rızık verici... Allah’a aittir. “...Dikkat edin, yaratmak da emretmek/
    hükmetmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!“184;
    “...Hüküm sadece Allah’a aittir.“185; “Hiç yaratan, yaratmayan gibi midir?
    Hiç düşünmüyor musunuz?“186; “Allah’tan başka size gökten ve yerden
    rızık verecek bir yaratıcı var mı? O’ndan başka ilâh yoktur. O halde, nasıl
    oluyor da (tevhidden) çevriliyorsunuz (imanı istemeyip küfre dönüyorsunuz)?“
    187
    Buna rağmen, toplumun üst tabakası açık veya gizli
    184 7/A’râf, 54
    185 12/Yûsuf, 40
    186 16/Nahl, 17
    187 35/Fâtır, 3
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 62 -
    diktatörlükle yığınlar üzerindeki otoriteleri neticesinde hevâlarına,
    süflî arzu ve heveslerine hizmeti kaybetmek istemezler. Aslan payının
    ellerinden çıkmasına tepkiyi arkasına gizlendikleri, aslında
    kendilerinin de inanmadığı sahte putların gölgesine sığınarak,
    güya onlar adına sürdürürler. Yönetimi ve rantı elinde bulunduranlar,
    bundan dolayı, koltuklarına alternatiflerden, makamlarına
    aday olanlardan daha çok, tevhid çağrısından çekinirler. Bütün
    güçlerini tevhidle savaşa hazırlarlar. Yığınları kandırır, korkutur,
    tevhidi savunanları karalar, onlara komplo kurar ve halkı onlara
    karşı kışkırtırlar. “Firavun dedi ki: ‘Bırakın, Mûsâ’yı öldüreyim de, o Rabbine
    duâ etsin, yalvarsın (bakalım O Mûsâ’yı kurtaracak mı?) Çünkü ben,
    onun dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde bir fesat/bozgunculuk
    çıkaracağından korkuyorum.“ 188
    Mekke’deki olay da aynıydı. Mele’, Kureyş’ti orada. Düşmanlık
    ve savaş, onlarla Rasûlullah arasında değil; onlarla dâvet, tevhid
    arasındaydı. Kendilerine karışmayacak “el-emîn“ Muhammed
    (s.a.s.)’den şikâyetçi değillerdi. Onun için, dâvetten vazgeçmesi
    halinde mal, mülk, dünya varlığı, hatta yöneticilik teklif ve takdim
    ediliyordu. Dâvetle düşmanlık, ister istemez onlarla dâvetin temsilcisi
    arasında bir savaşa dönüşüyordu. Putlar yalnız değildi rablık
    anlayışında. Şirk de tek çeşit değildi: Kabile tapınılan bir rabdı,
    baba ve dedelerin örfü, kamuoyu tapınılan bir rabdı. Kureyş ve
    diğer büyük kabileler, Araplara dediğini yaptıran ve dilediğini haram
    yapan rablerdi.
    Ve bazıları iman etti; Örnek nesil, sahâbe denilen altın nesil.
    Lâ ilâhe illâllah nasıl yer ediyordu onların hayatında? Ondan ne
    anlıyorlardı? Sadece kalple tasdikten, dille ikrardan mı ibaretti
    onların hayatında? Mü’minlerin nefisleri (her şeyleri) tevhidle değişince,
    şirkin pis renklerinden aklanınca onlarda çok büyük değişme/
    inkılâb oldu. Sanki yeniden doğmuşlardı... İnsanlık açısından,
    bir insanın bir şeye inanması, ardından da bütün tavırlarının inandığının
    tersi veya muhâlifi olması normal midir, mümkün müdür?
    Zehirli bir yılanın öldürücü olduğuna inanan ve ölmek de istemeyen
    bir insanın, elini yılanın ağzına hiç tedbir almadan sokması
    düşünülebilir mi? Ateşin yakıcı olduğuna inanan kimsenin elini ve
    tüm vücudunu ateşe atması?! Peki, gerçekten Allah’a iman eden
    tevhid eri bir mü’minin Allah’a itaat etmemesi, O’nu tek mâbud,
    tek rızık verici, tek otorite... kabul ettiğini davranışlarında göstermemesi
    nasıl olur?!
    İman iddiası, itaat ile ispat edilmeden insanı kurtaramaz.
    188 40/Mü’min, 26; Ve yine bkz. 10/Yûnus, 75-78; 43/Zuhruf, 54
    ŞİRK
    - 63 -
    Bu konuda Kur’an’dan açık hükümleri görelim: Adiy bin Hâtem,
    Rasûlullah’ın yanına girdi. Peygamberimiz şu âyeti okuyordu:
    “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve râhiplerini rabler (ilâhlar) edindiler ve
    Meryem oğlu Mesih’i de... Oysa onlar, tek olan bir ilâh’a ibâdet etmekten
    başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. O, bunların
    şirk koştukları şeylerden yücedir.“189 Adiy: “Ya Rasûlallah, hristiyanlar
    din adamlarına ibâdet etmiyorlar, onları rab ve ilâh edinmiyorlar
    ki“ dedi. Rasûlullah şöyle buyurdu: “Onlara haramı helâl, helâlı da haram
    yaptılar, onlar da uymadılar mı din adamlarına?“ Adiy: “Evet“ dedi.
    Efendimiz buyurdu ki: “İşte bu, onlara ibâdettir.“ 190
    “Rabbinizden size indirilen Kitab’a uyun. O’ndan başka dostlar edinerek
    onlara uymayın.“191; “Yoksa Allah’ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara
    meşrû kılacak ortakları mı vardır?“192; “Ayrılığa düştüğünüz herhangi
    bir şeyde hüküm vermek, Allah’a aittir.“193; “...Doğrusu, şeytanlar, sizinle
    tartışmaları için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz
    siz müşrik olursunuz.“194; “Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan
    çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı
    içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman
    etmiş olmazlar.“195; “(Münâfıklar,) ‘Allah’a ve Rasûlüne inandık ve itaat
    ettik’ diyorlar. Sonra onlardan bir grup, bunun ardından dönüyor. Bunlar
    mü’min değillerdir. Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne
    çağrıldıkları zaman, hemen onlardan bir grup yüz çevirir.“196; “Kim Allah’ın
    indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.“197; “Yoksa
    câhiliyye hükmünü mü istiyorlar? İyice bilen bir toplum için Allah’tan
    daha güzel hüküm veren (hüküm koyan) kim olabilir?“198; “Allah, hüküm
    verenlerin en üstünü değil midir?“199; “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin,
    Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre. Eğer bir hususta anlaşmazlığa
    düşerseniz, Allah’a ve âhirete gerçekten iman ediyorsanız, onu
    Allah’a ve Rasûlüne götürün (onların tâlimâtına göre halledin); bu hem
    hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.“200; “Allah ve Rasûlü,
    bir işte hüküm verdiği zaman, artık iman etmiş bir erkek ve kadına, o işi
    189 9/Tevbe, 31
    190 Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’an 10, hadis no: 3292; Tirmizî şerhi Tuhfetu’l-Ahvezî,
    hadis no: 5093
    191 7/A’râf, 3
    192 42/Şûrâ, 21
    193 42/Şûrâ, 10
    194 6/En’âm, 121
    195 4/Nisâ, 65
    196 24/Nûr, 47-48
    197 5/Mâide, 44
    198 5/Mâide, 50
    199 95/Tîn, 8
    200 4/Nisâ, 59
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 64 -
    kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.“201; “...Dikkat edin, yaratmak
    da emretmek/hükmetmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne
    yücedir!“202; “İman edip de imanlarına herhangi bir zulüm (şirk) bulaştırmayanlar
    var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.“203;
    “...Hüküm sadece Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi
    emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu
    bilmezler.“ 204
    Allah’a ve Rasûlüne itaat, ebedî cennete götürdüğü gibi,
    Allah’a ve Rasûlüne itaatsizlik/isyan da kişiyi ebedî cehenneme
    ulaştırır: “Bunlar Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine
    itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır;
    orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. Kim Allah’a
    ve Peygamberine karşı isyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa Allah onu
    devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.“205;
    “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: ‘Ganimetler Allah ve Peygamber’e
    aittir. O halde siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, aranızı düzeltin,
    Allah ve Rasûlüne itaat edin.“206; “Tâğuta kulluk etmekten kaçınıp
    Allah’a yönelenlere müjde vardır. (Ey Muhammed!) Dinleyip de sözün en
    güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler
    onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.“207; “(Rasûlüm!) De ki: ‘Eğer
    Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
    Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki: ‘Allah’a
    ve Rasûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.“
    208
    Ve bir hadis-i şerif: “Ümmetimle ilgili olarak korktuklarımın en korkutucusu
    Allah’a şirk/ortak koşmalarıdır. Dikkat edin; ben size ‘onlar aya,
    güneşe ve puta tapacaklar’ demiyorum. Fakat onlar (hâkimiyet hakkını
    bazı fertlerde, zümrelerde meclis ve toplumlarda görecekler), Allah’tan
    başkasının emirlerine ve arzularına göre iş yapacaklardır.“ 209
    Hüküm koyma (teşrî), “Lâ ilâhe illâllah“la direkt ve sağlam bir
    şekilde irtibatlıdır. Bu bağ da, hiçbir durumda kopmaz. “Allah’ın
    201 33/Ahzâb, 36
    202 7/A’râf, 54
    203 6/En’âm, 82
    204 12/Yûsuf, 40
    205 4/Nisâ, 13-14
    206 8/Enfâl, 1
    207 39/Zümer, 17-18
    208 3/Al-i İmrân, 31-32. Yine bkz. 4/Nisâ, 60, 61, 64; 49/Hucurât, 15; 29/
    Ankebût, 2-3; 2/Bakara, 214; 24/Nûr, 50-54; 3/Âl-i İmrân, 142; 9/Tevbe, 16;
    23/Mü’minûn, 115
    209 İbn Mâce, hadis no: 4205
    ŞİRK
    - 65 -
    indirdiğiyle hükmetmeyenler kâfirlerdir.“210 âyetinde fukahâ, Allah’ın
    indirdiğiyle hükmetmeyen kimse, bunu helâl saymadıkça tekfir
    edilmez, eğer helâl saymıyorsa, dinden çıkarmayan küfür (küfrün
    gerisinde bir küfür, yani büyük günah) demişlerdir. Taraflardan birinden
    rüşvet aldığından, önündeki meselede Allah’ın indirdiği dışında
    bir şeyle hüküm veren hâkim de bu yaptığıyla tekfir edilmez.
    Allah’ın gazabına uğramış bir günahkârdır. İctihad edip önündeki
    konuda yanılan ve Allah’ın indirdiği dışında bir şeyle hüküm vermiş
    olan biri ise günahkâr da değildir. Bilâkis niyeti ihlâslı oldukça
    ictihadına ecir de vardır. Ve sayılan diğer fıkhî hususlar...
    Evet, lâkin bunların hiçbiri, Allah’ın indirdiği dışında bir şeyi
    teşrî ile ilgili değildir. Önündeki bir konuda, helâl saymamak şartıyla,
    fıkıh kitaplarında belirtilen herhangi bir nedenle Allah’ın indirdiği
    dışında bir şeyle hüküm vermek başka, Allah’tan ayrı olarak
    teşrî/hüküm koyma başka bir şeydir. Birinci durumda Allah’ın
    dinini kaynak olarak kabuldeki itiraf (uygulamadaki farklılığa
    rağmen) bozulmuyor. İkinci durumda, kendi yanından Allah’ın
    dinine muhâlif haramlar helâllar koyuyor. Ardından açıkça veya
    lisan-ı haliyle: “Allah’ın dinini değil; benim hükmümü/kurallarımı
    uygulayın, çünkü bu, ona denktir veya bu, Allah’ın kanunundan
    daha üstündür, kıymetlidir“ diyor. İslâm tarihinde fıkıh âlimleri,
    bunun dinden çıkaran bir şirk ve küfür olduğunda ihtilâf etmemiştir.
    Yine, fıkıh âlimlerinin tarihten bu yana hiç ihtilâf etmeden
    şirk ve küfür olduğunu kabul ettikleri bir mesele de şudur: Bilmesine
    rağmen ve kendi irâdesiyle Allah’ın dini dışında bir teşrîe
    (hüküm koymaya) râzı olmak. İkrâh bunun dışındadır;211 çünkü
    ikrahta rızâ yoktur.
    Şirkin ve zulmün hâkimiyeti ve egemen tâğutî güçlerin de etkisiyle
    insanların İslâm’dan kopukluğu arttı. Artık, kendisinin müslüman
    olduğunu da söyleyen nice insan, açıkça şirk olan inançlara
    sahip olmaya, şirk ideolojilerini kabullenmeye, elfâz-ı küfrü
    dilleriyle ulu orta söylemeye başladı. Allah’ın hükmüne uymak,
    İslâm’a teslim olmak, her konuda helâl ve haramlara dikkat etmek,
    Allah’ın sınırlarına riâyet etmek gibi değerler, müslüman olduğunu
    iddia eden nice insanın gündeminden çıktı. Bütün bunlar
    ve sayılması uzun sürecek şirk unsurlarına rağmen, insanlara, “lâ
    ilâhe illâllah“ deyince müslüman olacakları, İslâm’ı yaşamasa da
    insanın küfre düşmeyeceği ısrarla söyleniyordu. Müstekbir oburların
    önüne konulmuş çanaktaki yem gibi oldu bu kelimeyi sadece
    210 5/Mâide, 44
    211 16/Nahl, 106
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 66 -
    diliyle söyleyenler. 212
    Tarihten bu yana, tevhîdî muhtevanın soyulmasının bazı etkenleri,
    sebepleri vardır. Tekliflerden kaçınma, uyarının (emr-i bi’lma’rûf
    ve nehy-i ani’l-münker) yetersizliği, aşırı bolluk (lüks ve rahata
    meyil, yani dünyevîleşme), siyasî istibdat ve mürcie düşüncesi,
    israfa ve dünyevîliğe pasif tepki şeklinde ortaya çıkan, zulümle
    mücâdele ve toplumsal tavır yerine kabuğuna çekilme anlayışının
    oluşturduğu mistisizm... bu etkenlerin başında gelir.
    Büyük ve Küçük Şirk; Açık Şirk ve Gizli Şirk
    Şirki İslâm âlimleri şu şekilde de ayırmışlardır. a- Büyük Şirk:
    Allah’ın ortağı olduğunu iddia etmektir ki bu, en büyük inkâr ve
    küfürdür. b-Küçük Şirk: Bazı amelleri yaparken Allah’ın dışında
    başkalarının da rızâsını hesaba katmaktır. Böyle bir tavır riyâ ve
    amelî münafıklıktır. Şirkle ilgili yukarıdaki tasniflerin yanında,
    şirk; açık şirk ve gizli şirk olmak üzere de ikiye ayrılmıştır.
    Gizli Şirk
    Açık şirk: Allah’ın zatında, sıfatlarında ve isimlerinde ortak
    tanımaktır. Bu şirkin tesbiti kolaydır. Fakat gizli şirk öyle değildir.
    Gizli şirk; Allah’ın tasarruflarına (isteklerine) kafa tutmak
    ve Allah’tan beklenmesi gerekeni başkasından beklemektir. Bu
    şirkin farkına varmak zordur, kişi çoğu zaman bu şirke düştüğünün
    farkına bile varmayabilir. Maalesef, günümüzde dinini tam
    olarak bilmeyen bazı müslümanlar gizli şirke bulaşmaktadırlar.
    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bu hususta müslümanları
    uyarmaktadır. Riyâ, gizli şirklerin başında gelir. Meselâ, bir insan
    Allah’a ibâdet ederken insanların gözüne girmeyi, onların yardımlarından
    faydalanmayı amaç edinirse, şirk koşmuş olur. Buna gizli
    şirk denir. Çağımızda bir hastalık derecesine varan, aşırı mal-mülk
    sevgisi, aşırı para ve servet hırsı, aşırı şöhret sevdası gibi kötü duygular
    da gizli şirk sayılmışlardır. Bunlar için delicesine çalışılırsa, bu
    çok tehlikelidir. Farkına varmadan insanı şirke götürebilir. Çünkü
    İslâm’da ibâdet, sadece Allah’ın rızâsı için yapılır; hayatın amacı
    sadece Allah olmalıdır.
    “Onların çoğu Allah’a, şirk koşmadan iman etmezler.“213 Allah Rasûlü
    (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurur: “Sizin hakkınızda en çok korktuğum
    küçük şirktir.“ ‘Küçük şirk nedir ey Allah’ın elçisi?’ diye sordular.
    “Riyâdır. Allah Teâlâ, kıyâmet günü insanların amellerinin karşılıkla-
    212 Geniş bilgi için bkz. Muhammed Kutub, Tevhid
    213 10/Yûnus, 106
    ŞİRK
    - 67 -
    rını verdiği zaman riyâkârlara: ‘Dünyada kendilerine gösteriş yapmakta
    olduklarınıza gidin. Bakın bakalım, onların yanında bir karşılık bulacak
    mısınız?’ buyurur.“ 214
    Rasûlullah (s.a.s.) hutbede şöyle buyurdu: “Ey insanlar, şirkten
    sakınınız. Muhakkak ki o, karıncanın kımıldamasından daha gizlidir.“
    İçlerinden birisi: “Ey Allah’ın Rasûlü, karıncanın kımıldamasından
    daha gizli olduğu halde böyle bir şirkten nasıl sakınabiliriz?“
    “Ey Allah’ım, bile bile sana herhangi bir şeyle şirk koşmaktan yine Sana
    sığınırız. Bilmediğimiz şeylerden de senden mağfiret dileriz’ deyin“ buyurdu.
    215
    Allah’ın halili (dostu) İbrahim (a.s.) ne güzel dua etmiş: “Allah’ım,
    beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut. Ya Rabbi, şüphesiz ki
    bu putlar, birçok insanı saptırdı.“216 Âyette belirtildiği üzere, İbrahim
    (a.s.) bile kendinin ve neslinin putlardan uzak kalması için Allah’a
    duâ etmiştir.
    Hele, İslâm’ın hâkim olmadığı günümüz câhiliyye ortamlarında
    şirk çeşitleri daha da çoğalmıştır. Kur’an’ın birçok âyetinde,
    küçük olsun, büyük olsun şirkin her türlüsünden arınan müttakî
    kullardan bahsedilir. Allah’ın birliğine iman eden, Allah’a şirk koşanlara
    düşman olan, tâğutlara ve müşriklere buğz ederek Allah’a
    yaklaşan, sadece Allah’ı dost, ilâh ve ma’bud edinen, yalnız O’nu
    seven, O’ndan korkan, O’ndan uman, O’ndan yardım isteyen,
    O’na boyun eğen, O’na tevekkül eden, O’nun emrine tâbi olup
    rızâsını gözeten, bir iş yaptığı zaman Allah adıyla yapan ve hayatının
    her bölümünü O’na ait kılan kimseler kurtuluşa ermişlerdir.
    “De ki, namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbi Allah
    içindir. O’nun hiçbir şeriki/ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben
    müslümanların ilkiyim.“217; “De ki, Allah her şeyin Rabbi iken, ondan başka
    bir rab mi arayayım?“ 218
    Küçük Şirk
    Kebâirden, (büyük günahlardan) daha büyük, ebedî cehennemlik
    yapan şirkten daha küçük olan şirk unsurları, küçük şirk
    diye adlandırılır. Günümüzde de her yerde görülebilen küçük şirke
    bazı örnekler verelim:
    1- Riyâ (Allah rızâsı için yapılması gereken bir ibâdeti Allah’tan
    214 Tirmizî, Hudûd 24, hadis no: 1457, 4/58; Müsned, Ahmed bin Hanbel
    215 İbn-i Kesir
    216 14/İbrahim, 35-36
    217 6/En’âm, 162-163
    218 6/En’âm, 164
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 68 -
    başkası için yapmak anlamında).
    2- Allah’tan başkası adına yemin etmek (Allah’ın dışında yemin
    edilecek kutsal bir varlık kabulü anlamında).
    3- Mavi boncuk, nazar boncuğu takmak (zarardan uzaklaştırmak
    için manevî sığınak olarak Allah’ın dışında bir şey kabulü
    anlamında).
    4- Sihir/büyü ve üfürükçülük, kâhinlik, medyumluk, arraflık:
    “...Süleyman kâfir olmadı (büyü yapmadı ve ona inanmadı). Lâkin şeytanlar
    kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri öğretiyorlardı...“ 219
    5- Gelecekten haber vermek ve bu haberlere inanmak veya
    mutlak gaybı bildiğini iddia etmek (Yıldızlardan ve burçlardan
    yola çıkarak, her çeşit fal bakarak, cinlerden öğrendiğini iddia
    ederek gelecekle ilgili bilgiler vermek ve bu yalanlara inanmak;
    kendisinin veya başkasının geleceği, mutlak gaybı bildiğini iddia
    etmek anlamında).
    6- Allah’tan başkası adına adak adamak veya kurban kesmek,
    muskacılık, cincilik yapmak
    7- Uğursuzluk görüşü.
    Gizli Şirk Örneği Olarak Riyâ
    “Riyâ“ kavramının aslı görmek anlamına gelen “ru’yet“tir. Riyâ;
    kişinin, görsünler diye bir davranış içerisine girmesi, bir ibâdeti
    gösteriş için yapmasıdır. Bu; işte, davranışta ve ibâdette gösteriştir.
    Sâlih bir ameli Allah rızâsını kazanmak amacıyla değil, insanların
    beğenisini, onların hoşnutluğunu kazanmak için yapmaktır. Bu
    şekilde gösteriş yapanlara ‘riyâkâr’ veya ‘mürâi’ denilir.
    Riyâ anlayışında, yapılan fiil niyete uymaz. Bu uygunsuzluk
    yerine getirilen ibâdette ve davranışta ya tamamen ya da biraz
    olabilir. Riyâ, samimiyetsizliğin, ikiyüzlülüğün, kişiliksizliğin bir sonucudur.
    Bazı zayıf karakterli insanlar, ya bir dünyalık elde etmek,
    ya bir makama çıkmak, ya da şöhrete ulaşmak için başkalarına şirin
    görünmeye çalışırlar. Onların hoşuna gidecek davranışta bulunurlar.
    Oldukları gibi değil de; yaranmaya çalıştıkları kişilere göre
    görünürler, ortama göre hareket ederler.
    Riyânın en çirkini şüphesiz, insanı Rabbine yaklaştıran ve kulluğun
    gereği olan ibâdetin veya İslâmî ilkelerin çirkin çıkarlara
    âlet edilmesidir. Kişinin, ibâdeti, kul olduğu ve Allah’ın rızâsını
    219 2/Bakara, 102
    ŞİRK
    - 69 -
    kazanmak için değil de; menfaat elde etmek niyetiyle yapmasıdır.
    Bir kişinin tamamen veya az da olsa saf ve iyi niyetinin tersine iş
    ve ibâdet yapması, bunun sonucunda mükâfat beklemesi riyâdır.
    Riyâkâr, Allah rızâsı için yapılması gereken bir ibâdeti, kullar
    görsün diye sergiler. Allah’tan beklenmesi gereken sonucu/ödülü
    de kullardan bekler. Böyle bir durumda iki yalan ve yanlış vardır:
    Allah rızâsı için yapması gereken davranışı kullar için yapmak;
    Allah’tan beklenmesi gereken bir mükâfatı kullardan beklemek.
    Kur’an-ı Kerim, riyâyı münâfıkların önemli bir özelliği olarak saymaktadır:
    “Gerçek şu ki, münâfıklar (sözde), Allah’ı aldatmaktadırlar.
    Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman isteksizce (tembel
    tembel) kalkarlar. İnsanlara karşı riyâ (gösteriş) yaparlar ve Allah’ı çok az
    anarlar.“220 Yine, Mâûn sûresinde namazı gösteriş için kılıp, kıldığı
    namazdan habersiz olanlar kınanmaktadır. Sûrenin başında Din’i
    yalan sayan, yetime yemek yedirmeyi teşvik etmeyen kimse kınanırken,
    sûrenin sonunda, riyâ/gösteriş için namaz kılanlar ağır dille
    suçlanır. Bu kimseler “mâûn“u (zekâtı veya çeşitli yardımları)
    da vermezler.221 Mâûn sûresinin ifadesine göre bu gibi riyâ, Din’i
    yalanlamakla eşittir; münâfıklık ve çirkin bir davranıştır. Riyâ, olduğundan
    farklı şekilde iyi görünerek insanların kalbinde hak
    etmediği bir yer almak isteğidir. Böylesine bir davranış karakter
    bozukluğudur, bir kalp hastalığı ve alçak bir ikiyüzlülüktür. 222
    Riyânın Dereceleri: İmam Gazâli, riyânın dört derecesini saymaktadır:
    1- En ağır riyâ çeşidi; hiçbir sevap beklentisi olmadan gösteriş
    için ibâdet etmek. Abdestsiz olduğu halde insanların yanında namaz
    kılmak gibi. Bu, açık bir şirktir.
    2- Biraz Allah rızâsı için niyet olsa da, ibâdeti gösteriş için yapmak.
    Tek başına olsa yapmayacağı o ibâdeti başkalarının görmesi
    için yapmak. Bu davranış, gizli şirktir
    3- Gösteriş ve sevap niyeti eşit olan davranışta bulunmak. Bu
    şekilde amel işleyenin ameli boşa gider.
    4- İbâdetini, insanların duymasından sonra daha da artırmaktır.
    Böyle birisi, insanlar duymasa da ibâdetini yapar. Ancak riyâ
    kokusu olduğu için bu şekilde davranmak hatadır.
    Peygamberimiz (s.a.s.) riyâyı, gizli şirk olarak tanıtmaktadır:
    220 4/Nisâ, 142
    221 Bkz. 107/Mâûn, 4-7
    222 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 541-543
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 70 -
    “Muhakkak ki sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyâdır.“ 223
    Câfer Sâdık (r.a.) da şöyle diyor: “Riyânın her türlüsü şirktir.
    Şüphesiz ki insanlar için amel eden kimsenin sevabı insanların üzerinedir
    (karşılığını onlardan beklesin); Allah (c.c.) için amel eden
    kimsenin sevabı ise Allah üzerinedir.“224 Kur’an, Allah’a ve âhiret
    gününe inanmayıp insanlara karşı gösteriş olsun diye mallarını
    infak edenleri kınar ve onların yaptıklarının geçersiz olduğunu
    belirtir.225 Buna karşın gerçek mü’min olanlar, mallarını yalnızca
    Allah rızâsı için infak ederler. 226
    Birçok hadis-i şerifte riyânın çirkinliği ve riyâkârların kazandıkları
    kötü sonuçlar açıklanmaktadır. Gösteriş için Kur’an okuyanlar,
    insanlar kendisine âlim desinler diye ilim öğrenenler, dinini
    âlet ederek dünya çıkarı sağlamaya çalışan istismarcılar, insanlara
    ma’rû’fu (iyiliği) emredip kendileri yapmayanlar ve benzerleri şiddetle
    tenkit edilmektedir. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allah
    Teâlâ buyuruyor ki: ‘Ben şirk koşulan her şeyden müstağnîyim (onlara
    ihtiyacım yoktur, onlardan uzağım). Kim bir amel yapar, buna Benden
    başkasını da ortak kılarsa, onu ortağıyla başbaşa bırakırım.“ 227
    Ebû Mûsâ el-Eş’arî’nin rivâyet ettiği hadîs-i şerife göre, “kahramanlık
    ve gösteriş için cihad eden Allah yolunda değildir. Ancak bir
    kimse îlâ-yı kelimetullah (Allah’ın yüce adı) için cihad ederse o Allah
    yolundadır.“228 insanların en kolay riyâ karıştırabilecekleri ibâdetler
    namaz ve sadaka vermektir. Çünkü her ikisi de zordur ve sevapları
    çoktur. Peygamberimiz (s.a.s.) bunların gösteriş için yapılmasını
    ısrarla yasaklar.
    Riyâkârlık ve münâfıklık daha çok müslümanların güçlü olduğu
    yerlerde ortaya çıkmaktadır. Rabbimiz buyuruyor ki: “De
    ki: ‘Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnız bana
    sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı
    umuyorsa, sâlih amelde bulunsun ve Rabbine ibâdette hiç kimseyi ortak
    tutmasın.“ 229
    Şirkin Zararları
    İman ve tevhid fıtrattandır. Fert olarak insan, doğuştan fıtrat
    üzere (imana ve tevhide müsait şekilde) doğduğu gibi, ilk din
    223 Tirmizî, Hudûd 24, hadis no: 1457, 4/58
    224 İ. Humeynî, Kırk Hadis Şerhi, 1/53
    225 2/Bakara, 264; 4/Nisâ, 38
    226 2/Bakara, 272
    227 Müslim, Zühd 46, hadis no: 2985, 4/2289
    228 Müslim, İmâre 150, hadis no: 1904, 3/1513
    229 18/Kehf, 110
    ŞİRK
    - 71 -
    de (câhiliye eğitiminde kasıtlı olarak tersi söylenmesine rağmen)
    tevhid dinidir; ilk insan, tevhidî mesaja sahip bir peygamberdir.
    Şirk, hastalıktır, bünyeye sonradan giren bir mikroptur, bir
    ârızadır, bir anormalliktir. Şirk, öncelikle kalbin hastalığıdır, müşrikler
    de ölümcül hastadırlar,230 onların duyu organları da ârızalı
    ve görev yapamaz durumdadır.231 Onlar, akıllarını da kullanmayan
    hayvandan aşağı insan müsveddeleri,232 birer pisliktirler.233
    Bir küçük kibrit çöpü koca ormanı yakıp mahvettiği gibi, şirk
    de amelleri mahveder. Bir kanser mikrobunu veya yanan kibrit
    çöpünü önemsiz, tehlikesiz görüp bunların zararlarına duyarsız
    kalmak, hiç akılla bağdaşır mı? Şirk, kaos ve düzensizliktir. Şirkin
    olduğu yerde, kargaşa, fezat, fesat, kavga, anarşı, düzensizlik ve
    huzursuzluk vardır. “Eğer yerde ve gökte, Allah’tan başka ilâhlar/tanrılar
    bulunsaydı, yer ve gök (bunların nizamı), kesinlikle bozulup gitmişti.“234
    Kâinatta nizam ve âhenk olduğuna göre, tevhidî özellik vardır.
    Güneşler, gezegenler ve büyük yıldızlar gibi makro âlemden
    atom ve hücrenin iç yapılarına kadar mikro âleme, bitkiler
    âleminden hayvanlar âlemine kadar tüm evrende tevhidin eseri
    gözükmektedir. Yeryüzünün halifesi olarak yaratılan insanın
    tevhidden yüzçevirmesi, çevresiyle uyumsuzluğa sebep olduğu
    gibi, halifelik misyonu açısından da bir ihânettir. Hayatlarını din
    ve dünya diye ayıran, Sezar ve Tanrı diye iki ilâh kabul eden, devletine
    dini karıştırmak istemeyen, laiklik gibi çok tanrılı anlayışa
    sahip olan, Kur’an tâbiriyle dinlerini parçalayan müşriklerin
    kendileri de parça parça, grup gruptur ve her grup, kendi yanındakiyle
    övünür durur.235 Şirkin bu çirkin tablosu yanında; Tevhid
    ile vahdet kelimeleri aynı kökten gelir. Biri, “birlemek“, diğeri
    “birlik“ veya “birleşmek“ demektir. Tevhide inanan her ırktan, her
    yapıdan insan “ümmet“ bilincine sahip olacak, birbirlerini ancak
    kardeş236 kabul edecektir. Aynı Allah’a gerçekten iman edenler,
    yekvücut olacaklar, aynı nizamın parçasını oluşturacaklar, güç ve
    imkân birliği oluşturacaklardır. Şirkin sayısız zararlarını ana başlıklar
    halinde şöyle özetleyip sayabiliriz:
    1 Şirk, fıtrattaki nuru söndürür.
    2 Arınmış nefsi yok eder.
    230 2/Bakara, 10
    231 2/Bakara, 18, 7/A’râf, 179
    232 7/A’râf, 179
    233 9/Tevbe, 28
    234 21/Enbiyâ, 22
    235 30/Rûm, 31-32
    236 49/Hucurât, 10
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 72 -
    3 İzzeti öldürüp yerine zilleti, köleliği getirir. İnsanlık için
    bir hakarettir.
    4 Vahdeti, insanların birliğini parçalar.
    5 Amelleri boşa çıkarır.
    6 İnsanın ebediyyen cehennemden kalmasına sebep olur.
    7 Şirk, bütün hurâfelerin yuvasıdır.
    8 Büyük bir zulümdür.
    9 Şirk, bütün yanlış korkuların, fobilerin kaynağıdır.
    10 İnsan dinamizmini hareketsiz bırakır.
    Şirk, Allah’ın asla affetmediği bir günahtır. Bütün zararlarından
    daha önemli olan, şirkin insanı ebedî cehennemlik yapmasıdır.
    Allah, şirk inancı ile âhirete gelenleri asla affetmeyecektir. “Sana
    da, senden öncekilere de vahyolunmuştur ki ‘eğer şirk koşarsan, şüphesiz
    bütün amellerin boşa gider ve hüsrâna uğrayanlardan olursun.“237;
    “Allah, kendisine şirk/ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını
    (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse büyük bir
    günah ile iftira etmiş olur. Kim Allah’a şirk/eş koşarsa büsbütün sapıtmıştır.“
    238
    Tevhid ve şirk insanlık tarihi boyunca insanların bağlanageldiği
    iki dinin adıdır. İnsanlık tarihi şirkle tevhid arasındaki mücadeleden
    ibarettir. Bütün peygamberlerin tebliğlerinde vurguladıkları
    temel esas tevhiddir. Kur’ân-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu
    konu tevhidin önemi ve şirkten uzak durulması konusudur.
    Kendi nefsini ilâhlaştıran ve Allah’a değil de kendisine tapan
    ve tapılmasını isteyenler; başkalarının haklarına el uzatmanın,
    yalnız Allah’a ibâdet edildiği ve sadece O’na uyulduğu sürece
    mümkün olmadığını bilirler. Çünkü Allah’ın dini adâleti emreder
    ve bütün insanları eşit olarak görür. Faziletler doğuştan değil;
    sonradan kazanılan iman, takvâ, cihad ve ilim sâyesindedir. Şirk
    ise nefsini ilâh edinenlerin, insanları kendilerine kul etmeleri ve
    sömürmeleri üzerine kuruludur. Bu yüzden tâğutlar, kendi nefislerini
    ilâhlaştırmak için, ilkelerini kendilerinin tesbit ettikleri ve
    başkalarının haklarını gasb üzere kurulu şirk düzenini isterler.
    Tâğutlar, ortaya attıkları ilâhlara insanları taptırarak, aslında kendilerine
    taptırır, kulluk ettirirler. Şirk, insanların insanlara kulluk
    ettiği düzenin adıdır.
    237 39/Zümer, 65
    238 4/Nisâ, 48 ve 116
    ŞİRK
    - 73 -
    Müşrikler, bazı şeyleri ilâh haline getirdikten sonra bazıları
    doğrudan o ilâhlara tanrı diye, bazıları da ‘bizi Allah’a götürecekler’
    diye tapınmaya başladılar. Hâlbuki Allah (c.c.) bütün insanlara,
    sizi ben yarattım ve rızkınızı da ben veriyorum. Öyleyse ibâdeti
    yalnızca Bana yapın.’ diye buyurmaktadır.239 Şirk dini üzerinde
    olanlar, hem Allah’ın dışında birtakım ilâhlara ibâdet ederler, hem
    de o ilâhlar adına kurallar (şeriatlar) uydurup onu din haline getirirler.
    Allah ise onların bu tutumunu kesin bir şekilde kınamakta
    ve reddetmektedir.240 Allah’a başka şeyleri ‘şerik-ortak’ koşanlar,
    aslında gerçek anlamda bir ilâh bulmuş ve gerçekten ona ibâdet
    ediyor değildir. Onların bu yaptığı bir ‘zan’ (sanı)dır, bir avunmadır.
    241 Yarın hesap günü şefaatçi olacakları zannedilen bütün ‘şerikler-
    ortaklar’ müşriklerin yanında olmayacaklar, onlara yardım
    edemeyeceklerdir. 242
    Bâtıla İman: Kur’an, imanı sadece olumlu alanlar için kullanmaz.
    Gönülden benimseme ve tasdik etmenin, yani imanın,
    olumsuz görünümlerinin bulunabileceğine de dikkatimizi çeker.
    İman, Allah’ın inanılmasını istediği şeylere olursa doğru; hakkında
    Allah’ın hiçbir delil indirmediği şeylere olursa bâtıl olur. “De
    ki: ‘Benimle sizin aranızda şâhit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde
    ne varsa bilir.’ Bâtıla iman eden ve Allah’ı inkâr edenler var ya, işte ziyana
    uğrayacaklar onlardır.“243; “Tek Allah’a ibâdete çağrıldığı, duâ edildiği
    zaman küfrederdiniz. O’na şirk koşulunca (buna) iman ederdiniz. Artık
    hüküm, yüceler yücesi Allah’ındır.“244; “Onların çoğu, ancak şirk koşarak
    Allah’a iman ederler.“ 245
    Bu âyetlerden anlaşılıyor ki, mutlak anlamda aldığımızda
    inkâr da bir imandır. İnkâr, imansızlığa imandır. Yani, her imanda
    bir inkâr, her inkârda bir iman vardır. Mü’min de Allah’a iman
    etmiş olmak için, hatta imandan önce, bazı şeyleri inkâr etmesi,
    “küfür“ etmesi gerekir. Küfredip reddetmesi gerekenlerin başında
    tâğut gelir.246 Doğru iman, Kur’an’ın gösterdiği imandır. Bu iman,
    insanlara Allah’tan başka ilâh olmadığını, Allah’ın âlemlerin
    Rabbi olduğunu, Allah’tan başkasına duâ ve kulluk edilmemesi
    gerektiğini öğretir. Doğru imanın zıddı, bâtıla iman, yani şirktir.
    Şirk, doğru olduğunu ispatlamak için Allah’ın, hakkında delil/
    239 4/Nisâ, 36
    240 42/Şûrâ, 21
    241 10/Yûnus, 66
    242 6/En’âm, 94
    243 29/Ankebut, 52
    244 40/Mü'min, 12
    245 12/Yûsuf, 106
    246 Bkz. 2/Bakara, 256
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 74 -
    âyet indirmemiş olmasına rağmen; insanların uydurdukları bâtıl
    inançlardır. “Allah’tan başka kulluk ettiğiniz şeyler, sizin ve atalarınızın
    uydurduğu putlardan başka bir şey değildir. Allah, onların doğru olduğuna
    dair bir delil indirmemiştir. Hükmetmek, yalnızca Allah’a aittir. O’ndan
    başkasına değil!“ 247
    Kur’an, imanlarını zulümle (şirkle) lekeleyenler için kurtuluş
    kapısını kapatmıştır. “İman edip de imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar
    var ya, işte emn (güven) onlarındır. Ve onlar hidâyeti (doğru
    yolu) bulanlardır.“248 Kur’an, imandan sonra küfre sapanlara karşı
    çok sert ve şiddetli bir tavır takınmaktadır. Kur’an, bu olaya tebdil
    veya irtidat demektedir. Tebdil, imanı küfürle değiştirmek; irtidat
    ise, İslâm dininden çıkmak, geriye dönmek demektir. Tebdil ve irtidat
    Kur’an’a göre en iğrenç ve onur kırıcı hastalığın adlarıdır. 249
    Hevânın Putlaştırılması
    “Hevâ“; boş, hava dolu, sonuçsuz, değersiz gibi anlamlara gelir.
    Bu kavram nefsin şehvete ve zevke düşkünlüğünü anlattığı gibi,
    yeterli ilmi olmadan sahibine emir veren nefis anlamında da kullanılmaktadır.
    Böyle bir nefis, sahibini şehvete ve aşırı zevke düşürüp
    günaha sürükler, dünyada rezilliğe, âhirette ise azâba götürür.
    İnsanın aşırı isteklerine, Allah’tan gelen ilme yani vahye uymayan
    tutumlarına “hevâ“ denilmektedir. Nefsin ölçülü ve sınırlı istekleri,
    meşrû arzuları normal yoldan karşılandığı zaman hata değil;
    sevap bile olur. Nefis her zaman çeşitli isteklerde bulunur. Bu
    taleplerin bir kısmı insanın ihtiyacı değil; hevânın aşırı arzularıdır.
    Kişi, nefsinin meşru isteklerini inandığı Rabbin gönderdiği ölçüler
    içerisinde karşılayabilir. Aşırı isteklere uyulması; nefsin Rabbin ölçülerine
    aldırmaması anlamına gelir. Bu, şüphesiz bir hatadır ve
    sahibine zarar veren bir şeydir.
    Eğer nefis Allah’tan gelen ilme, yani vahye uyarsa, görüşlerini,
    kararlarını, isteklerini bu ilme uygun bir şekilde ayarlarsa; o nefis
    doğru yolda olan nefistir. Fakat bir kimse Allah’tan gelen ilme/
    vahye kulak asmaz, yalnızca kendi görüşünü, zevkini, kararını, arzusunu
    ön plana çıkarırsa, bu nefis, doğru yoldan azan bir nefistir
    ve o kişi hevâsına uydu demektir. Yeryüzündeki bütün günahların,
    bütün şirklerin, bütün kâfirliklerin sebebi hevâya uymaktır.
    Bir iş yaparken, bir şeyin hakkında karar verirken, bir ibâdet fiilini
    yerine getirirken, bir şey yanlış mı doğru mu diye düşünürken;
    247 12/Yûsuf, 40
    248 6/En'âm, 82
    249 Bkz. 3/Âl-i İmran, 86, 90; 2/Bakara, 217
    ŞİRK
    - 75 -
    kişi ya kendi aklına/arzularına ya da inandığı dinin ölçülerine uyar.
    Eğer bir akıl Allah’tan gelen haberlere inanmıyorsa, o aklın sahibi
    kesinlikle yanılacaktır ve insan, hevâsına uymuş olacaktır.
    Hevânın İlâh Haline Getirilmesi: Bir insan kendi görüşünden,
    kendi kararından başkasını beğenmiyorsa, kendi zevkinden daha
    üstün bir şey tanımıyorsa o insan kendi hevâsını, kendi nefsini
    tanrı haline getiriyor demektir. Kur’an-ı Kerim bunu şöyle açıklıyor:
    “Gördün mü hevâsını (arzularını/isteklerini) tanrı haline getireni?
    Onun üzerine sen mi vekil olacaksın?“250 Böyle kimseler, canlarının
    istediğinden başka kutsal bir şey bilmezler. Bunlarda hakseverlik
    yoktur. Bu gibiler bencil insanlardır. Peşine düştükleri arzuları da
    normal bir istek değil, nefislerinin istediği kuruntulardır. Böyleleri
    hak, hukuk, delil, âyet, şâhit tanımazlar, yalnız kendi isteklerini
    en üstün tutarlar. Onlara göre din de, insanların vicdanlarından
    gelen arzularıdır. Dolayısıyla kendi nefislerini doyurmaya, keyiflerini
    tatmin etmeye çalışırlar. Bunlar, hakkı/gerçeği kabul etmezler,
    ama keyfîliği hayat anlayışı olarak alırlar.
    “Şimdi sen, kendi hevâsını ilâh edinen ve Allah’ın bir ilim üzere kendisini
    saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözünün üstüne de bir
    perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah’tan sonra ona kim hidâyet
    verecektir? Siz öğüt alıp düşünmüyor musunuz?“ 251
    Hevâsına Uyanların Özellikleri: Hevânın yerleştiği kalpte, başta
    şirk olmak üzere bütün olumsuz davranışlar, bütün kötülükler
    yerleşmeye başlar. Böyleleri hevânın bir benzeri olan zanlarının
    (boş kuruntularının) ve keyflerinin peşine giderler. Allah’ın gönderdiği
    hidâyet rehberine aldırmazlar bile. 252
    Kişinin kendi hevâsına uyması, Hak’tan yüz çevirmesi demektir.
    Nitekim Kur’an, “kendi hevâlarına uyanlara tâbi olmayın“253
    demektedir. Böyle yapanlar zâlim olurlar. Zâlimler ise Hak’tan yüz
    çevirenlerdir.254 Zaten onların Allah’ın hidâyetinden yüz çevirmelerinin,
    ya da âyetleri yalan saymalarının sebebi, Vahyi bırakıp
    kendi hevâlarına uymalarıdır.255 Şu âyet, hevâya uymanın zararlarını
    göstermesi açısından ne kadar dikkat çekicidir: “Eğer hak, onların
    hevâlarına uyacak olsaydı hiç tartışmasız gökler, yer ve bunların içinde
    olan herkes (ve her şey) fesada (bozulmaya) uğrardı…“ 256
    250 25/Furkan, 43
    251 45/Câsiye, 23
    252 53/Necm, 23
    253 38/Sâd, 26; 5/Mâide, 77
    254 2/Bakara, 145
    255 6/En’âm, 150; 18/Kehf, 28
    256 23/Mü’minûn, 71
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 76 -
    Hevâlarına uyanların özelliklerinden biri de istikbar (kendini
    büyük görme) ve peygamberlerin getirdiği vahye karşı çıkmadır.
    Bu gün de hayata ve dünyaya kendi hevâları doğrultusunda yön
    vermek, keyiflerine göre yaşamak isteyenler Kur’an mesajına,
    İslâm’ın güzelliklerine karşı çıkmaktadırlar.257 Hevâlarına uyanlar
    Allah’tan gelen ilmi (vahyi veya âyetleri) bilgisizce bir tarafa atarlar.
    Onlar gerçekten câhillerdir.258 Kur’an, Hz. Peygamberi ve onların
    şahsında müslümanları uyararak: “Sana gelen bu ilimden (Kur’an
    ve hükümlerinden) sonra onların hevâsına uyarsan, senin için Allah’tan
    bir velî ve yardımcı yoktur.“259; “Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların
    hevâsına uyma!“260; “Emrolunduğu gibi dosdoğru ol ve onların hevâsına
    uyma!“261 diye emretmektedir.
    Kur’an, mü’minlere ayrıca “adâletten ayrılıp hevânıza uymayın“
    demektedir.262 Şüphesiz ki hevâya uymak dengeyi bozar,
    hakları ihlâl eder, tarafgirliğe ve taassuba sebep olur, düşmanlığı
    körükler. İnsan, Allah’ın hidâyet kitabı olarak gönderdiği Kur’an’ı,
    yani vahyi dışlayarak, her şeyi kendi aklına, kendi hevâsına göre
    çözmeye, her şeyin hükmünü işine geldiği gibi vermeye kalkışırsa,
    insanın içinde de yeryüzünde de huzurun olması mümkün değildir.
    Vahyi dışlayanlar hem kendilerine çeşitli ilâhlar bulurlar, hem
    de küçük, önemsiz ve kısır çekişmelerin içinde, ucuz çıkarların peşinde
    koşar dururlar. Hevâsına uyan kimselerin yön verdiği dünyada
    barış ve adâletin olması mümkün değildir. Bu gerçeğe hem
    tarih şâhittir, hem de içinde yaşadığımız şartlarda bunu açıkça
    görmekteyiz.
    Kur’an, mü’minleri, hevâlarına uymamaları konusunda sık sık
    uyarmaktadır. Yine, mü’minlere, hevâlarına uyan veya hevâlarını
    tanrı haline getirenlerin peşinden gitmemelerini emretmektedir.
    Buna bağlı olarak da en iyi barınma yeri Cennet’in Rabbinin makamından
    korkanlar ve nefsinin hevâsından sakınanlar için hazırlandığını
    haber vermektedir.263 Kur’an, Allah’ın âyetlerine tâbi
    olanlar ile hevâlarına uyanların bir olmayacağını belirtir: “Şimdi
    Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine
    ‘süslü ve çekici’ gösterilmiş ve kendi hevâsına uyan kimse gibi
    midir?“264 Elbette bir olmaz. Birisi, Allah’tan gelen açık, sağlam,
    257 2/Bakara, 87; 5/Mâaide, 70
    258 30/ Rûm, 29
    259 13/Ra’d, 37; 2/Bakara, 120
    260 5/Mâide, 48-49
    261 42/Şûrâ, 15
    262 4/Nisâ, 135
    263 79/Nâziât, 40-41
    264 47/Muhammed, 14
    ŞİRK
    - 77 -
    Hak, doğru, hidâyete ulaştırıcı, iki dünyada da kurtuluşa götürücü,
    kişiyi adam eden ilâhî belgelere, yani vahye (Allah’ın âyetlerine)
    uymakta, öbürü ise nefsinin aşırı isteklerine, kuruntulara, ilmî dayanağı
    olmayan zanlara, boş hayallere uymaktadır.
    Peygamberimiz (s.a.s.) buyuruyor ki: “Yüce Allah’ın yanında gök
    kubbe altında Allah’tan başka tapınılan tanrılar içinde, kendisine uyulan
    hevâ (aşırı istek ve tutkular)dan daha büyüğü yoktur.“265 Hevâsına uyan
    insanların çok olduğu toplumlarda hata çok yapılır, suç çok işlenir,
    fitne ve fesat çok yaygınlaşır, insanî değerler rağbet görmez,
    adâletle hareket etme ahlâkı zayıflar. Bu bakımdan insanlara düşen,
    hevâlarına uymak değil; kendi hevâsından konuşmayan bir
    Peygamber’e266 ve O’nunla beraber Allah’tan gelen ilme (vahye)
    tâbi olmaktır. 267
    “Hakiki mücâhid, nefsiyle (hevâsıyla, kötü arzu ve istekleriyle)
    savaşandır.“268 Nefsin sayısız denecek kadar çok, kötü arzu ve istekleriyle
    mücâdele İslâm’ın istediği şekilde ve miktarda olmazsa,
    hevâsı insana hâkim olur, insanın tüm yönetim ve denetimini ele
    geçirir. İşte bu durum, Kur’an’ın “hevâyı ilâhlaştırmak“ dediği durum
    olur. Hevânın her emrini yapmak, arzularını bir kanun gibi
    benimseyip, kimseyi karıştırmayan mutlak özgürlük içinde bulunmak,
    İslâm’la çeliştiğinde tercihi arzulardan ve nefsî isteklerden
    yana yapmak hevâyı putlaştırmak demektir. “Allah’ın ölçülerine
    göre; Allah’ın mâbudluğunun dışında, arzularına uyulan nefisten/
    hevâdan daha büyük bir ilâh, semâ gölgesi altında yoktur.“ Dini,
    şeriatı nefsine hâkim kılamayan kişi, çevresine ve devlete hiç kılamaz.
    İrâdesine hâkim olamayan kişi, başkalarına hakkın sözünü
    hiç duyuramaz. Nefsimizin istediği ölçüde, basit menfaatlerimize
    uygun düştüğü kadar İslâm’ı isteyen, hevâsını hakem ve ölçü
    yapmıştır. İslâm tebliğ edildiği halde, çeşitli bahaneler ileri süren,
    İslâm’ı yaşamayan veya yanlış yaşayan bazı kötü örnekleri, kendi
    yaptığı yanlışlara mâzeret kabul eden, onları tenkit ederek işin
    içinden sıyrılacağını zanneden kişi, hevâsının egemenliğine girmiş,
    şirk yoluna düşmüş demektir. Kişi; Allah’a, İslâm’a dil uzatılmasına
    karşı sessiz kaldığı halde; nefsine sataşıldığında, menfaatlerine
    ters bir durum olduğunda kavgaya kalkıyorsa, nefis ve hevâsını
    büyük tanrı kabul etmiş olmaz mı?
    265 Taberânî, nak. Elmalılı, 6/70, Ş. İsl. Ans. 2/397
    266 53/Necm, 3-4
    267 2/Bakara, 120; Hüseyin K. Ece, A.g.e. s. 264-266
    268 Tirmizî
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 78 -
    İlâh Nedir?
    Şirki ve tevhidi tam değerlendirmek için iyi bilinmesi gereken
    kavramlardan biri de “ilâh“ kavramıdır. Bu kavram iyi bilinmeden
    şirk de yeterince anlaşılmaz. Tevhid Kelimesinin içinde yer alan bu
    kavram, iman ile şirk (ortak koşma) arasındaki farkı ortaya koyar.
    Sözlük anlamı; ısınmak, alışmak, birisine aşırı sevgi ile yönelinen,
    kulluk edilen, mâbud haline getirilen, alışılan, düşkün olunan demektir.
    Kendisinden türediği ‘elihe’ fiili; yönelmek, düşkün olmak,
    kulluk yapmak, örtmek, gizlemek, alışmak gibi anlamlara gelmektedir.
    Kavram olarak; “kendisine ibâdet edilen, mâbud sayılan her
    şey, her şeyden çok sevilen, ta’zim edilen kutsal varlık“ anlamında
    kullanılmaktadır. Tapınılan, kendisine ibâdet edilen, üstün sayılan
    bütün mâbudların ortak adı “ilâh“tır. Türkçede bunu “tanrı“
    kelimesi ile karşılarız. İslâmî ıstılahta ilâh; tapınılan, kendisine
    ibâdet edilen demektir. İlâh; ibâdet edilmeye lâyık, yani kudret
    ve kuvveti önünde huşû ile boyun eğip ibâdet ve itaat etme gereği
    duyulan, her şeyin O’na muhtaç olduğu bir varlık demektir.
    İlâh kelimesi, gizlilik ve esrârengizlik mânâlarına da gelir ki, böylece
    ilâh, görülmez ve ulaşılmaz bir varlıktır. İlâh, İslâmî ıstılâhta
    şu anlamlara gelir: “Otorite sahibi, kanun koyan, ibâdet edilen,
    rızık veren, hesaba çeken, kendisine ihtiyaç duyulan.“ İlâhlık ve
    otorite birbirini gerektirir. İlâh denildiğinde, aklımıza, hayatımız
    için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen ve kayıtsız şartsız
    hâkimiyet sahibi Allah (c.c.) gelmelidir.
    İnsanın fıtratında kendinden üstün bir varlığa yalvarma ve tapınma
    ihtiyacı yatar. Her insan bir şeye tapar. İnsanlar fıtrattan
    gelen ilâh edinme ihtiyacını sadece Allah’a yöneltmezse, başka
    ilâhlara tapar ki, bu da insanı şirke ve küfre sokar. Kur’ân-ı
    Kerim’de öncelikle Allah’ın ilâhlığı üzerinde durulur. Tek ilâh
    Allah’tır, yani kendinden başka kulluk edilecek, tapınılacak, yönelinecek
    başka bir ilâh yoktur. Câhiliyye döneminde, gerek Mekke
    müşrikleri gerek yahûdi ve hristiyanlar Allah’a inanıyorlardı; fakat
    Allah’ın ilâhlık vasıflarını başkalarına da vererek, Allah’a karşı en
    büyük yalan olan şirke düşmüşlerdi.
    İlâh tektir ve O da Allah’tır. Allah; her şeyi yaratan, insanları
    bir gün bir araya toplayacak olan, öldüren ve dirilten, kendisine
    güvenilen, yalvarılan, sığınılan, kendisi için zaman ve mekân sınırı
    olmayan ve varlıkların eksikliklerinden bütünüyle uzak olandır.
    O halde, sadece bütün bunlara gücü yeten “ilâh“tır ve O da bir
    tanedir. Birden fazla ilâh olması mümkün değildir. Birden fazla
    ilâh inancı, kâinatın var oluşu ve işleyişindeki nizam ile ters düşer.
    ŞİRK
    - 79 -
    Evrenin varlık ve nizamındaki mükemmellik, Allah’ın tek ilâh olmasının
    bir delilidir. Allah bu konuda şöyle buyurur: “Allah hiç evlât
    edinmemiştir. O’na ortak hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi
    yarattığını sevk ve idâre eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine
    gâlip gelir, üstün çıkıp büyüklenirdi. Allah Onların (müşriklerin) bütün isnatlarından
    münezzehtir.“ 269
    Yani, her ilâh başka bir şey dilerdi. Her ilâh diğerinden farklı
    bir şey yapmak, bağımsız olduğunu ve egemenliğini göstermek isterdi.
    Bunun sonucunda da bütün kâinat yerle bir olurdu. Hâlbuki
    kâinatta muazzam bir düzen vardır. Öyleyse bütün kâinata hükmeden
    ilâh tekdir ki, O da Allah’tır. Bütün evren, içindeki varlıklarla
    birlikte, gücü her şeye yeten, bilgisi her şeye ulaşan bir İlâh’ın
    kontrolündedir. İnsanlar bu İlâh’a yönelirler, O’na duâ ederler.
    Korkuları bu İlâh’tandır, güvenleri de bu İlâh’adır. Bu İlâh’a her
    şeyiyle bağlıdırlar, O’nu her şeyden çok severler. Elbette bu ilâh
    âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. “Lâ ilâhe illâllah“ kelimesinde belirtildiği
    gibi, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
    İlâhlık vasıflarının en önemlisi, Allah’ın hayatımız için kanun
    koyan, nizam ve hukuk belirleyen olmasıdır. Eğer kanun koyma,
    insanlar için hukuk belirleme Allah’tan başkalarına verilirse,
    bu onlara ilâhlık vasıflarını da vermek olur ki, bu da şirktir. Bu
    mânâda kanun koyucu olarak ilâhlık taslayan tâğutlar tarih boyunca
    çıkmıştır ve çıkacaktır. Günümüzde ve tarihte en çok görülen
    şirk çeşidi budur.
    “Kim tâğutu reddedip Allah’a iman ederse, muhakkak ki, kopması
    mümkün olmayan sapasağlam kulpa yapışmış olur.“270 Kur’ân-ı Kerim
    bize bütün Peygamberlerin tevhid akidesiyle gönderildiğini bildirir.
    Âyet-i kerimede şöyle buyrulur: “Ey Muhammed! Senden önce
    gönderdiğimiz her Peygambere; Benden başka ilâh yoktur, Bana ibâdet/
    kulluk edin diye vahyetmişizdir.“ 271
    İnsanoğlu her zaman bir ilâha inanma, sığınma ve ondan yardım
    istemeye muhtaçtır. İnsan, bazı şeylerden korkar, bazı şeylere
    gücü yetmez de başkalarından yardım ister, bazı şeylere sığınır,
    bazı şeyleri kendinden üstün görür. Bütün ümitlerinin bittiği yerde,
    görmediği, tanımadığı, hayal etmediği bir gizli ‘ilâh’tan yardım
    ister. Çevresinde gördüğü bütün olayların kendi gücünün dışında
    olduğunun farkındadır. Bu olayları bir gücün yaptığına inanır.
    Bunlara benzer daha birçok sebepten dolayı insan sığınacak bir
    269 23/Mü’minûn, 91
    270 2/Bakara, 256
    271 21/Enbiyâ, 25
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 80 -
    melce, sığınak arar.
    Peygamberlerin tebliğ ettiği Allah inancından uzaklaşan topluluklar
    ve insanlar, yaratılışlarında ve pratik hayatlarındaki bir
    ilâha bağlanma ihtiyacını başka şekillerde giderirler. Tarihte ve
    günümüzde gerçek anlamda dinsiz insan olmadığı gibi, ilâhsız insan
    da yoktur. Kimileri, hiçbir tanrıya inanmadığını söylese bile
    onun içerisinde, sığındığı, bağlandığı, yardım istediği, her şeyden
    çok sevdiği, her şeyden çok büyük saydığı bir ‘şey’ mutlaka vardır.
    İşte o ‘şey’ onun için bir tanrıdır. Kur’ân-ı Kerim çok ilginç bir örnek
    veriyor: Birtakım insanlar kendi görüşlerini, kendi isteklerini,
    kendi emirlerini en üstün ve doğru görürler. Bırakın bir dinin emrine
    uymayı, toplumda geçerli olan hiçbir kural onları bağlamaz.
    Bu tip insanlar, kendi keyiflerine uyarlar. Kendi hevâlarından (arzularından)
    başka kutsal, kendi isteklerinden ve görüşlerinden üstün
    güç ve doğru kabul etmezler. İşte bu tür insanlar için Kur’ân-ı
    Kerim; “Gördün mü o kendi hevâsını (istek ve arzularını) ilâh/tanrı edinen
    kimseyi. Şimdi onun üzerine sen mi bekçi olacaksın?“272 demektedir.
    İlâh zannedilen şey, insan üzerinde var sayılan ‘güç’tür. Bu kimilerine
    göre ateş, kimilerine göre güneş, kimilerine göre gökler,
    kimilerine göre yıldızlar, kimilerine göre madde, kimilerine göre
    ataların ruhu, kimilerine göre tabiat (doğa), bazılarına göre devlet
    erki, kimilerine göre iyilik ve kötülük tanrılarıdır. Hatta kimi
    insanlar ve toplumlar, başlarındaki yöneticileri, kralları ilâh, ya da
    yarı ilâh saymışlardır. Nitekim Firavun, elinin altındakilere “ben
    sizin en büyük Rabbinizim/ilâhınızım“273 diyordu. Japon kralları,
    güneşin/tanrının oğlu, bir çeşit Budist dini olan Lamaların büyüğü
    Dalay Lama yarı tanrı sayılıyor. Birçok ülkede diktatörler, tanrı gibi
    algılanmış, karşı konulmaz üstün güce sahip, her dedikleri yapılması
    gereken, kızdığı zaman gazabıyla herkesi cezalandırabilen
    tanrılar gibi düşünülmüştür. Hatta birçok yerde bu diktatörler
    adına dikilen heykellere insanlar secde edercesine saygı göstermektedirler.
    Tarihte, Tevhid Dininden uzaklaşmış bütün toplumlarda farklı
    ilâh düşünceleri gelişmiştir. Kimileri inandıkları ilâhlar adına putlar
    ve mâbetler/tapınaklar yapıp o putlara tapınmışlardır. Bu putların
    taştan, tunçtan veya ahşaptan yapılmasının fazla bir önemi
    yoktur. İnsanlar, ilâhları adına kendi elleriyle heykeller yapıp, sonra
    da buna, ilâhımız veya bizi ilâhımıza götürecek aracımız diyorlar
    ve o heykellere tanrı diye tapınıyorlardı.
    272 25/Furkan, 43
    273 79/Nâziât, 24
    ŞİRK
    - 81 -
    Kur’ân-ı Kerim’e göre, yer, gök ve ikisinde olan her şey, bir
    olan Allah’ındır. Yoktan var eden yalnızca O’dur. Bütün nimetler
    O’nun elindedir. Sonsuz güç ve kuvvet yalnızca O’nundur. Bütün
    işler yani kader O’nun elindedir. Yerde ve gökte olan her şey isteyerek
    veya istemeyerek O’na boyun eğer. Her şey O’nu tesbih eder
    (O’na ibâdet eder, O’nu zikreder). Yerde ve gökte yalnızca O’nun
    hükmü geçer. O’nun bir benzeri ve eşi yoktur. Hiçbir şey O’nun
    dengi olamaz. O’nun Rabliğinin, ilâhlığının, hükmünün, yaratıcılığının
    ortağı ve yardımcısı yoktur. O hiçbir şeye muhtaç değildir.
    Mutlak anlamda yardım edici O’dur, mutlak anlamda ceza verici
    yine O’dur. O, gerçek ve mutlak olan yegâne ‘ilâh’tır ve O’ndan
    başka ilâh yoktur.
    İslâm, bu sıfatları taşıyan Rabbe, Allah demiştir. Bu isim ilâh
    kavramından farklıdır. Benzeri, eşi, ortağı, çoğulu, olmayan bir Allah
    kavramı. Bu, kâinatın sahibi, mutlak yaratıcı ve azamet sahibi
    ‘ilâhın’ özel adıdır. İnsanlar birçok ilâhlar düşünmüşlerdir, düşünebilirler
    de; ama ‘Allah’ birdir ve O’nun hakkında başka türlü
    düşünmek de mümkün değildir. Allah, hem ilâhlık (ulûhiyet), hem
    rablık (rubûbiyet), hem hâkimlik (hâkimiyet), hem de meliklik
    (mülûkiyet) sıfatlarına, işlevine sahiptir.
    İlâh’ın Kur’an’daki İki Mânâsı: Kur’an’da ‘ilâh’ daha çok iki anlamda
    kullanılmıştır: Birincisi, hak olsun bâtıl olsun, bütün insanların
    kendisine ibâdet ettikleri ma’bud; ikincisi, gerçek ibâdete
    lâyık olan, âlemlerin Rabbi olan Allah.
    İlâh Düşüncesi: Hz. Âdem’den belirli bir zaman sonra insanlar,
    Tevhid inancının dışına çıkmaya başladılar ve ikinci Âdem Hz.
    Nûh’tan sonra da yaptıkları heykelleri ilâh haline getirip onlara
    tapındılar. Daha sonradan gelen birçok kavmin arasında ve günümüzde
    dünyanın çeşitli yerlerinde bu bâtıl inanış devam etmektedir.
    Kişinin inandığı ilâh, onun ihtiyaçlarını karşılayan, duâlarına
    karşılık veren, sıkıştığı zaman imdadına koşan ve her bakımdan
    üstün (müteâl) olmalı. Bu ilâh, insanın sahip olmadığı birçok özelliği
    taşır. Ülûhiyet (ilâhlık), aynı zamanda ulaşılamayacak yüce bir
    makamdır. Kimileri bu ilâhlarını somut bir şekilde, put halinde cisimleştirmişlerdir.
    Birçoğu da insana ait birtakım özellikleri onlara
    vermişlerdir.
    Eski yunan tanrıları, insanlar gibi kavga ediyorlar, birbirlerinin
    hanımlarına göz koyuyorlardı. Eski İran dini Mazdeizm’in iki
    tanrısı vardı ve sürekli kavga ederlerdi. Birisinin kötülükleri, diğerinin
    iyilikleri yarattığına inanılırdı. Eski Azteklerin ilâhı zâlim bir
    savaşçıydı. Kimileri birtakım hayvanları, kimileri zamanı, kimileri
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 82 -
    ruhları, kimileri yerleri kutsal sayıp, onlara bir ilâh gibi saygı göstermişlerdir.
    Geçmişte bu tür acaip ve sapık ilâh inançları çoktu.
    İslâm, bütün peygamberler vâsıtasıyla bu tür bütün ilâh düşüncelerini
    kaldırmış ve insanlar hakkında hakk olan Allah inancını
    getirmiştir. Çünkü bu inanç, insanların kendi kafalarından ve eksik
    görüşlerinden değil; bizzat insanların Rabbi Allah’tan gelmiştir.
    Böylece, Tevhid dinine inanan insanlar ‘ilâh’ konusundaki düşüncelerini
    ve inançlarını düzeltebilmişlerdir.
    Ancak buna rağmen tarihte olduğu gibi günümüzde de aklını
    kullanmayan, Kur’an’a kulak vermeyen insanlar, hâlâ yanlış ilâh
    inancını sürdürmektedirler. Allah’a ait bir sıfatı veya sıfatları bir
    başka varlığa veren, onu ilâh gibi düşünmüş olur. Dinimizde bunun
    adı şirktir. Allah’ın yaratma, öldürme, diriltme, affetme, azab
    etme, yoktan var etme, kutsal olma, nimet verme, hüküm koyma
    gibi sıfatları, başka şeylerde, başka varlıklarda var sayılırsa, onlar
    ‘ilâh’ haline getiriliyor demektir. Bu bağlamda bir kimse; bir kişinin,
    bir kurumun veya bir başka şeyin, tıpkı tanrı gibi olduğunu
    kabul etmesi, “tıpkı tanrı gibi yaratıyor“ diye düşünmesi, onu ilâh
    saymasıdır.
    Günümüzde bu tür ilâh fikrini çokça görmek mümkündür.
    Üzülerek söylemek gerekirse, bilimin bu kadar ilerlemesine rağmen
    insanlar hâlâ, geçmişteki câhiller gibi sapık ilâh inancını terketmemişlerdir.
    Bugün kimileri, atalarının ruhunu, kimileri devlet
    yöneticilerini ve kahramanları, kimileri devlet örgütlerini, kimileri
    uluslararası kuruluşları tıpkı ilâh gibi görmektedirler. Bunların
    gücü çok büyüktür ve bunlara asla karşı gelinmez diye inanılmaktadır.
    Gazete sayfalarında görülen ‘futbol ilâhı’, ‘müzik ilâhı’, ‘sanat
    ilâhı’, ‘seks tanrıçası’, ‘ey falanca şarkıcı sana tapıyorum’, ‘ey
    sevgili sana tapıyorum’ gibi ifadeler işte bu yanlış ilâh fikrinin çok
    çirkin görüntüleridir. Kimileri bir spor yıldızını, kimileri bir müzik
    ve film yıldızını kendisi için en üstün örnek sayar, onun peşinden
    gider, onu taparcasına sever, ondan başka üstün ve kutsal bir şey
    düşünmez. İşte bu yanlış fikir onu sapık ilâh fikrine, yani şirke sürükler.
    Rejimlerin, devlet adamlarının, diktatörlerin, partilerin, meclislerin
    koydukları ilkeler ve kanunlar, yaptıkları işler, uygulamalar,
    ‘karşı gelinemez, değiştirilemez, itaat edilmesi zorunlu ilkelerdir’
    düşüncesi, onları ilâh saymanın çağdaş görüntüleridir. İnsanlar
    bu gibi otorite sahiplerinde olağanüstü bir güç var sanmaktalar,
    dolaysıyla onlarda ilâhlık sıfatları görmekteler. Bazılarının, ‘birtakım
    kişilerin veya grupların fikirleri, ilkeleri, kanunları en üstündür,
    onların üzerinde güç ve otorite yoktur’ şeklindeki düşünce ve
    ŞİRK
    - 83 -
    inançları, onların dinleridir. Aynı konuda âlemlerin rabbi Allah’ın
    insanlar için indirdiği hükümlere aldırmamak, onları reddetmek,
    ya da onların yerine kişilerin ve kurumların hükmünü kabul etmek;
    onları ilâh haline getirmenin göstergesidir.
    Diyelim ki, herhangi bir konuda Allah’ın koyduğu bir ölçüsü
    veya bir hükmü var. Buna karşın aynı konuda bir kişinin, siyasî bir
    otoritenin, devletin veya başka bir gücün tam aykırı bir görüşü
    veya ölçüsü bulunmaktadır. Bir insan Allah’ın hükmüne rağmen
    onları benimser, inanır ve peşinden giderse; işte o kabul ettiği
    hükmü veya ölçüyü koyan kaynağı ilâh haline getirmiş demektir.
    Örneğin, Allah (c.c.), Kur’an’da içki içmeyi yasaklıyor, fâiz alıp
    vermeyi haram sayıyor, kadınlara örtünmeyi emrediyor, ama birtakım
    yöneticiler veya yetki sahipleri, içki içmeyi normal görüyor,
    fâizsiz ekonomi olmaz diyor, ya da birileri kadınların örtünmesini
    çağdaş kıyafet değil diye yasaklıyor. Bazıları, ‘Allah’ın ölçülerinin
    geçerliliği yoktur, bu zamanda uygulamak zordur, ama yöneticilerin
    koyduğu hüküm daha doğrudur, zamana daha uygundur, biz
    onları tercih ederiz’ derlerse, işte bu inanç başkalarını ilâh haline
    getirmedir.
    Kim herhangi bir şeyi Allah’tan fazla severse, bir şeye
    Allah’tan fazla saygı gösterir, Allah’tan korkar gibi ondan korkarsa,
    kim Allah’ın dışında herhangi bir şeye veya insana tapınırsa,
    kim Allah’ın hükmüne aykırı olarak başkalarının ilkelerini daha
    üstün sayarsa, işte o insan, bütün bunları ilâh haline getiriyor demektir.
    Farklı ilâhlara inananlar, bu inançlarını zaman zaman ortaya
    koyuyorlar. ‘Falanca devletin, filanca uluslararası kuruluşun,
    falan adamın ilkeleri her şeyin üstündedir’ diyen kimse, Allah’ı
    değil onları ilâh tanıyor demektir.274 İslâm’ın ezelî, ebedî, değişmeyen
    ve evrensel ilkesi şudur: “Lâ ilâhe illâllah, Muhammedü’r
    Rasûlullah“ Yani, “Allah’tan başka ilâh yoktur; Hz. Muhammed
    Allah’ın Rasûlü, elçisidir.“ “Allah ile birlikte başka bir ilâh edinip tapınma.
    O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur.“ 275
    Putlaştırılıp İlâh Haline Getirilen
    Bâtıl Tanrı Anlayışları
    Kur’ân-ı Kerim, müşrikler tarafından tapınmaya konu edilen
    varlıklardan bahsederken, birçok durumda genel ifadeler kullanır:
    “Allah’tan başka taptıkları“276; “Allah’tan başka duâ edip yalvardıkları“277;
    274 Hüseyin K. Ece, A.g.e. s. 295-299
    275 28/Kasas, 88
    276 25/Furkan, 17
    277 7/A’râf, 194
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 84 -
    “Allah’a şirk koştukları“278; “Şirk koştukları şeyler“279; “Allah’tan başka
    benimsedikleri“280 tarzında fiil şekilleri olduğu gibi; genel anlamda
    birtakım isimler de hayli fazladır: “İlâh“281; “âlihe -ilâhlar-“282;
    “endâd -eş ve denkler-“283; “esnâm -heykelden putlar-“284; “evsân -putlar-
    “285; “temâsîl -heykeller-“286; “şürekâ –ortaklar-“287; “şühedâ -şâhitler,
    yardımcılar-“288; “şüfeâ’ -şefaatçiler, aracılar-“289; “erbâb -rabler-“290;
    “evliyâ -velîler, dostlar, yöneticiler-“291; “emsâl -eşler, benzerler-“292; “tâğût
    -azgın yönetici“293; “cibt -putlar-“294; “ensâb -dikili taşlar, putlar-“295; “veled
    -çocuk-“296; “sâhibe -eş, hanım, zevce, tanrıça-“ 297
    Kur’an’da yukarıdaki âyetler başta olmak üzere çeşitli yerde
    yüzlerce defa kullanılan bu genel tâbirler gösteriyor ki, Kur’an
    şirkin her türlüsünü iptal için gelmiştir. Yoksa sadece zuhur ettiği
    bölgede, birtakım özel isimlerle belirtilen (Menât, Hubel, İsâf
    vb.) putları hedef almış değildir. Allah’ı tek tanımanın hâlis olması
    için yukarıda anılan bütün şirk kavramlarının kapsadığı alanın,
    ulûhiyete tahsis edilmesi gereklidir (İbâdet, şefaat, duâ, tutunma,
    hâkimiyet, velâyet vb.). Bu özellik, Kur’an’ın şirk karşısındaki durumu
    bakımından, birinci dereceden bir önem arzetmektedir. Öbür
    yandan Kur’an, bâtıl ulûhiyetlerin (sahte tanrıların) türlerini gösterirken
    genel olarak, onların adlarından değil; mâhiyetlerinden
    bahseder. (Arabistan’da o dönemde tapılan tanrılardan bazılarının
    özel isimleri -el-lât, el-Uzzâ, Vedd vb.- sadece birkaç yerde zikredilmiştir.)
    Şu halde, o, aslında ulûhiyet bakımından yok olan o
    varlıkları muhâtap, bir muârız, bir rakip veya düşman gibi telâkkî
    ederek birtakım belirli fertlere değil; insanlık dünyasında tanrılaştırılmaları
    yaygın olan mâhiyetlere hücum etmiştir. Mâhiyetler
    278 28/Kasas, 68
    279 7/A’râf, 190
    280 45/Câsiye, 10
    281 15/Hicr, 96
    282 21/Enbiyâ, 36
    283 2/Bakara, 165
    284 7/A’râf, 138
    285 22/Hacc, 30
    286 21/Enbiyâ, 52
    287 13/Ra’d, 16
    288 2/Bakara, 23
    289 39/Zümer, 43
    290 12/Yûsuf, 39
    291 29/Ankebût, 41
    292 16/Nahl, 74
    293 2/Bakara, 256
    294 4/Nisâ, 51
    295 5/Mâide, 90
    296 72/Cin, 3
    297 72/Cin, 3
    ŞİRK
    - 85 -
    üzerinde dururken de, onlar hakkında bilgi vermek değil; onların
    eksik yanlarını, neden tanrı olamayacaklarını belirtmeye yönelmiştir.
    Diğer taraftan, Kur’an’ın mâhiyetlerinden bahsettiği bâtıl ve
    sahte tanrıların, insanlığın çeşitli devir ve yerlerinde tanrılaştırdığı
    varlık tipleri durumunda olduğu söylenebilir. Bu tipler arasında,
    Arabistan’da rastlanmayanların da bulunması, Kur’an’ın evrenselliği
    ile açıklanmalıdır. Bu tipler, şöyle sınıflandırılabilir:
    Hayat sahibi varlıklar
    İnsanlarca görülmeyen varlıklar; a) hayırlılar (Melekler, kısmen
    cinler), b) Şerliler (şeytanlar, kısmen cinler)
    İnsanlar; a) Tanrı oğlu veya kızı (İsa, Uzeyr), b) Tanrıça (sâhibe),
    c) Hükümdar-tanrı (Firavun)
    Hayvanlar; a) Buzağı, boğa, b) Nesr (kartal)
    Cansızlar
    Tabiat varlıkları; a) güneş, b) ay, c) yıldızlar (Şi’râ), d) Ba’l, e)
    ağaç (el-Uzzâ), kaya (el-lât, Menât)
    İnsan eliyle yapılanlar; a) esnâm, evsân (Vedd, Yeğûs vb.), b)
    ensâb
    Mücerred Varlıklar
    1- Nefsin hevâsı, 2- şâri’, 3- dehr, 4- seneviyye 298
    Elfâz-ı Küfür ve Ef’âl-i Küfür
    Elfâz’ın tekili olan lafız (lafz); söz, kelime ve ifade demektir.
    Küfür ise “kefera“ fiilinden mastar olup, sözlükte; bir şeyi örtmek
    anlamına gelir. Kalbindeki imanını örten kimseye de bu yüzden
    münkir veya kâfir denilmiştir. Bir terim olarak, kişiyi küfre düşüren
    ve dinden çıkmasına sebep olan sözlere “elfâz-ı küfür“ adı
    verilir.
    Ef’âl-i küfür, küfür fiil ve davranışları demektir. İnsanların bazı
    hareket, kıyafet ve davranışları küfre alâmet sayılmıştır. Bu fiillerin
    bir kısmı müslüman olmayan toplumlara benzemek kastıyla
    yapılan hareket ve davranışlardır. 299
    298 Suad Yıldırım, Kur’an’da Ulûhiyet, s. 339-340
    299 Geniş bilgi için bk. Ahmed Kalkan, Kur’an Kavramları, Küfür Kavramı,
    kavram no: 122
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 86 -
    Hurâfe
    Dinde olmadığı halde dindenmiş gibi uydurulup anlatılan
    hikâye ve rivâyetlere verilen ad. Bu çeşit rivâyetler ve hikâyeler
    tümüyle uydurma, hatta bir kısmı saçma sapan olduğu halde, tarih
    boyunca Islâm’a mal edilmiş, dinî bir kılıfla sunulmuşturlar.
    Hurâfe, aslında bir kişinin adıdır. Hurâfe adındaki bu kişi, aslı astarı
    olmayan hikâyeler anlatırmış. Dolaysıyla, Hurâfe’nin anlattıkları,
    Hurâfe’nin uydurdukları, Hurâfe’nin kullandığı deyimler zamanla,
    bu tür bütün uydurma rivâyetlerin ortak adı olmuştur.
    Hurâfeler, dilden dile veya kitaplarla anlatılan rivâyetlerdir.
    Bunların sağlam bir asılları yoktur yani uydurma şeylerdir. Ancak
    dinî bir motifle, dine mal edilerek anlatılır. İşin önemli olan yanı
    da burasıdır. Hurâfeler yalnızca hikâyeden ibâret olsa, üzerinde
    durulmaz. Hikâye her yerde her zaman anlatılabilir, yazılabilir.
    Ancak bunlara uydurma ve yanlış oldukları halde İslâmî bir kılıf
    giydirilirse, o zaman iş değişir. Çünkü bu tür rivâyetler müslümanların
    saf inancına zarar vermektedir. Müslümanlar arasında
    dolaşan yanlış unsurların bir kısmı, yahudi ve hristiyan kaynaklarından
    aktarılmışlardır. Bunlara ‘israiliyyat’ denilir. Bir kısmı, dinden
    olmadığı halde din’e sonradan sokulan bid’atlerdir. Ki bunlar,
    uydurma oldukları halde, çok önemli dinî ibâdetler gibi algılanır
    ve yapılır. Bir kısmı, halk arasına yerleşmiş bâtıl, yani yanlış, İslâm
    dışı inançlardır. Hurâfeler, İslâm gerçekleriyle bağdaşmayan bâtıl
    inanışlar, uydurma hikâyeler ve çarpık davranışlardır.
    Hurâfeler, bir taraftan müslümanların inançlarına zarar verirken
    bir taraftan da başkalarının, yeni yetişen nesillerin İslâm
    hakkında yanlış fikre sahip olmalarına sebep olur. Hurâfelerle
    örülmüş bir din, günümüzün gerçeklerinin çoğuyla bağdaşmaz.
    Hâlbuki İslâm, kâinattaki kevnî gerçeklerle uyuştuğu gibi, her çağın
    ve her ülkenin insanına hitap etmektedir. Günümüzde birçok
    felsefî, siyasî ve iktisadî düşünceler, birçok tavır ve anlayışlar birer
    bilimsel gerçek, birer değişmez inanç ilkeleri gibi sunulmaktadır.
    Hâlbuki bunların çoğu ya kişilerin kendi görüşleri, ya da zamanla
    modası geçecek şeylerdir. Bunların pek çoğu müslümanların saf
    inancını bozacak özelliktedir. Bunlara ‘modern hurâfeler’ dememiz
    mümkündür.300 Cifircilik ve ebcedcilik gibi, “on dokuzculuk“,
    bilimcilik/bilimselcilik gibi doğrulukları tartışabilecek hususların
    din gibi veya dinin kesin ve bağlayıcı yorumu olarak kabulü de
    bu kabildendir.
    Müslümanlar, hangi adla ve hangi kılıfla sunulursa sunulsun,
    300 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 279
    ŞİRK
    - 87 -
    her türlü hurâfeye karşı dikkat etmek zorundadırlar. 301
    Allah Teâlâ’nın Birliği ve Şirk
    Kur’ân-ı Kerim’de Allah Teâlâ’nın varlığını belirten birçok âyet-i
    kerime olmakla beraber, O’nun birliğinden bahseden âyetler, varlığını
    ifade eden âyetlerden daha çoktur. Allah Teâlâ’nın birliğinden
    bahseden ve çoğu Mekke’de inen âyetler, şirki reddedip tevhidi
    emreder. Bu âyetlerin bir kısmı Allah Teâlâ’nın ilâhlık vasfına
    yakışmayan; yaratılmışlık, âcizlik ve eksiklik ifade eden özelikleri
    reddetmek suretiyle O’nu tenzih eder. Bir kısmı da O’nun kâinatın
    yaratıcısı, nimet vericisi, tek sahibi ve hâkimi olduğunu belirtir.
    Meselâ; Kur’an’da “Allah kendine ortak koşulmasını bağışlamaz,
    bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah’a ortak koşan da gerçekten
    büyük bir günah işlemiştir.“302 buyrularak şirk reddedilirken; diğer bir
    sûrede: “De ki: O Allah birdir. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey
    O’na muhtaçtır. Kendisi doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.“303 buyrularak
    tevhid en özlü biçimde vurgulanmaktadır.
    Ebû Cehil gibi en azılı müşrikler, hatta şeytan bile Allah’ı inkâr
    edememiş, O’nu yaratıcı, tabiata hükmedici olarak kabul etmeye
    kendilerini mecbur hissetmişlerdi. Ama Allah’a sadece inanmak
    yeterli değildir. O’na hiçbir şeyi, hiçbir şekilde şirk koşmamak şarttır.
    İnsanlar tarih boyunca Allah’ın varlığını doğrudan inkâr yerine
    ya müşrikler gibi O’na ortak koşarak şirke düşmüşler, ya da
    laiklik anlayışıyla O’nun bazı sıfat ve fiillerini inkâr ederek küfre
    düşmüşlerdir. Bu iki inkâr, iki şirk çeşidi arasındaki benzerlik ve
    farkları şöyle ifade etmek mümkündür:
    Müşrikler Allah’ın varlığını, yaratıcılığını, rızık vericiliğini kabul
    ettikleri halde, vahdâniyetini inkâr ediyorlar, O’na putları ortak
    koşuyorlardı. Laiklik ise, Allah’ın rabbâniyetini inkâr ederek O’nu
    dünya hayatına, insanın gündelik yaşamına, toplumların yönetimi
    demeye gelen siyasete karıştırmak istememektir. Özetle, şirk
    vahdâniyeti; laiklik rabbâniyeti inkâr etmektir.
    Şirk, Allah’ın zatında O’na ortaklar koşmakken; laiklik de
    Allah’ın sıfatlarında O’na ortaklar koşmak ve O’nun olan teşrî, terbiye
    etme, hüküm koyma yetkilerini yaratandan alıp yaratılanlara
    devretmektir.
    301 Geniş bilgi için bk. Ahmed Kalkan, Kur’an Kavramları, Atalar Yolu
    302 3/Âl-i İmrân, 48
    303 112/İhlâs, 1-4
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 88 -
    Şirkle laikliğin bu uygulamaları neticede aynı kapıya çıkıyordu:
    Hevâ ve heveslere uygun bir hayat sürmek; canları çekince
    çiğnedikleri, ya da değiştirdikleri, kurallarını kendilerinin belirlediği
    bir hayat...
    Şirk de laiklik gibi hakkı ikiye paylaştırıp Allah’ın hakkını
    Allah’a, “Sezar“ları olan tâğutlarının hakkını da putlarına vermektir.
    “Allah’ın birliği“ konusu, Akaid’in temel ve en önemli konusudur.
    Akaid ilmine bu yüzden Tevhid ilmi de denir. (Tevhid, birlemek,
    Allah’ı bir kabul etmek demektir. Yani, Allah’ın zatında,
    sıfatlarında ve fiillerinde eşsiz olduğunu bilmek ve öylece inanmaktır.)
    İslâm Dini’ndeki tüm hükümlerin bir noktada Allah’ın
    birlenmesine (tevhide) dayandığı için, İslâm’a Tevhid dini; müslümanlara
    da muvahhid denilir.
    Günümüzde Allah’ı sözde bir olarak kabul eden nice insanlar,
    hâkimiyet ve mutlak otorite konusuna gelince Allah’a ortaklar
    koşmaktadırlar. Allah’a ait bazı vasıfları başkalarına veren, başka
    şeyleri Allah’ı sever gibi seven, başkasından Allah’tan korkar gibi
    korkanlar Allah’ı gerçekten birlemiş olmazlar. Allah’ı kanunlarına,
    idarelerine, işlerine... karıştırmak istemeyenler tevhid eri vasfını
    kaybedip müşrik vasfını kazanırlar. “Onların çoğu, Allah’a, şirk koşmaksızın
    iman etmezler.“ 304
    Allah’ın varlık ve birliğini kabul etmenin, fert ve toplum hayatının
    her alanında ortaya çıkması zorunlu olan birtakım sonuçları
    vardır. Bir olan Allah’a iman etmek: Sadece O’nun hâkimiyetini
    kabul etmek, mutlak itaat edilecek otorite olarak O’nu tanımak,
    O’na ve emirlerine boyun eğmektir. Bir olan Allah’a iman; Allah’ın
    öngördüğü nizama aykırı olan her şeye karşı bir inkılâp hareketidir;
    bir başkaldırıdır. Allah’tan başka ilâhları reddettiğimiz, Allah’ı
    birlediğimiz yaşantımızın tüm boyutlarında kendini göstermelidir.
    Allah’a iman, çevreyi etkilemeyen, gayr-ı İslâmî vâkıayı kabullenen
    kuru ve edilgen yahut etkisiz bir iddia olamaz. Bir olan
    Allah’a iman etmenin zorunlu gereği; Allah’ın nizamını hayatına,
    düşünce ve inançlarına, ferdî, sosyal, siyasal, ekonomik, ahlâkî ve
    teabbudî (ibâdetle ilgili) bütün ilişkilerine hâkim kılmaya çalışmaktır.
    Tevhid ve Tâğutlarla Mücadele
    “De ki: ‘Ey kitap ehli! Bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye
    304 12/Yusuf, 106
    ŞİRK
    - 89 -
    gelin: Yalnız Allah’a ibâdet edelim; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım;
    bazımız bazımızı Allah’tan başka rabler edinmesin..’ Eğer yüz çevirirlerse:
    ‘Şâhid olun, biz müslümanlarız’ deyin.“305; “İman edenler Allah yolunda
    savaşırlar; küfredenler de tâğut yolunda savaşırlar. O halde, şeytanın
    dostlarıyla savaşın; çünkü şeytanın hilesi zayıftır.“ 306
    Sosyal bir hayat nizamı olarak tevhid, halkın bilgisizliği ve şuursuzluğu
    üzerine dayalı veya onlara zulmetmek üzere kurulan
    cahilî ve tâğutî sistemleri temelden değiştirecek plan ve projeler
    sunar. Tevhid, sırf fikrî ve nazarî bir akide değil; eyleme yönelik,
    pratik çözüm yolları sunan bir sistemdir. Tevhid akidesi, yalnızca
    tabiat ötesi/metafizik konulara izah getiren ve ahlâk ile ilgili konularda
    sözkonusu edilebilecek bir tasavvur değil; şirk temeli üzerine
    oturmuş tâğutî sistemlere karşı muvahhidlere planlı, programlı
    bir hareket mantığı sunan, inkılâpçı bir başkaldırıdır.
    Tevhid akîdesi, pratik, eyleme dönük bir hareket ve câhiliyyeye,
    şirk temeline dayanan sistemlere bir başkaldırı ve de müstekbir,
    zâlim tâğutlara karşı siyasî, iktisadî, sosyal ve hukukî bir sistem olmasaydı,
    tarih boyunca bu akîdeyi kavimlerine sunan bütün peygamberlere
    karşı savaş açılır mıydı?
    İslâm güneşinin doğduğu sıralarda Mekke’de hayatlarını sürdüren
    “Hanifler“in konumu, bu konuda ışık tutması bakımından
    oldukça önemlidir. Peygamberimiz’e peygamberlik görevi verileceği
    dönemde Mekke’de Hz. İbrahim’in şeriatı üzerine yaşayış sürdürdüklerini
    iddia eden Hanif dini taraftarları vardı. Bunlar, putlara
    tapmaktan vazgeçerek Hz. İbrahim’in dinine girmişlerdi. Bunlar,
    Allah’ı birliyor ve kavimlerinin putları adına kestikleri kurbanları
    yemiyorlardı. Panayırlarda tevhidin hakikatı ile ilgili nutuklar söylüyorlar,
    putların bâtıllığına dair deliller getiriyorlar ve onlara tapmamayı
    öğütlüyorlardı.
    Ne var ki, Hanif dininden olduğunu iddia eden bu kimselerin
    savundukları düşünce, sadece zihinde taşınan, salt fikir ve kuramsal
    inanış ve anlayış olmaktan öteye gitmiyordu. O yüzden müşrik
    Mekke toplumunda en ufak fikrî ve pratik bir etkinlikleri yoktu.
    O putperest toplumda ortaya koydukları fikirler, sadece nazarî
    inanç biçimiydi. Bunun için de bu kimseler, şirk temeline dayalı o
    cahilî toplumda müşrik putperestlerle aynı ortamda, birbirleriyle
    fiilî olarak çatışmadan yaşıyorlar ve bu konumları kendilerini
    fazla rahatsız etmiyordu. Kokuşmuş bu küfrî toplum düzeninin
    geleneği, göreneği, örf ve âdetlerinin pratik olarak içindeydiler.
    305 3/Âl-i İmrân, 64
    306 4/Nisâ, 76
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 90 -
    Bu yüzden, pratik yaşamdan uzak bulunan ve sadece nazariye olmaktan
    öteye gitmeyen tevhid akîdesine bağlı olmaları, onları o
    haysiyetsiz yaşayış tarzından, cahilî ortamdan ve kokuşmuş zulüm
    tasallutu altında zelil bir hayat sürdürmekten uzaklaştırmıyordu.
    İslâmî dâvetin en önemli ve temel maddesi, tevhidin ispatı ve
    şirkin reddi olduğu için, câhilî Mekke atmosferinde, yerleşik şirk
    düzeni içerisinde gündeme gelen tevhid akîdesi, özel bir yaşam
    biçimini göstererek, inkılâbçı bir kimlikle işe başladı. İslâm’ın siyasî,
    iktisadî ve sosyal bir sistemin ve hayatın bütün alanlarına hükmeden
    bir nizamın adı olduğu net bir şekilde ilân edildi. Şirkin
    her çeşidinin çürütüldüğü deliller ileri sürüldü ve gâyet özlü bir
    şekilde insanlar tevhide davet edildi. Tevhid fikri anlatılırken, sadece
    zihinsel olarak Allah’ın var oluşu değil; O’nun tek oluşunun
    anlamı ve bu akîdeye olan ihtiyaç da anlatıldı. İşte Rasûlullah’ın
    (s.a.s.) kavmine sunduğu tevhid anlayışı ile Hanifler’in savundukları
    tevhid fikri arasındaki temel fark bu noktada odaklaşıyor: Bir
    yanda hayatın bütün alanlarına hükmeden, hem zihinsel, fikirsel
    ve hem de pratiğe yansıyan bir akîde; diğer yanda sadece zihinde
    yer eden, sadece kalpte yer tutan ve pratiğe indirgenemeyen, hayata
    geçirilemeyen bir inanç...
    Peygamberimiz, risâlet ile görevlendirildikten sonra yaptığı
    ilk iş, inanç ve amele dayanan, teorisi ve pratiği olan gerçek tevhid
    anlayışını yerleştirmek olduğu için Mekke’nin egemen güçleri,
    idâreyi ellerinde tutan müstekbirler, kendisine karşı savaş başlattılar.
    Savunduğu bu saf akîde, Peygamberimiz’i kâfirlerle karşı karşıya
    getirdi. Kâfirler, kendisine has, özel bir yaşam biçimi sunan bu
    akîdenin, kendi câhilî sistemleriyle asla uzlaşmaya girmeyeceğini,
    yeryüzünde tâğutî rejimlerle sürekli ve amansız bir mücadele içerisinde
    olacağını, kısacası küfre karşı devamlı bir savaşım vereceğini
    kesinkes anladılar. Tevhidin, uygulamaya ve tâğutî düzenlere
    karşı başkaldırı ilânı olduğu anlayışı, onların neden, daha önce
    aynı akîdeyi savunan Hanifler’e karşı en ufak bir tepki göstermezken,
    Hz. Peygamber ve onunla beraber olanlara karşı şiddetli bir
    savaşın içerisine girdiklerini açıkça ortaya koyuyor.
    Şirk Ehli Müşriklerle Mücâdele
    “İnsanlar ‘Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun Rasûlüdür’
    deyinceye kadar kendileriyle savaşmaya emrolundum. Ne zaman bunu
    söylerlerse kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak dinî cezalar
    müstesna; iç yüzlerinin muhasebesi ise Allah’a aittir.“ 307
    307 Buhâri, Cihad 102, İman 17; Müslim, İman 8; Ebû Dâvud, Cihad 104;
    Tirmizî, Tefsir 78; Nesâî, Zekât 3; İbn Mâce, Fiten 1; Dârimî, Siyer 10
    ŞİRK
    - 91 -
    Şirk ehliyle, müşriklerle mücâdele esastır. Müslüman, zaman
    ve şartların durumuna göre savaşmıyorsa bile onlara en azından
    “Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza ibâdet etmem. Sizin dininiz
    size; benim dinim bana!“308 deyip, onları reddettiğini göstermek zorundadır.
    “Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylerinize, putlarınıza
    da yuh olsun! Siz, akıllanmaz mısınız?“ 309
    İslâm dininin en temel esası tevhiddir. Tevhid kelimesi ise, “Lâ
    ilâhe illâllah“tır. Mânâsı: Allah’tan başka ilâh yoktur, yani bütün
    kâinatta Allah’tan başka ibâdet edilmeye, O’nun dışında mutlak
    olarak itaat edilmeye ve boyun eğilmeye lâyık kimse yoktur. Dikkat
    etmek gerekir ki kelime-i tevhid önce Allah’tan başka diğer
    ilâhları reddetmekle başlıyor. Müslüman, önce Allah’tan başka
    bütün ilâhları reddetmeli ve ilâh olarak sadece Allah’ı kabul etmelidir.
    İslâm dininin ilk indiği zamanlarda -tıpkı bugün olduğu gibişirk
    hâkimdi. İnsanlar putlara tapıyorlar, ilâhlık vasıflarını insanlara
    ve bazı varlıklara veriyorlardı. Araplar, melekleri Allah’ın
    kızları olarak kabul ediyorlar, ehl-i kitap olan yahûdi ve hristiyanlar
    da, Allah’a oğullar isnat ediyorlardı. Helâl ve haram koyma
    yetkilerini din adamlarına vererek, onları ilâh ediniyorlardı.
    Peygamberimiz’in bu ortamda en küçük bir tâviz vermeden sürdürdüğü
    tebliğde, en çok vurguladığı konu tevhiddi. Esasen insanlık
    tarihi, Allah’a hakkıyla iman edenlerle, şirk koşanların, birden
    fazla ilâha inananların kavgasından ibârettir.
    Kur’ân-ı Kerim baştan sona kadar tevhid’den söz etmektedir.
    Bütün peygamberler tevhid’i ikame etsinler diye gönderilmişlerdir.
    Kur’an’a baktığımız zaman, bütün peygamberlerin üzerinde
    ısrarla durdukları ve insanların kavramaları için her türlü zorluklara
    katlandıkları hususlar; Allah’ın her hususta, yani hayatın her
    sahasında “tek“ olarak kabul edilmesi ve O’na kesinlikle şirk koşulmamasıdır.
    Tevhid, insanın hayatındaki düşünceden başlayarak,
    günlük hayatındaki her tavrına kadar, Allah’ın belirlediği sınırlara
    uyması, onların korunması için seferber olması ve Allah’ın ortaya
    koyduğu ölçü ve onun pratikteki şekli olan sünnetin yaşanılmasıdır.
    Müşrik
    “Müşrik“, ‘şirk’ kökünden türemiştir ve ‘şirk koşan’ demektir.
    308 109/Kâfirun, 1, 6
    309 21/Enbiyâ, 67
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 92 -
    ‘Müşrik’, ‘eşrake’ fiilinin fâil ismidir. Allah’a ortak koşan demektir.
    Müşrik, açıktan açığa Allah’a sıfatlarında ve fiillerinde ortak
    koşan kimsedir. O görünüşte Allah’ın varlığını kabul etmektedir.
    Ama ya birden fazla ilâha inanır, ya Allah’a ait sıfatları başka
    ilâhlara verir, ya da Allah’ın fiillerini (yaptıklarını) başka ilâhların
    da, başka şeylerin de yapabileceğini kabul eder.
    Müşrik, Kur’an dilinde iki ayrı anlama gelir. Biri açık (zâhirî),
    diğeri de gerçek (hakiki)dir. Açıktan müşrik, çok açık bir şekilde
    Allah’a ortak koşan, birden fazla ilâhın olduğuna inanan kimsedir.
    Bu anlam açısından bakılırsa Hristiyan ve Yahûdilere müşrik
    denmez. Gerçek (hakiki) müşrik, Tevhid dinini tanımayıp, İslâm’ı
    kabul etmeyen bütün gayri müslimlerdir. Çünkü hıristıyanlar; Hz.
    İsa’ya, yahûdiler; Hz. Uzeyr’e Allah’ın oğlu demektedirler. Onlar
    böyle inanmakla beraber bir Allah fikrini de kabul ederler. Onlar
    dışarıdan bakınca tek Allah inancını benimseseler bile müşriktirler.
    310 İslâm’ın iman esaslarını kabul etmedikleri için mutlak anlamda
    müşrik olurlar. Hatta Kur’ân-ı Kerim, kitap ehline bazen ‘kâfir’
    (inkârcı) bile demektedir. “Ne kitap ehlinin kâfirleri ve ne de müşrikler
    Rabbinizden size bir iyilik inmesini isterler.“311; “Şüphesiz ‘Allah, Meryem
    oğlu Mesîh’tir’ diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır...“312; “Andolsun
    ‘Allah, üçün üçüncüsüdür’ diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek
    Allah’tan başka hiçbir tanrı yoktur.“313 Müşrik ile kâfir arasında esasta
    bir fark yoktur. Ancak kâfirlik, müşrikliğe göre biraz daha geniştir.
    Kur’ân-ı Kerim, Allah’a şirk koşanların da, O’nu inkâr edenlerin
    de büyük bir sapıklık içinde olduklarını belirtiyor.314 Kâfir, Allah’ı
    doğrudan inkâr eder, müşrik ise, Allah’ın varlığına iman ettiği halde,
    O’nun ilâhlık ve Rabb’lik sıfatlarına başkalarını da ortak eder.
    Allah’a şirk koşmanın küfr olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur.
    Müşrikler özellikle Allah’ın ilâhlık sıfatını kabul etmemekte, bu
    ilâhlığı başka varlıklara vermektedirler.
    Şirk İnancının Ortaya Çıkması: Tevhid Dini üzerine şekillenmiş
    topluluklar, gerek münâfıkların gerekse, haddi aşanların
    (bağîlerin) yüzünden zayıflar ve parçalanırlar. Zaman içerisinde
    insanlar giderek Tevhid inancından ve İslâmî hayattan uzaklaşırlar.
    Parçalanan toplum, Tevhidden uzaklaşan insanlar başka yollara,
    başka inançlara saparlar. Bazı insanlar dünya hayatını âhiret
    hayatına tercih ederler. Hevâsına (kendi görüşüne) uyan birtakım
    310 22/Hacc, 17
    311 2/Bakara, 105
    312 5/Mâide, 17
    313 5/Mâide, 73
    314 4/Nisâ, 116
    ŞİRK
    - 93 -
    kimseler, kendi uydurdukları dinleri veya ilkeleri din edinmeye
    başlarlar. Başkalarına da bu uydurma dini dayatırlar. Böylece, insanlardan
    bir kısmı ‘müşrik’ olurlar, bir ve tek olan Allah’a ibâdet
    yerine başka ilâhlara da kulluk yapma yanlışlığı ortaya çıkmaya
    başlar.
    Nefislerine uyarak bağî olan azgınlar, Tevhid toplumunu şirk
    toplumuna çevirirler. Bütün insanlarda yaratılıştan ibâdet, duâ,
    sığınma isteği, kendisinden üstün saydığı varlıktan yardım istemeye
    duyguları vardır. Bütün toplumların, hayatlarını düzenleyici
    kanunları, bağlandıkları değer yargıları vardır. Tevhid toplumundaki
    mü’minler, tek olan Allah’a kulluk yaparlar. O’na duâ ederler,
    O’na el açarlar. O’nun gönderdiği ilkeler doğrultusunda hayatlarını
    sürdürürler, toplumsal düzenlerini sağlarlar. Ancak şirk toplumlarında
    insanlar birden çok ilâh edinirler. Kimileri kendi nefsine,
    kimileri tabiat güçlerine, kimileri ata ruhuna, kimileri hayvanlara,
    kimileri güneşe, kimileri liderlerine ilâhlık özelliği verirler. Allah’a
    ait sıfatları ve özellikleri bunlarda ararlar.
    Müşrikler, sebepleri Yaratan Allah’a değil de sebeplerin kendisinde
    ilâhlık görürler. Tapınmak için putlar edinirler. Putların kendilerini
    Allah’a yaklaştıracağını sanırlar. 315
    Müşriklerin Özellikleri
    Kur’ân-ı Kerim, inkârcılara bazen kâfir, bazen de müşrik demektedir.
    Bu onların yaptıkları işlere, takındıkları tavırlara göre
    verilen bir isimlendirmedir. İnkâr açısından ikisi arasında fazla
    bir fark bulunmamaktadır. Kur’an, müşrikleri tanıtırken, yalnızca
    Firavun’a iman edenleri, Hz. Muhammed’e karşı çıkan Mekkeli
    müşrikleri değil; hem onları hem de tüm zamanlar boyunca olabilecek
    bütün müşriklerin özelliklerini tanıtıyor. Şirkin nasıl bir şey
    olduğunu ortaya koyarak, insanları sakındırıyor.
    Kâinatın Rabbi Allah (c.c.) bütün kemal (üstün) sıfatlara sahip,
    bir ve tek olan, başlangıcı ve sonu olmayan, yaratıklardan hiçbirine
    benzemeyen, her şeyin sahibi, çok güçlü ve kudretli, emir ve
    hüküm sahibi olan, istediği şeyi istediği gibi yaratan, varlığı her
    şeyi kuşatan, yalnızca kendisine ibâdet edilen tek İlâh’tır. Canlıların
    rızkını O verir. O öldüren ve diriltendir. Mülk O’nundur. O
    yaratıcıdır (Hâlık) ve O’nun dışında her şey yaratılmış (mahlûk)tır.
    İşte Allah (c.c.)’a ait bu ve buna benzer sıfatları başkasına
    veren müşriktir. Evrende olan olayları Allah’ın yarattığını kabul
    etmeyip, bunların tabiat (doğa) tarafından yaratıldığına inanan
    315 39/ Zümer, 3
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 94 -
    müşriktir. Tabiatı veya diğer sebepleri yaratılan değil de, yaratıcı
    gibi kabul eden müşriktir. Yeryüzünün ve insan irâdesinin dışındaki
    bütün oluşumlara ait tasarruf Allah’ın elindedir. Müşrikler, bu
    tasarruf hakkını başkalarına da verirler. Hayatın her alanına ilâhî
    hükümler koyma yetkisi Allah’ındır. Ancak müşrikler, Allah’ın bu
    yetkisine saldırarak, ya kendileri adlarına, ya da başka bir insan
    veya put adına hüküm koyarlar.
    İnsanları Allah yaratmıştır. Dolaysıyla onlar Allah’ın kullarıdır.
    İbâdet yalnızca Allah’a yapılır. Ama müşrikler Allah’tan başkasına
    da kulluk yaparlar. O’nun dışındaki varlıkların da önünde tıpkı bir
    ilâh gibi secde ederler. Kendi hevâ ve hevesleri doğrultusunda insanlar
    adına, bir ulus ve ideoloji adına hükümler/yasalar koyarlar
    ve bunlara kalpten bağlanır, Allah’ın hükümlerini bir tarafa atarlar.
    Bunlar şirk koşmaktadırlar.
    Allah’ın helâl ve haram ölçülerini kabul etmeyip, O’nun gönderdiği
    ilkeleri bir tarafa atarak, kendi arzusuna göre helâl ve
    haram ölçüleri koyanlar; insanların, partilerin, devletlerin veya
    örgütlerin koyduğu haram ve helâl ölçülerini kabul edenler müşrik
    olurlar. Bir insanın, bir örgütün, bir ideolojinin görüşlerini,
    hükümlerini Allah’ın hükümlerinden daha doğru, daha çağdaş,
    daha iyi bulanlar, Allah yerine başka ilâh tanımış olurlar.316 Allah’a
    ait görme, haberdar olma, mutlak anlamda ilâhî yardım yapma,
    günahları affetme, gözetleme gibi sıfatları varlıklara veya insanlara
    verenler müşrik olmuşlardır. Söz gelimi, bağlanılan şeyhlerin
    çok uzak yerlerden öğrencilerini (müridlerini) evlerinin içinde bile
    gördüğünü, ibâdet veya zikirleri ancak şeyhlerin Allah’a ulaştırabileceğini,
    şeyhlerin diledikleri yere diledikleri zaman gidebileceklerini,
    istedikleri zaman kerâmet gösterebileceklerini kabul
    etmek, şüphesiz ki şirke çok benzemektedir.
    Ölmüş veya yaşayan kimi insanların ilkelerini mutlak hüküm
    ve ilke saymak, onların görüşlerini en üstün, hatta Allah’ın
    âyetlerinden daha yüce saymak, ölünün mezarı başına gidip, ona
    hesap vermek şirkin, yani Allah’a ortak bulmanın ta kendisidir.
    Çünkü Allah’a ait sıfatlar bir ölümlüye veya ölmüşe verilmektedir.
    Tekrar edelim ki, ister bir başka insanın, ister insanın kendi
    hevâsının, ister bir grubun, isterse bir coğrafyanın olsun; Allah’ın
    ilâhlığına ait bir özelliği onlarda görmek, onlarda da aynı özelliklerin
    var olduğuna inanmak şirktir. Bunu yapanlar da müşriktirler.
    İslâm ülkelerinde bazı adamlar, müslümanlık iddia etmelerine
    rağmen, batı dünyasından gelen bütün fikirleri, bütün ölçüleri en
    316 9/Tevbe, 31
    ŞİRK
    - 95 -
    üstün sayarlar. Onlara, ‘bakınız Allahımız şöyle buyuruyor’ denildiği
    zaman, “o din işi“, “o ayrı“ ayrı derler.
    Görüldüğü gibi müşriklik, inkârcılıktan çok, Allah var denildiği
    halde, Allah’a benzer ilâhlar bulmanın, O’na ait özellikleri varlıklara
    da verip onları da Allah gibi üstün tutmanın adıdır. İslâm’ın
    mücadele ettiği en önemli inkâr işte bu şirk anlayışıdır. İslâm geldiği
    zaman Mekkeliler tanrısız değillerdi. Evreni Allah’ın yarattığını,
    rızkı O’nun verdiğini kabul ediyorlardı. Ama O’na putları ortak
    ediyor, başka şeylere kulluk yapıyorlardı.317 Günümüzde müslümanların
    sakınması gereken temel tehlike budur.
    Kur’ân-ı Kerim, müşriklere ait bazı özel durumlara da dikkat
    çekmektedir: Şirk en büyük zulümdür, öyleyse müşrikler aynı
    zamanda zâlimdirler.318 Müşrikler, gerçek ilme değil; zanna (sanrıya,
    tahmin ve teorilere) uyarlar. Onlar ilmin, aydınlığın, doğrunun
    peşinde olduklarını söylerler, ama onların gerçek sandığı
    şey, Allah katında bir değer ifade etmez. Onlar sıkışınca Allah’a
    duâ eder, yalvarırlar, ama rahata ve refaha kavuşunca Allah’ın
    âyetlerinden yüz çevirirler.319 Putlarını, yani Allah’a eş koştukları
    şeyleri çok severler, onlara candan bağlıdırlar. 320
    İslâm’ın teklifleri müşriklere çok ağır gelir.321 Onlar mü’minleri
    sevmezler, devamlı düşmanlık beslerler. Dünyaya aşırı bağlıdırlar.
    322 İslâm’a karşı çıkışları noktasında tutarlı değillerdir. Yaptıkları
    işler sebebiyle Allah katında suçlu (mücrim) olmuşlardır. 323
    İrtidat ve Mürted
    İrtidat, Arapça bir kelime olup, ridde’nin türevidir. Reddetmek,
    geri çevirmek ve bir işten rücû etmek gibi manalara gelir. Istılâhta,
    iman ettikten sonra, İslâm’dan dönmeye verilen isimdir. İslâm dinini
    terkedip başka bir dine geçmek veya eski inancına dönmeye
    irtidat; bunu yapan kimseye de “mürted“ denir.
    Kur’an’da irtidatla ilgili şöyle buyrulur: “Sizden kim irtidat
    eder (dininden döner) ve kâfir olarak ölürse, işte onların dünya ve
    âhirette amelleri boşa çıkmıştır ve onlar cehennem ehlidir, orada ebedî
    kalacaklardır.“324; “Kim imanı küfürle değiştirirse, şüphesiz o, dümdüz yo-
    317 31/Lokman, 25
    318 31/Lokman, 13
    319 17/İsrâ, 67
    320 37/Saffât, 35-36
    321 42/Şûrâ, 111
    322 2/Bakara, 96
    323 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 472-476
    324 2/Bakara, 217
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 96 -
    lun ortasında sapıtmıştır.“ 325
    İrtidat edip, dinden dönen, İslâm’ı terkedip küfrü veya şirki seçen
    kimse. İslâm’dan çıkma olayına ‘ridde’ veya ‘irtidat’ denilmektedir.
    Mürted, müslümanlığı kendi isteğiyle, hiçbir baskı olmadan
    seçtiği halde, sonradan çeşitli nedenlerle yine kendi arzusu ile
    terkeden, küfrünü açıkça ortaya koyan insandır. Kur’ân-ı Kerim,
    böylelerinin çirkin durumunu açıklayarak onları kötü bir âkıbetin/
    sonucun beklediğini haber veriyor. 326
    Mürtedin Kişiliği: Mürted, kişilik zaafı (zayıflığı) olan biridir.
    Doğru bir bilgiye ve sağlam bir görüşe sahip olamamıştır. İnandım
    dediği dini yeterince benimsememiştir. Bir başka fikir veya inanç,
    hoşuna giden bir dünyalık onu daha çok etkilemiştir. ‘İslâm’dan
    çıkarsam, gayri müslimlerin safına geçersem maddî bir çıkar kazanabilirim’
    diye düşünmüştür. Kendisine çok süslü gösterilen, İslâm
    dışı hayat şekilleri daha çok hoşuna gitmiştir. Nefsinin arzuları
    kabarıp taşmıştır. Çok şey istemektedir, birçok şeyden zevk alma
    arzusundadır, ama müslüman kaldığı müddetçe bunlara ulaşması
    zordur. Zaten pamuk ipliği ile bağlı olduğu İslâm bağını hemen
    koparıp atmaktadır.
    Mürtedlik aslında sıradan bir mesele değildir. Allah katında
    din seçmek insan varlığı için en önemli olaydır. Âlemlerin Rabbi,
    insana değer veriyor, onu kendisine muhâtap (hitap edilecek kişi)
    olarak kabul ediyor, deyim yerindeyse, insanı ‘adam yerine koyuyor’.
    Ona elçiler ve din gönderiyor, ona doğru yolu gösteriyor.
    Buna karşın insanların bir kısmı buna aldırmıyor yahut elçilerle
    gelen dâvete karşı çıkıyor, ya da onu eğlenceye alıyor. Bunun bir
    belirtisi olarak da bazen inandığını söylüyor, bazen de bu inandığı
    dini terkediyor. Kimileri de dışarıdan inanmış gibi görünüyor, ancak
    içinden inkârcılığa devam ediyor. Aslında pek de âciz olan ve
    ölünce mutlaka Rabbinin huzuruna çıkacak olan insanın bu denli
    cesur olması, cür’ette bulunması, korkmaması, yaptığı işin sonunu
    düşünmemesi ne kadar acıdır!
    Kendisine verilen değeri anlamayan ve değerini çok çok yüceltecek
    olan ilâhî dâvete kulak vermeyen insandan daha akılsızı,
    daha bedbahtı (şanssızı) var mıdır? Böyleleri bile bile zararlı ve
    kötü olanı tercih ediyorlar, derecelerini kendi elleriyle alçaltıyorlar.
    Bir kısmı da kurtuluş ve mutluluğun adı olan İslâm’ı kabul ettikten
    sonra şu veya bu sebepten dolayı onu terkediyorlar. Onu ya beğenmiyorlar,
    ya küçümsüyorlar, ya da çıkarlarına engel görüyorlar.
    325 2/Bakara, 108
    326 2/Bakara, 217
    ŞİRK
    - 97 -
    Hangi sebeple olursa olsun bu tavır Allah’ın sevmediği bir tavırdır.
    Bu davranış âlemlerin Rabbi Allah ve O’nun aziz dini İslâm
    ile -hâşâ- dalga geçmek gibidir. Bu bir ciddiyetsizlik, câhillik ve
    dönekliktir. İslâm’a göre, elbette din ve inanç hürriyeti vardır. İsteyen
    istediği dini ve yaşama biçimini seçebilir. Bu konudaki seçim
    hakkı bireyin kendisine aittir. Onu hiçbir kimse bir inanca ve
    ideolojiye bağlanmaya zorlayamaz. Herkesin cehenneme gitme,
    orayı tercih etme özgürlüğü vardır. Ancak bir kimsenin İslâm’ı din
    olarak seçtikten sonra onu terketmesi hem onun için çok önemli
    bir kayıp, hem müslüman toplum için bir sorun, hem de İslâm’ın
    yüceliğine gölge düşüren bir durumdur.
    Mürtedliğe Yol Açan Sebepler: Mürtedlerin İslâm’dan dönmelerinin
    birkaç sebebi olablir:
    1- İslâm’ı ve onun hükümlerini beğenmemek,
    2- İslâm’ı çıkarlarına ve zevklerine engel görmek,
    3- Dünyalık bir makam elde etme ihtirası,
    4- İman zayıflığı veya İslâm’ı yeterince tanımama,
    5- Gayri müslimlere özenme, onların zevk içinde yaşamalarına
    imrenme ve onları bazı konularda üstün ve ileri kabul etme anlayışı
    ve diğer sebepler.
    Bir Müslümanı Mürted Yapan Tavırlar: Bir müslümanın
    İslâm’dan çıkmasına sebep olacak bazı durumları şöylece özetleyebiliriz.
    Müslüman olduğu halde, Allah’a şirk koşmak; Allah’ın dışında
    bir kimseye, bir otoriteye, putlara tapınmak, Allah’tan istenecek
    yardımı ölülerden veya mezarlardan istemek, birtakım örgütleri
    veya devletleri Allah gibi düşünmek, kişiyi İslâm’dan çıkarır, mürted
    yapar.
    İslâm’ın küfr veya kâfirlik dediği şeyler konusunda şüphe etmek;
    İslâm da bellidir, onun dışındaki bâtıl yollar da bellidir. Küfür
    olan konularla ilgili olarak “acaba onlar da doğru olabilir mi?“
    düşüncesi İslâm inancına aykırıdır. Onlar doğru olsaydı, İslâm’ın
    Hz. Muhammed ve Kur’an’la gönderilmesine ne lüzum vardı? Bütün
    bâtıl dinler, bütün İslâm dışı ideolojiler, insanlar adına nisbet
    edilen hayat sistemleri İslâm tarafından reddedilmektedir (Komünizm,
    Hinduizm, Hristiyanlık, demokrasi, Marksizim, laisizm, Kemalizm
    ve diğerleri).
    Peygamberimiz’in bize bildirdiği bazı şeyleri beğenmemek,
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 98 -
    onlara karşı yüzü buruşturmak, râzı olmamak.327
    Müslümanlara karşı kâfirlerle işbirliği yapmak, onlara yardım
    etmek.328
    İslâm’ın ilkelerine, şeriata karşı gelmek, onlarla alay etmek,
    onların yerine başka otoritelerin veya kişilerin görüşlerini daha iyi,
    güzel veya çağdaş bulmak.
    Kesin deliller ile ümmetin icmâsı ile sâbit olmuş, dinden sayılan
    hükümlere karşı gelmek, onları kabul etmemek.
    Bunlar veya bunlara benzer davranışlar ve sözler bir müslümanı
    dinden çıkarabilir, mürted yapabilir. Bunlar birer hükümdür ve
    müslümanları din konusunda dikkatli olmaya teşviktir ve onları
    tehlikeden sakındırmaktır. Kişi ya inanır, ya inanmaz. Ama tutarlı
    olması gerekir; inandığı dinin gösterdiği gibi inanması ve yaşaması
    lâzımdır. İslâm, Allah’ın dinidir ve ona nasıl inanılması gerektiği
    ortaya konulmuştur. O, insanların görüşü değildir ki, dileyen dilediği
    gibi kullansın.
    Mürtede Karşı Tavır
    Bu konuda dikkatli olmak mecbûriyeti vardır. Önüne gelene,
    ‘kâfir’ damgası vurmak demek olan “tekfir hastalığı“na düşmemek,
    rastgele câhil müslümanlara ‘mürted’ mührü vurmamak gerekir.
    İnsanların yetişme tarzı, bilgilerinin azlığı, o bilgileri kullanma
    tavrı, İslâm’ı öğrenme kaynakları gözönüne alınmadan ‘tekfir’
    etmek çok yanlıştır. Bir müslümanı onu dinden çıkaran davranış
    ve söz üzerinde bulursak, onun yanlışlığını düzeltmeye çalışmamız
    gerekir. Rastgele ‘kâfir’ damgası vurmak hem görevimiz değil,
    hem de müslümanların sayısını azaltmaktır. Sayımızın azlığı ancak
    düşmanlarımızı sevindirir.
    Mürted’e verilecek ceza konusunda fıkıhçıların değişik görüşleri
    var. Bazıları, eğer toplu irtidat olmuşsa bu; İslâm toplumunun
    veya devletin güvenliğini ilgilendirdiği için, onlarla topluca savaşılır,
    zararları def edilir demektedirler. 329
    Hanefî fıkhına göre İslâm’dan çıktığını açıkça gösteren söz, tutum
    ve davranışlarda bulunan kişi, mürted sayılır ve tevbe etmediği
    takdirde idam edilir. Mürted ile kâfir arasında çok önemli bir
    fark vardır. Şöyle ki; mürted, İslâm’ın Allah indinde yegâne din olduğunu
    ve kudsiyetini bildiği halde; dünya menfaati, hırs, hased,
    327 47/Muhammed, 9
    328 9/Tevbe, 65-66
    329 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 457-459
    ŞİRK
    - 99 -
    kin veya bunun gibi duygularla dinini terketmiştir. Bu duygular,
    mürtedi müslümanlara karşı harbî (muhârip, savaşçı) durumuna
    getirir. Çünkü irtidatla birlikte sahip olduğu ismet-i şahsiyetini (kişisel
    mâsumluk ve dokunulmazlığını) kaybetmiştir. Gayr-i müslim
    olan kâfir ise, dâvete muhtaçtır. İslâm hakkında doğru bir bilgiye
    sahip değildir.
    İbn Âbidin: “İrtidat eden ve muhârip durumuna geçen kimsenin
    öldürülmesi, dinin muhâfazası için zarûridir. Çünkü dinin
    muhâfazası, maslahatların en üstünüdür“ hükmünü zikreder.
    Hanefî fukahâsı: “irtidat eden erkeğin öldürülmesinde, kadının
    ise hapsedilmesinde müttefiktir. Çünkü kadın, muhârip (savaşçı)
    durumunda değildir.“ Bu noktada şunu hatırlatmakta fayda
    vardır: Mürted olan erkek derhal öldürülmez; önce irtidat sebebi
    araştırılıp, şüpheye düştüğü husus izah edilir ve tecdîd-i imana
    dâvet edilir. Bütün bunlardan sonra, durum değişmezse ulu’l-emr
    tarafından öldürülür. Bu cezayı herhangi bir mü’min, kendi şahsî
    değerlendirmesiyle yapamaz. Çünkü velâyete tecâvüz câiz değildir.
    Ulu’l-emr, bütün ümmetin velâyetine sahiptir. 330
    Günümüzde batılı ülkelerin ulaştığı zenginlik ve kalkınma
    birçok zayıf imanlı müslümanı onlara hayran ediyor. Bir kısmı da
    onların İslâm’a uymayan fikirlerini, hayat şekillerini benimsiyor,
    onlar gibi olmaya çalışıyor. Bu, İslâm’ı bilmemenin ve ona imanın
    zayıf olmasının bir sonucudur. Bazı müslümanlar da yönetildikleri
    rejimler tarafından İslâm dışı ideolojilere, uyguladıkları eğitim,
    medya ve devlet politikasıyla inandırılmaya, İslâm’dan koparılmaya
    çalışılıyor.
    Bugün yapılması gereken, ‘falanca adam küfür sözü söyledi,
    şu söz ve davranışıyla şirke düştü; mürted oldu, müşrik oldu, ona
    hangi cezayı verelim?’ diye fetvâ arayışı değil; İslâm’ın, güzellikler
    ve kurtuluş yolu olduğunu en güzel yolla insanlara ulaştırmak,
    hatayı biraz da kendimizde arayıp zayıf müslümanların dinden
    uzaklaşma sebeplerini azaltmaya çalışmaktır. Şirk konusu, bu bilgileri
    çevremizdeki düzenin kurbanı ve câhil insanlar için kılıç gibi
    kullanmak için öğrenilmez. Kendimizi, en küçük bir ihtimalle bile
    şirke düşürebilecek davranışlardan şiddetle sakınmamız ve insanları
    bu hale getiren bataklıkla mücâdele etmeyi, şirk düzeni ile
    mücâdele edilmeden bunun önünün alınamayacağını idrâk etmek
    ve insanları en büyük tehlike olan bu belâdan kurtarmanın
    yollarını aramak, tebliğ etmek, canlı Kur’an olmaya çalışıp tevhidi
    bayraklaştırdığımızı davranışlarımızla ispat etmek için olmalıdır.
    330 Yusuf Kerimoğlu, Kelimeler Kavramlar, s. 214
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 100 -
    “İman edip de imanlarına herhangi bir zulüm (şirk) bulaştırmayanlar
    var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.“331
    Peygamberimiz (s.a.s.), mü’minlere şöyle duâ etmelerini tavsiye
    ediyor: “Bile bile şirk koşmaktan Allah’a sığınırım, bilmediklerimden
    de Senden af dilerim“.
    Selâm olsun, şirkin en küçüğünden ve en gizlisinden bile kaçan
    tevhidî söyleme ve eyleme sahip olan muvahhid gençlere!
    331 6/En’âm, 82
    ŞİRK
    - 101 -
    Şirkle İlgili Âyet-i Kerimeler
    A- Şirk Kelimesi ve Türevlerinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 167 Yerde):
    2/Bakara, 96, 105, 135, 221, 221, 221, 221; 3/Âl-i İmrân, 64, 67, 95, 151, 186; 4/
    Nisâ, 12, 36, 48, 48, 116, 116; 5/Mâide, 72, 82; 6/En’âm, 14, 19, 22, 22, 23, 41,
    64, 78, 79, 80, 81, 81, 88, 94, 100, 106, 107, 121, 136, 136, 136, 137, 137, 139,
    148, 148, 151, 161, 163; 7/A’râf, 33, 173, 190, 190, 191, 195; 9/Tevbe, 1, 3, 4, 5,
    6, 7, 17, 28, 31, 33, 36, 113; 10/Yûnus, 18, 28, 28, 28, 34, 35, 66, 71, 105; 11/Hûd,
    54; 12/Yûsuf, 38, 106, 108; 13/Ra’d, 16, 33, 36; 14/İbrâhim, 22; 15/Hıcr, 94; 16/
    Nahl, 1, 3, 27, 35, 54, 86, 86, 86, 100, 120, 123; 17/İsrâ, 64, 111; 18/Kehf, 26, 38,
    42, 52, 110; 20/Tâhâ, 32; 22/Hacc, 17, 26, 31, 31; 23/Mü’minûn, 59, 92; 24/Nûr,
    3, 3, 55; 25/Furkan, 2; 27/Neml, 59, 63; 28/Kasas, 62, 64, 68, 74, 87; 29/Ankebût,
    8, 65; 30/Rûm, 13, 13, 28, 31, 33, 35, 40, 40, 42; 31/Lokman, 13, 13, 15; 33/
    Ahzâb, 73, 73; 34/Sebe’, 22, 27; 35/Fâtır, 14, 40, 40; 37/Sâffât, 33; 39/Zümer, 29,
    65, 67; 40/Mü’min, 12, 42, 73, 84; 41/Fussılet, 6, 47; 42/Şûrâ, 13, 21; 43/Zuhruf,
    39; 46/Ahkaf, 4; 48/Fetih, 6, 6; 52/Tûr, 43; 59/Haşr, 23; 60/Mümtehıne, 12; 61/
    Saff, 9; 68/Kalem, 41, 41; 72/Cinn, 2, 20; 98/Beyyine, 1, 6.
    B- Şirk Konusundaki Âyetler
    a- Allah’a Eş/Şirk Koşmak: 4/Nisâ, 36, 48, 116; 6/En’âm, 151; 17/İsrâ, 23, 39;
    29/Ankebût, 68; 33/Ahzâb, 57.
    b- Şirkin Misali: 30/Rûm, 28.
    c- Şirk Büyük Bir Zulümdür: 31/Lokman, 13.
    d- Hevâ ve Hevesi Putlaştırmak: 45/Câsiye, 23, 47/Muhammed, 12.
    e- Allah’a Çocuk İsnâd Edenler: 18/Kehf, 5, 102; 19/Meryem, 88-92.
    f- Allah’a Eş Koşmak Haramdır: 7/A’râf, 33; 16/Nahl, 74; 22/Hacc, 31.
    g- Putlara Tapmak: 5/Mâide, 76; 23/Mü’minûn, 117; 46/Ahkaf, 5.
    h- Allah, Kendisine Şirk Koşmayı Affetmez: 4/Nisâ, 48, 116.
    i- Şirkten Sakınmak: 26/Şuarâ, 213; 28/Kasas, 88; 30/Rûm, 31; 39/Zümer, 65-
    66; 40/Mü’min, 66; 41/Fussılet, 37; 51/Zâriyât, 51.
    j- Şirkten Sakınanların Mükâfatı: 47/Muhammed, 15, 36.
    k- Mekke’li Müşriklerin Şirki: 6/En’âm, 100; 30/Rûm, 28-29, 31-32; 34/Sebe’,
    41; 43/Zuhruf, 20-21, 57-59.
    C- Müşrikler Konusundaki Âyetler
    a- Müşrikler, Allah’a Çocuk İsnâd Ettiler:6/En’âm, 100-101; 10/Yûnus, 68-70;
    16/Nahl, 57, 62; 17/İsrâ, 40; 19/Meryem, 88-92; 21/Enbiyâ, 26; 22/Hacc, 3-4; 34/
    Sebe’, 40-42; 37/Saffât, 149-159, 180; 43/Zuhruf, 15-16, 18, 79-82; 52/Tûr, 39;
    53/Necm, 21-22.
    b- Müşrikler, Allah’tan Başkasını Tanrı Edindiler: 2/Bakara, 165; 3/Âl-i
    İmrân,151; 4/Nisâ, 117; 5/Mâide, 76; 6/En’âm, 1, 107, 136, 150; 7/A’râf, 191; 10/
    Yûnus, 18, 66; 11/Hûd, 109; 14/İbrâhim, 30; 15/Hıcr, 95-96; 16/Nahl, 73; 19/Meryem,
    81; 22/Hacc, 11-13, 71, 74; 25/Furkan, 3, 55; 36/Yâsin, 74-75; 37/Saffât, 11;
    38/Sâd, 5-7; 39/Zümer, 15 45, 67; 40/Mü’min, 10-12; 42/Şûrâ, 9; 52/Tûr, 43.
    c- Müşrikler, Kötülükleri “Atalarımızdan Devraldık“ Diye Savunurlar: 2/Bakara,
    170-171; 5/Mâide, 103-104; 7/A’râf, 28; 11/Hûd, 109; 31/Lokman, 21; 37/
    Saffât, 68-71; 43/Zuhruf, 22-25.
    d- Müşrikler, Allah’ın Âyetlerini İnkâr Ederler: 6/En’âm, 4-5, 66-67, 105, 110,
    124; 8/Enfâl, 31-33, 52; 9/Tevbe, 9; 10/Yûnus, 15; 37/Saffât, 68-71; 38/Sâd, 8.
    e- Müşrikler, Put Diye Şeytana Taparlar: 4/Nisâ, 117.
    f- Müşrikler, Hem Kendileri Peygamber’den Uzaklaşırlar, Hem de insanları
    Uzaklaştırmak İsterler: 6/En’âm, 26, 116-117; 21/Enbiyâ,. 2-5; 25/Furkan, 7-9;
    31/Lokman, 6-7; 34/Sebe’, 43-44; 38/Sâd, 8, 50/Kaf, 1-2, 5; 54/Kamer, 3; 68/
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 102 -
    Kalem, 46-48, 51.
    g- Müşrikler, Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr Ederler: 6/En’âm, 29-30, 134;
    11/Hûd, 19, 25/Furkan, 11, 32/Secde, 10-11, 36/Yâsin, 78-79; 37/Saffât, 16-21;
    41/Fussılet, 7; 44/Duhân, 9-10 34-36; 45/Câsiye, 24-26; 50/Kaf, 2-4; 51/Zâriyât,
    12-14; 64/Teğâbün, 7.
    h- Müşrikler, Peygamberlerden İnanmayacakları Mûcizeler İsterler: 6/
    En’âm, 37, 57-58, 109-111, 158; 10/Yûnus, 20, 46; 11/Hûd, 12; 13/Ra’d, 6-7, 27,
    40; 15/Hıcr, 6-8; 17/İsrâ, 59, 90-93; 20/Tâhâ, 133-135; 21/Enbiyâ, 5, 37-39; 25/
    Furkan, 7-8; 29/Ankebût, 50-51, 53-54; 32/Secde, 28-29; 37/Saffât, 176-177; 45/
    Câsiye, 25; 70/Meâric, 1-3, 5-7; 74/Müddessir, 52-53.
    i- Müşrikler İman Etmezler: 7/A’râf, 192-193; 10/Yûnus, 42-43; 25/Furkan,
    9; 36/Yâsin, 7-10; 41/Fussılet, 4, 14; 43/Zuhruf, 40, 88; 68/Kalem, 42-43; 109/
    Kâfirûn, 1-6.
    j- Müşrikler, Putları Şefaatçi Kabul Ederler: 10/Yûnus, 18; 13/Ra’d, 14; 16/
    Nahl, 55; 19/Meryem, 81-82; 39/Zümer, 3, 43-44.
    k- Müşriklerin Şirki: 6/En’âm, 100; 30/Rûm, 28-29, 31-32; 34/Sebe’, 41; 43/
    Zuhruf, 20-21, 57-59.
    l- Müşriklerin Peygamberimiz’e İftiraları: 21/Enbiyâ, 5-6; 25/Furkan, 4-5;
    34/Sebe’, 43, 46; 38/Sa’d, 4; 44/Duhân, 14; 46/Ahkaf, 8-9; 51/Zâriyât, 8-11;52/
    Tûr, 29-30, 32-33; 68/Kalem, 1-2, 5-6, 51.
    m- Müşrikler, Peygamberimiz’le ve Mûcizelerle Alay Ederler: 21/Enbiyâ, 36;
    25/Furkan, 7-9, 41-43; 37/Saffât, 11-12, 14-15, 35-36; 40/Mü’min, 83; 43/Zuhruf,
    31-32, 57-58; 54/Kamer, 2; 70/Meâric, 1-2, 36-39.
    n- Müşrikler, Kur’an’ı Dinlerler ve “Eskilerin Masallarından İbaret“ Derler;
    Kur’an’la Alay Ederler ve O’nu Yalanlarlar: 6/En’âm, 25; 10/Yûnus, 42-43; 17/
    İsrâ, 47-48; 21/Enbiyâ, 5; 25/Furkan, 4-6; 34/Sebe’, 43; 37/Saffât, 167-170; 38/
    Sa’d, 7; 43/Zuhruf, 30-31; 46/Ahkaf, 7, 11; 50/Kaf, 5; 52/Tûr, 33; 53, Necm, 59-
    61; 68/Kalem, 15; 74/Müddessir, 11-26; 83/Mutaffifîn, 13.
    o- Müşrikler, Meleklere Cinsiyet Yakıştırırlar: 43/Zuhruf, 19; 53/Necm, 27-28.
    p- Müşriklerin Akıllarına Hitap Ederek İman Etmelerini İsteyen Âyet-i Kerimeler:
    30/Rûm, 8-9; 36/Yâsin, 66-73; 40/Mü’min, 13; 50/Kaf, 6-7; 52/Tûr, 35-43;
    53/Necm, 62; 67/Mülk, 19-24, 28, 30; 80/Abese, 17-32; 82/İnfitâr, 6-9; 88/Ğâşiye,
    17-21; 106/Kureyş, 1-4.
    q- Mekke Müşriklerinin İslâm’a ve Peygamberimiz’e Karşı Yürüttükleri Haksız
    Mücadele: 2/Bakara, 118, 139; 170; 3/Âl-i İmrân, 7, 10, 135, 165; 8/Enfâl,30,
    47; 9/Tevbe, 13, 32; 10/Yûnus, 2, 15-16; 38-39, 49, 51, 53, 57, 59, 104, 108; 11/
    Hûd, 7-8, 12, 14; 13/Ra’d, 5-7, 16, 27, 30-31, 43; 14/İbrâhim, 28, 46; 15/Hıcr, 3,
    85, 90-91; 16/Nahl, 1, 44-45, 83, 101-102, 125; 17/İsrâ, 46, 50-51; 56-57, 73, 76,
    90, 93; 18/Kehf, 55, 58; 19/Meryem, 77, 80-82; 20/Tâhâ, 133-135; 21/Enbiyâ, 34,
    36, 41, 46, 109, 111; 22/Hacc, 15, 19, 25, 47, 49, 68-69; 23/Mü’minûn, 56, 63-96,
    109-110; 25/Furkan, 3-9, 21-22, 27, 29, 32, 40, 44, 52; 26/Şuarâ, 4-8 192 197,
    208, 212, 214; 28/Kasas, 46-51, 57; 29/Ankebût, 12-13, 50-51, 53-54, 61, 63, 67;
    30/Rûm, 6, 10, 28, 33, 43-46, 50-54; 35/Fâtır, 4, 5, 37, 42-43; 36/Yâsin, 6, 11, 69-
    70, 74-76; 37/Saffât, 11, 13, 34, 36, 38, 40, 50, 61, 149, 158, 167, 170, 176, 179;
    38/Sa’d, 8-11, 15-16; 39/Zümer, 36, 38-40, 64; 40/Mü’min, 6, 10, 12, 56, 69, 77;
    41/Fussılet, 5, 13-f4, 26, 29, 33, 38, 40, 53, 54; 42/Şûrâ, 13, 15, 24, 47, 54; 43/
    Zuhruf, 24-25, 29-31, 79-80; 44/Duhân, 10, 16, 34, 37; 46/Ahkaf, 9; 47/Muhammed,
    1-3, 8, 10, 14, 32; 48/Fetih, 25-26, 50/Kaf, 12, 14, 22, 36-37, 45; 51/Zâriyât,
    14, 53-54, 59-60; 52/Tûr, 15-16, 30, 47; 53/Necm, 19, 26, 33, 37, 59,61; 62/Cum’a,
    2; 67/Mülk, 9, 11, 13, 18, 25, 30; 68/Kalem, 42-43, 46-47, 51; 69/Hakka, 43-44,
    49-50; 73/Müzzemmil, 15; 74/Müddessir, 11, 49; 75/Kıyâme, 31; 76/İnsan, 27;
    77/Mürselât, 7, 16; 78/Nebe’, 1; 83/Mutaffifîn, 13, 16; 86/Târık, 17; 96/Alak, 19;
    ŞİRK
    - 103 -
    102/Tekâsür, 1-8; 106/Kureyş, 1-4; 107/Mâûn, 1-3; 108/Kevser, 1-3; 109/Kâfirûr,
    1-6; 111/Leheb, 1-5.
    A- Müşriklerin Bazı Özellikleri
    a- Müşrikler Nankördür: 6/En’âm, 63-64; 10/Yûnus, 12, 21-23; 16/Nahl, 53-
    55, 83; 21/Enbiyâ, 46; 29/Ankebût, 65-67; 30/Rûm, 33-35; 31/Lokman, 32; 37/
    Saffât, 11; 39/Zümer, 8; 43/Zuhruf, 9, 15, 87; 80/Abese, 17-23; 100/Âdiyât,
    1-11; 106/Kureyş, 1-4.
    b- Müşrikler, Kız Çocuklarını Öldürüyorlardı: 6/En’âm, 137, 140; 16/Nahl,
    57-59; 42/Şûrâ, 17; 81/Tekvîr, 8-9.
    c- Müşrikler, Helâlı Haram; Haramı Helâl Yaparlar: 6/En’âm, 136-140, 143-
    145, 148-151; 10/Yûnus, 15, 59-60; 16/Nahl, 35.
    d- Müşrikler, Kadınlara Değer Vermezler: 6/En’âm, 139; 16/Nahl, 58-59; 42/
    Şûrâ, 17; 43/Zuhruf, 17; 52/Tûr, 39; 53/Necm, 21-22.
    e- Müşrikler, Allah’a İftira Ederler: 6/En’âm, 138-139, 143-144,
    f- Müşrikler, Çocuklarına Putlarının Adını Verirler: 7/A’râf, 190-191.
    g- Müşrikler, Antlaşmalarını Bozarlar: 9/Tevbe, 1-4, 7-10, 12-13.
    h- Müşrikler Necistir: 9/Tevbe, 28.
    i- Müşriklerin Misali: 13/Ra’d, 14; 22/Hacc, 31; 25/Furkan, 44; 29/Ankebût,
    41-43.
    j- Müşrikler, Mü’minlerle Alay Ederler: 23/Mü’minûn, 109-111; 38/Sâd, 62-
    63; 67/Mülk, 25-29; 83/Mutaffifîn, 29-36.
    k- Müşrikler, Dünya Nimetleriyle Övünürler: 13/Ra’d, 26; 23/Mü’minûn, 54-
    56, 101; 43/Zuhruf, 32; 53/Necm, 29-30; 68/Kalem, 14, 16-41.
    l- Müşrikler, Fakirlere Vermekten Kaçarlar: 41/Fussılet, 7; 68/Kalem, 17-33,
    36-40; 107/Mâûn, 1-3.
    m- Müşrikler, Yetimlere Zulm Ederler: 107/Mâûn, 1-2.
    n- Mekke Müşrikleri, Kâbe’yi Çıplak Tavaf Ederlerdi: 8/Enfâl, 35.
    o- Mekke Müşrikleri, Kâbe’yi Tavaftan Men Ederlerdi: 8/Enfâl, 34-35.
    E- Müşriklerin Cezaları
    a- Müşrikler, Putlardan Fayda Görmeyecekler: 2/Bakara, 166; 6/En’âm, 22-
    24, 94; 7/A’râf, 37, 53, 194-198; 10/Yûnus, 28; 25/Furkan, 17-19; 26/Şuarâ, 96-
    103; 38/Sâd, 59-60; 45/Câsiye, 10.
    b- Müşrikler, Azabı Görünce Tekrar Dünyaya Dönmek İsteyecekler: 2/Bakara,
    167; 6/En’âm, 27-28; 7/A’râf, 53; 23/Mü’minûn, 99-100, 107-108; 26/Şuarâ,
    94-102; 32/Secde, 12; 35/Fâtır, 37; 39/Zümer, 56-59.
    c- Kıyâmet Günü Müşriklerin Durumu: 3/Âl-i İmrân, 151; 4/Nisâ, 120-121;
    6/En’âm, 22-24, 30; 9/Tevbe, 17; 10/Yûnus, 28-30; 11/Hûd, 20, 22; 12/Yûsuf,
    107; 13/Ra’d, 34; 15/Hıcr, 95-96; 16/Nahl, 86-87; 18/Kehf, 52-53; 23/Mü’minûn,
    99-108, 112-115; 25/Furkan, 11-14; 26/Şuarâ, 91-103; 28/Kasas, 62-67, 74; 29/
    Ankebût, 54-55; 30/Rûm, 12-13; 34/Sebe’, 31-33; 37/Saffât, 19-34, 38-39; 38/
    Sâd, 55-64; 39/Zümer, 15-16, 60; 40/Mü’min, 71-76, 84-85; 41/Fussılet, 6, 47;
    43/Zuhruf, 36-39; 50/Kaf, 22-30; 68/Kalem, 42-43; 70/Meâric, 42-44; 73/Müzzemmil,
    11-13; 98/Beyyine, 6.
    d- Müşriklerin Tevbesi: 9/Tevbe, 3, 11; 25/Furkan, 70; 28/Kasas, 67.
    e- Müşriklerin Yaptıkları İyilikler Boşa Gider: 9/Tevbe, 17; 39/Zümer, 65.
    f- Mekke Müşriklerinin Azapla Korkutulmaları: 16/Nahl, 45; 18/Kehf, 55,
    58; 19/Meryem, 77-82; 20/Tâhâ, 134-135; 21/Enbiyâ, 41, 46, 109, 111; 22/Hacc,
    19, 25, 49, 69; 40/Mü’min, 77; 41/Fussılet, 13; 43/Zuhruf, 41-42; 44/Duhân, 9-16,
    36, 59; 50/Kaf, 12-14, 36; 51/Zâriyât, 59-60; 52/Tûr, 31 42, 44-47; 54/Kamer, 4-5,
    43-48, 51; 67/Mülk, 16-18; 68/Kalem, 16-41. 44; 70/Meâric, 40-41; 72/Cin, 24;
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 104 -
    73/Müzzemmil, 11, 15-17; 77/Mürselât, 16-18; 85/Bürûc, 17-20; 86/Târık, 17;
    88/Ğâşiye, 23-24.
    g- Müşriklerin Malları ve Evlâtları, Kendilerine Fayda Vermez: 3/Âl-i İmrân,
    10, 91, 116; 5/Mâide, 36; 6/En’âm, 70; 7/A’râf, 48; 13/Ra’d, 18; 19/Meryem, 77-
    80; 45/Câsiye, 10; 58/Mücâdele, 17; 69/Hakka, 25-29; 92/Leyl, 8-11; 104/Hümeze,
    2-6; 111/Leheb, 1-3.
    h- Müşrikler, Azaptan Kurtulmak İçin Her Şeylerini Fedâ Etmek İsteyecekler:
    70/Meâric, 11-18.
    i- Müşriklere Verilen Mühlet (Süre): 18/Kehf, 58-59; 29/Ankebût, 53; 39/
    Zümer, 8; 68/Kalem, 44-45; 70/Meâric, 42-43; 73/Müzzemmil, 11.
    j- Müşriklerin Kâbe’ye Hizmet Hakları Yoktur: 9/Tevbe, 17-19, 28.
    F- Müşrik-Mü’min İlişkisi
    a- Müşriklerin Dostluğu Yoktur: 2/Bakara, 105; 5/Mâide, 82; 6/En’âm, 106;
    9/Tevbe, 7-8, 10, 12; 17/İsrâ, 73-75; 28/Kasas, 87; 60/Mümtehine, 1-2, 6-9.
    b- Müşrikler, Mü’minleri Ateşe Çağırırlar: 2/Bakara, 221; 17/isrâ, 73-75; 29/
    Ankebût, 12-13.
    c- Müşriklerden Yüz Çevirmek: 6/En’âm, 106, 150; 10/Yûnus, 41; 15/Hıcr, 94;
    28/Kasas, 87; 32/Secde, 30; 37/Saffât, 173-174, 178-180; 43/Zuhruf, 83, 89; 45/
    Câsiye, 18; 51/Zâriyât, 54; 53/Necm, 29; 54/Kamer, 6; 68/Kalem, 8; 73/Müzzemmil,
    10.
    d- Müşriklerden Korkulmaz: 9/Tevbe, 13-14; 10/Yûnus, 65; 15/Hıcr, 94; 22/
    Hacc, 38; 37/Saffât, 171-175.
    e- Müşrikler İçin İstiğfâr Edilmez: 9/Tevbe, 113-115.
    f- Müşrikle Mü’min Karşılaştırması: 47/Muhammed, 15; 67/Mülk, 22.
    g- Müşrikler, Mü’minlere Zarar Veremezler: 37/Saffât, 160-163; 52/Tûr, 42.
    h- Müşriklere Savaşta Yapılacak İşlem: 9/Tevbe, 5-6, 11-12.
    G- Putlar ve Küfrün Öncüleri
    a- Putlar, Kıyâmet Günü Kendilerine Uyanlardan Uzaklaşacaklardır: 2/Bakara,
    166; 6/En’âm, 22-24, 94; 7/A’râf, 37, 53; 10/Yûnus, 28-30; 11/Hûd, 21; 18/
    Kehf, 52; 19/Meryem, 81-82; 28/Kasas, 64, 75; 35/Fâtır, 14; 38/Sâd, 59-61; 41/
    Fussılet, 48; 46/Ahkaf, 6.
    b- Putlar, Hiç Kimseye Zarar ve Fayda Veremezler: 5/Mâide, 76; 6/En’âm, 40,
    41, 46, 71; 7/A’râf, 192-198; 10/Yûnus, 18, 106; 13/Ra’d, 14, 16; 17/İsrâ, 56-57;
    20/Tâhâ, 88-89; 22/Hacc, 11-13; 25/Furkan, 55; 34/Sebe’, 22; 36/Yâsin, 74-75;
    39/Zümer, 38.
    c- Putlar, Hiçbir Şey Yaramazlar: 7/A’râf, 191-192; 10/Yûnus, 34; 13/Ra’d, 33;
    16/Nahl, 20; 21/Enbiyâ, 21; 25/Furkan, 3; 27/Neml, 60-64; 30/Rûm, 40; 31/Lokman,
    11; 35/Fâtır, 40; 46/Ahkaf, 4.
    d- Putlar Şefaat Edemezler: 10/Yûnus, 3, 18; 30/Rûm, 12-13; 34/Sebe’, 23;
    39/Zümer, 43-44; 43/Zuhruf, 86; 53/Necm, 24.
    e- Putlar Cehennem Odunudurlar: 21/Enbiyâ, 98-100.
    f- Putlar Bâtıldır: 22/Hacc, 62; 28/Kasas, 74; 53/Necm, 23.
    g- Putların Misali: 22/Hacc, 73.
    h- Putlar Rızık Veremezler: 29/Ankebût, 17.
    i- Putlar Kendilerine Tapanlardan Habersizdirler: 46/Ahkaf, 5.
    j- Lât, Uzza, Menat Putları: 53/Necm, 19-20.
    k- Kendisine Tapılan Putların Rabbi de Allah’tır: 53/Necm, 49.
    l- Putların Kendilerine Bile Faydaları Dokunmaz: 7/A’râf, 197-198; 10/
    Yûnus, 35; 21/Enbiyâ, 43; 25/Furkan, 3.
    ŞİRK
    - 105 -
    m- Putlar, Yapılan Duâlara Cevap Veremezler: 13/Ra’d, 14; 27/Neml, 62; 34/
    Sebe’, 22; 35/Fâtır, 14.
    n- Put İle Allah’ın Misali: 13/Ra’d, 16, 33; 16/Nahl, 17, 75-76; 22/Hacc, 62; 27/
    Neml, 59-64; 40/Mü’min, 20.
    o- Putlar, Diri Değil Ölüdürler: 16/Nahl, 21.
    p- Putlar, Hiçbir Şeye Sahip Değildirler: 16/Nahl, 73; 35/Fâtır, 13; 53/Necm,
    19-20.
    H- Putlara Tapmak
    a- Putlara Tapmak Haramdır: 5/Mâide, 90; 17/İsrâ, 29, 39.
    b- Putlara Sövmekten Sakınmak: 6/En’âm, 108.
    c- Putlara Tapanlar Gerçekte Ona Tâbi Olmuyorlar: 10/Yûnus, 66; 28/Kasas,
    62-63; 39/Zümer, 3.
    d- Putlara Tapmaktan Sakınmak: 17/İsrâ, 22; 22/Hacc, 30; 25/Furkan, 68; 42/
    Şûrâ, 9.
    I- Putların ve Küfür Öncülerinin Cezaları
    a- Kıyâmet Günü Putların Durumu: 25/Furkan, 17-19; 28/Kasas, 62-64, 74;
    37/Saffât, 22-34.
    b- Putlar, Müşrikler Tarafından İnkâr Edilecektir: 30/Rûm, 13.
    Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
    1. Fi Zılâli’l-Kur’an, Seyyid Kutub, Hikmet Y. c. 1, s. 194-195
    2. Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, Azim Y. c. 1, s. 352-355
    3. Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Mahmut Toptaş, Cantaş Y. c. 1, s . 199-201
    4. Mefatihu’l-Gayb (Tefsir-i Kebir), Fahreddin Razi, Akçağ Y. c. 3, s. 236-238
    5. Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, Çağrı Y. c. 2, 422-426
    6. El-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’ân, İmam Kurtubî, Buruc Y. c. 2, s. 223-226
    7. El-Mîzân Fî Tefsîri’l-Kur’an, Tabatabaî, Kevser Y. c. 2, s. 323
    8. Şâmil İslâm Ansiklopedisi, Şâmil Y. c. 6, s. 47-49, c. 4, s. 396-398
    9. Kur’an’da İman Psikolojisi, Abdurrahman Kasapoğlu, Yalnızkurt Y. s.
    231-232
    10. Kelimeler Kavramlar, Yusuf Kerimoğlu, İnkılâb Y. s. 303-305
    11. Kur’an’da Temel Kavramlar, Ali Ünal, Kırkambar Y. s. 334-338
    12. İslâm’ın Temel Kavramları, Hüseyin K. Ece, Beyan Y. s. 635-641, 472-476
    13. İnançla İlgili Temel Kavramlar, Mehmet Soysaldı, Çağlayan Y. s. 64-83
    14. Kur’an Okumaları, Metin Karabaşoğlu, Karakalem Y. s. 137-141
    15. Kur’an’da Temel Kavramlar, Harun Yahya, Vural Y. s. 10-19
    16. Nurdan Kelimeler, Alâaddin Başar, Zafer Y. c.1, s. 31-34, 52-57c. 2, s.
    52-57
    17. İnanmak ve Yaşamak, Ercümend Özkan, Anlam Y. c. 3, s. 85-96
    18. Düzeltilmesi Gereken Kavramlar, Muhammed Kutub, Risale Y. s. 15-123
    19. Kurtulan Toplum, Muhammed bin Cemil Zeyno, Saff Y. s. 43-71
    20. Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, Toshıhıko İzutsu, Pınar Y. s. 179-183,
    238-244
    21. Kur’an-ı Kerim Allah’ı Nasıl Tanıtıyor, Veli Ulutürk, Nil A.Ş. Y. s. 262-266,
    309-310
    22. Kur’an’da Tevhid, Mehmet Kubat, Şafak Y. s. 115-146
    23. Kur’an’da Ülûhiyet, Suad Yıldırım, Kayıhan Y. 1-9; 281-385
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 106 -
    24. Kur’an’da insan ve Toplum, Ekrem Sağıroğlu, Pınar Y. s. 105-152
    25. Kur’an’ın Ana Konuları, M. Sait Şimşek, Beyan Y. s. 36-60
    26. İnanç ve Amelde Kur’anî Kavramlar, Muhammed el-Behiy, Yöneliş Y. s.
    80-86
    27. Kur’anî Terimler ve Kavramlar Sözlüğü, Mustansır Mir, İnkılab Y. s. 182-
    184
    28. Kur’ân-ı Kerim’de Tevhid ve Fazileti, Osman Öztürk, Yenda Y. s. 189-198
    29. Bu Böyledir, Kul Sâdi Yüksel, Yenda Y. s. 115-137; 58-89
    30. Selefin İzinde, Kul Sâdi Yüksel, Yenda Y. s. 21-36; 211-232
    31. Yeryüzünün Vârisleri, Kul Sâdi Yüksel, Yenda Y. s. 82-99
    32. Esenlik Yurdunun Çağrısı, Celâleddin Vatandaş, Pınar Y. s. 71-111
    33. Şirk, Abdullah Hanifi, Hanif Y.
    34. Şirk, Harun Yahya, Vural Y.
    35. Kur’an’da Şirk Kavramı, M. H. Surti, Akabe Y.
    36. İman ve Şirk, Adil Akkoyunlu, Hidâyet Y.
    37. Kur’an’da Şirk Kavramı, Hafız İsmail Surti, Akabe Y.
    38. Kur’an ve Hadislere Göreş Şirk ve Müşrik Toplum, Nadim Macit, Ribat
    BasımY.
    39. Kitabu’l-Asnâm (Putlar Kitabı), İbnü’l-Kelbî, Ank. Ü. İlâhiyat F. Y.
    40. Çağdaş İrtidat, Ebul Hasan Ali en-Nedvî, Akabe Y.
    41. İslâm Fıkhında Mürtede Ait Hükümler, Numan A. Semerrai, Sönmez
    Neşriyat
    42. Tevhid, Muhammed Kutub, Risale Y.
    43. Tevhid, Hasan el-Bennâ, Nizam Y.
    44. Tevhid, İsmail R. Faruki, insan Y.
    45. Tevhid, Abdullah bin Abdurrahman, Tevhid Y.
    46. Tevhid, 1,2, Muhammed bin Abdülvahhab, Tevhid Y.
    47. Tevhid, Abdülhalık Abdurrahman, Tevhid Y.
    48. Tevhid, Abdurrahman bin Hasan, Tevhid Y.
    49. Tevhid, Mehmed Zahid Kotku, Seha Neşriyat
    50. Tevhid Risalesi, Muhammed Abduh, Fecr Y.
    51. Tevhid Risalesi, Mehmet Sürmeli, Mavi Y.
    52. Tevhide Giriş, Muhammed Esad, Erkam Y.
    53. Tevhidî Görüş, Heyet, Sahra Y.
    54. Tevhidî İnanç, Abdurrahman bin Hasan, Gonca Y.
    55. Tevhidin Işığında İslâm’ın Anlaşılması, Ali Diko, Meki Y.
    56. Tevhid ve Şirk, Salih Gürdal, Beyan Y.
    57. Tevhid ve Mü’minin Seyir Çizgisi, Mustafa Şehri, Bir Y.
    58. Tevhid ve Değişim, Celaleddin Vatandaş, Pınar Y.
    59. Tevhid ve Ledün Risâlesi, İmam Gazâli, Furkan Basım Y.
    60. Tevhid Dâveti, Seyyid Kutup, Ravza Y.
    61. Tevhidin Hakikatı, Yusuf el-Kardavi, Saff/Özgün Y.
    62. Tevhidi Gerçekliğin Işığında, Atasoy Müftüoğlu, Nehir Y.
    63. Allah’ın Varlığı ve Tevhidin Hakikati, Yusuf el-Kardavi, İhtar Y.
    64. Kelime-i Tevhid Risalesi, M. Ali Karahasanoğlu, Yipar Y.
    65. Kelime-i Tevhid Kal’ası, Gazali, Özel Y.
    ŞİRK
    - 107 -
    66. Kur’an’da Tevhid, Hüseyin Beheşti, Objektif Y.
    67. Kur’an-ı Kerim’de Tevhid Esasları, Muhammed Salih Ali Mustafa, Ölçü Y.
    68. İşte Tevhid, 1,2, Ziyaüddin el-Kudsi, Hak Y.
    69. Kur’an’da Tevhid Eğitimi, Abdullah Özbek, Esra Y.
    70. İslâm Akaidinde Tevhid, Hasan el-Benna, Nizam Y.
    71. Gençlerle Tevhid Dersleri, Mehmet Göktaş, İstişare Y.
    72. 20. Y.Y.da Tevhid ve Şirk, Mehmed Alagaş, insan Dergisi Y.
    73. Kelime-i Tevhid Davası, Kul Sadi Yüksel, Yenda Y.
    74. Yeryüzünün Vârisleri, Kul Sadi Yüksel, Yenda Y.
    75. Hakikatü’t-Tevhid, B. Said Nursi, Sözler Y.
    76. Soruşturma 1, Tevhid Üzerine, Heyet, Sor Y.
    77. İslâm Düşüncesinde Tevhid, Mevlüt Özler, Nun Y.
    78. Dua ve Tevhid, İbn Teymiyye, Pınar Y.
    79. Sorularla Tevhid ve Akaid, Mehmed Alptekin, Saff Y.
    80. Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber, Mevdudi, Pınar Y.
    81. Kur’an ve Sünnete Göre Tevhid ve Akaid, Muhammed Karaca, Ribat Y.
    s. 40-50
    82. İman ve Tavır, M. Beşir Eryarsoy, Şafak Y.
    83. Mü’min-Kâfir, Necip Fâzıl Kısakürek, Büyük Doğu Y.
    84. İslâm Dünyasında İnanç Sorunları, Hasan el-Hudaybi, İnkılâb Y.
    85. İslâm İnancında Temel Kavramlar, Taner Cücü, Cumhur Y.
    86. Kur’an’da Allah ve insan, Toshıhıko İzutsu, Kevser Y.
    87. Biz Müslüman mıyız? Muhammed Kutub, Hilâl Y.
    88. Allah’a İman ve Altı Esası, Mahmut Toptaş, Cantaş Y.
    89. Akide, Şeriat ve Hayat Yolu Lâ İlâhe İllâllah, Muhammed Kutub, Ravza Y.
    90. İman Küfür Sınırı (Tekfir Meselesi), A. Saim Kılavuz, Marifet Y.
    91. Çocuklarımıza Allah’ı Nasıl Tanıtalım?, M. Emin Ay, Timaş Y.
    92. Kur’an’a Göre Dört Terim, Mevdudi, Beyan/Özgün Y.
    93. İslâm ve Dört Terim, Ali Karlıbayır, Dünya Y.
    94. İman, Mustafa İslâmoğlu, Denge Y.
    95. İtikad Üzerine, İhsan Eliaçık, Şafak Y.
    96. İslâm’da Allah İnancı, Said Havva, Petek Y.
    97. İslâm, Said Havvâ, Hilâl/Petek Y.
    98. Din Gerçeği ve İslâm, Mehmed Alagaş, insan Dergisi Y.
    99. İslâm’a İtirazlar ve Kur’an-ı Kerim’den Cevaplar, Süleyman Ateş, Kılıç Y.
    100. Mekke Rasûllerin Yolu, Ali Ünal, Pınar Y.
    101. İlk Mesajlar, M. Ali Baştaşı, Birlaşik Yayıncılık
    102. Şehâdet Bilinci, Hasan Eker, Denge Y.
    103. Kur’an’da Mü’minlerin Özellikleri, Beşir İslâmoğlu, Pınar Y. s. 23-35
    104. İslâmî Kimlik İlkeler ve Hareket, Toplu Çalışma, Ekin Y.
    105. Küfür Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, Mahmut Toptaş, Cantaş Y.
    106. İslâm’da İnanç Sistemi, Ferit Aydın, Kahraman Y.
    107. Epistemolojik Açıdan İman, Hanifi Özcan, İFAV Y.
    108. İman, Şartları ve Onu Bozan Şeyler, Seyfüddin el-Muvahhid, Hak Y.
    109. Kelimetü’l-İhlâs (Lâ İlâhe İllâllah), İbn Receb el-Hanbelî, Hak Y.
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 108 -
    110. Yalnız Allah veya Tevhid, M. Süleyman Temimi, Özel Y.
    111. Hz. Peygamber’in Hayatı ve Tevhid Mücadelesi, 1,2,3, Mevdudi, Pınar Y.
    112. Kur’an-ı Kerim’e Göre Peygamberler ve Tevhid Mücadelesi, Mehmed N.
    Solmaz
    113. Kur’an ve Sünnete Uygun İnanç, Muhammed b. Cemal, Tekin Y.
    114. İman, Abdülmecid Zindani, Risale Y.
    115. Lâ, 1-2, Mustafa Çelik, Ölçü/Yenda Y.
    116. İlâhlar Rejiminin Anatomisi, Mustafa Çelik, Ölçü Y.
    117. Câhiliyye Düzeninin Ruh Haritası, Mustafa Çelik, Ölçü Y.
    118. Resmî İdeolojinin Ücretli Köleleri, Mustafa Çelik, Misak Y.
    119. Devletsiz İslâm, Mehmet Göktaş, İstşare Y.
    120. Düşüncede Devrim, Mehmed Kürşat Atalar, Anlam Y.
    121. Elfâz-ı Küfür -Küfür Sözler-, Hüseyin Âşık, İlim Y.
    122. Mürtede Ait Hükümler, Samarrai, Sönmez Neşriyat
    123. Çağımızın Bâtıl İnançları, Yüksel Kanar, Beyan Y.
    124. Antik İnançlar, Modern Hurâfeler, Martin Lings, İşaret Y.
    125. Kur’an’’a Göre Müşrikler ve Putperestler, İslâmî Araştırmalar Dergisi,
    Temmuz, 1986
    126. Kur’an Okulu, Hanif Y. 7-8
    - 109 -
    ENDÂD EDİNMEK
    •
    Endâd ve Nidd Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
    •
    Kur’ân-ı Kerim’de Endâd Kavramı
    •
    Endâd Edinmenin İki Yansıması
    •
    Endâdı (Bir Şeyi) Allah’ı Sever Gibi Sevmek
    •
    Endâda Tâbi Olup Allah’a İtaat Eder Gibi İtaat Etmek
    •
    Endâdın Doğal İki Sonucu Şirk ve Putçuluk
    •
    Şirk
    •
    Put ve Putçuluk
    “O Rab ki, arzı/yeri sizin için bir döşek, semâyı/göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a endâd/ortaklar koşmayın.” 332
    Endâd ve Nidd Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
    “Endâd” kelimesi, “nidd”in çoğuludur. Nidd: Misil, denk, eş, benzer demektir. Açıkça tapınılsın veya tapınılmasın ilâh yerine konan, tanrı olarak benimsenen Allah’ın dışındaki şeylere denir. Birbiriyle çekişen, tartışan ortaklar için de bu kelime kullanılır.
    Kur’ân-ı Kerim’de Endâd Kavramı
    Kur’ân-ı Kerim’de hepsi çoğul olarak “endâd” şeklinde ve 6 âyette geçer. 333
    “O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size rızık/besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık, bunu bile bile Allah’a endâd/ortaklar koşmayın.” 334
    “İnsanlardan bazıları, Allah’tan başkasını Allah’a endâd/denk tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zâlimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.” 335
    “(İnsanları) Allah yolundan saptırmak için O’na endâd/ortaklar koştular.
    332 2/Bakara, 22
    333 Endâd Kelimesinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 6 Yerde): 2/Bakara, 22, 165; 14/İbrâhim, 30; 34/Sebe’, 33; 39/Zümer, 8; 41/Fussılet, 9.
    334 2/Bakara, 22
    335 2/Bakara, 165
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 110 -
    De ki: (İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.” 336
    “Müstaz’aflar/zayıf bırakılıp sömürülenler de müstekbirlere/büyüklük
    taslayanlara: Hayır! Gece gündüz (işiniz) tuzak kurmaktı. Çünkü siz daima
    Allah’ı inkâr etmemizi, O’na endâd/ ortaklar koşmamızı bize emrederdiniz,
    derler. Artık azâbı gördüklerinde, için için yanarlar...” 337
    “İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelerek O’na yalvarır.
    Sonra Allah kendisinden ona bir nimet verince, önceden yalvarmış olduğunu
    unutur. Allah’ın yolundan saptırmak için O’na endâd/eşler koşar.
    De ki: Küfrünle biraz eğlenedur; çünkü sen, muhakkak cehennem ehlindensin!”
    338
    “De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O’na endâd/
    ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.” 339
    Endâd kelimesinin âyette neler veya kimler hakkında kullanıldığı
    konusunda Fahreddin Razi, şu bilgileri verir: Âlimler, “endâd”
    (ortaklar, eşler) kelimesi ile ne murad edildiği hususunda değişik
    görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşler üç başlıkta incelenebilir:
    1- Endâd, müşriklerin kendilerini Allah’a yaklaştırsınlar diye
    ilâh edindikleri, fayda ve zararını umup bekledikleri, başları dara
    düştüğünde kendilerine yöneldikleri, adaklarda bulunup kurban
    kestikleri putlardır. Bu, çoğu müfessirin görüşüdür. Bu görüşe
    göre, putlar birbirlerinin endâdı, yani eşi ve ortağıdır; Allah’ın ortakları
    değil. Veya bunun mânâsı, “o müşriklerin bozuk zanlarınca
    bu putlar, Allah’ın birer eşi ve ortağı/endâdıdırlar.
    2- Onlar, müşriklerin kendilerine itaat edip, onlara itaat ettikleri
    zaman Allah’ın haramlarını helâl, helâllerini da haram saydıkları
    başkanlarıdır. Müşrikler, mü’minlerin Allah’a boyun eğmeyi
    kendilerine gerekli görüşü gibi, reislerine boyun eğip onlara son
    derece saygı duymayı kendilerine gerekli görüp onları Allah’ın
    endâdı edinirler. Bu görüş, Süddî’den rivâyet edilmiştir.
    3- Sûfilerin ve âriflerin görüşüdür: Allah’tan başka kalbini
    meşgul eden her şeyi, sen, kalbinde Allah’ın birer niddi (eşi, ortağı)
    kabul etmişsin demektir. Bu da Cenâb-ı Hakk’ın: “Hevâ ve
    hevesini, ilâhı edinen kimseyi gördün mü?”340 âyetinde murad ettiği
    mânâdır.341
    336 14/İbrahim, 30
    337 34/Sebe’, 33
    338 39/Zümer, 8
    339 41/Fussılet, 9
    340 45/Câsiye, 23
    341 Fahreddin Râzi, Tefsir-i Kebir, Akçağ Y., c. 4, s. 180-181
    ENDÂD EDİNMEK
    - 111 -
    2/Bakara sûresi 22. âyette geçen “ca’l” (uydurma) tâbiri, gösteriyor
    ki, Allah’a hangi şeyden olursa olsun, misil (denk) tasavvur
    olunursa uydurma olur; bâtıl olur. Bunu bile bile yaparsanız, korunanlardan
    olamazsınız, inatçı kâfirlerden olursunuz. Allah’ın sizi
    ve sizden önceki insanları yaratan tek yaratıcı olduğunu, Dünya
    döşeğini, Gök tavanını sizin için meydana getirdiğini, yukarıdan
    yani bulutlardan su indirip de bu sebeple size türlü türlü meyvelerden,
    ürünlerden rızık çıkardığını bilmektesiniz. Bakınız Rabbiniz
    nasıl merhametli ve kudretlidir. Siz bu saydıklarımızı hep
    bilirsiniz. O halde siz, bunları ve Yaratıcı’dan başka ilâh olamayacağını
    bilip dururken, Allah’a, bir olan o hak ma’bûda nidd/denk
    aramaya, benzerler uydurmaya, ortaklar koşmaya ve Firavun’un
    yaptığı gibi yerde-gökte kulelerden dürbünlerle Allah aramaya
    kalkmayın da, bu emri veren ve bütün bunları yapan, ihsan eden
    ve ortağı, benzeri bulunmayan yaratıcınız, Rabbiniz, Rahman ve
    Rahim bir Allah’a tevhid ile ibâdet ve kulluk edin. 342
    “Ey insanlar, sizi de, sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibâdet/
    kulluk edin. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah’ın azabından kendinizi
    kurtarmış) olursunuz. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi)
    bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size rızık/besin olsun
    diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık, bunu bile bile Allah’a endâd/
    şirk koşmayın.”343 Bu âyetin muhtevâsı şudur: Allah, yeryüzünün
    sahibi, mâliki ve rızık verici yaratıcısıdır. Bunun için yalnız O’na
    ibâdet edilmesi ve hiçbir şeyin kendisine ortak koşulmaması gerekir.
    Bu sebeple Allah Teâlâ, “bile bile Allah’a endâd/şirk koşmayın.”
    buyurmaktadır. Buhari ve Müslim’de İbn Mes’ud’un naklettiği hadiste
    denilir ki: “Ben, ‘Ey Allah’ın Rasûlü, günahların en büyüğü
    hangisidir?’ diye sorduğumda, buyurdu ki: “En tec’ale lillâhi nidden
    ve hüve halekake (Allah, seni yaratmış olduğu halde kendisine nidd/şirk
    koşmandır).” Muaz’ın rivâyet ettiği hadis de buna benzer. Onun
    naklettiği hadiste Rasûlüllah (s.a.s.) buyurur ki: “Bilir misin, Allah’ın
    kulları üzerindeki hakkı nedir? Ona ibâdet edip hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır.”
    İbn Mâce’nin rivâyet ettiği bir başka hadiste ise şöyle
    buyrulur: “Sizden hiç biriniz Allah isterse ve falan da isterse demesin.
    ‘İnşâallah’, yani ‘ Allah isterse’ desin.” Bütün bunlar, Allah Teâlâ’nın
    zâtındaki tevhidi korumak ve muhâfaza etmek içindir. 344
    Aslında âlemde varlığı, kudreti, yaratıcılığı, ilmi ve hikmeti bakımından
    Allah’a nidd/ denk olabilecek bir şeriki/ortağı Allah’a
    ispata çalışan hiç kimse yoktur. Fakat, Allah’tan başka ma’bûd
    342 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c.1, s. 234
    343 2/Bakara, 21-22
    344 İbn Kesir, Tefsir, c. 2, s. 209
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 112 -
    edinmeye gelince, bunu yapan pek çok grup vardır.345 İşte bu kulluk
    da bile bile Allah’a endâd / denk olabilecek ortaklar koşmak
    demektir.
    “Allah, hiçbir şey benzemez. O işitici ve görücüdür.”346 âyeti, mutlak
    tenzihi ifade etmektedir. Nidd, nazir, şebih, küfüv, misl kelimeleri
    hemen hemen aynı anlama gelir. Nidd: eş anlamına gelir. “Allah’a
    meseller vermeğe (birtakım benzerler ortaya çıkararak Allah’ı onlara benzetmeğe
    ve O’nu koştuğunuz ortaklarla kıyaslamaya) kalkmayın! Çünkü
    Allah bilir, siz bilmezsiniz.” 347 Yani mutlak bilgisi olmayan ilâh
    olamaz. O halde Allah’ın zatında, fiillerinde ve sıfatlarında misli
    yoktur.
    “İnsanlardan kimi, Allah’tan başka eşler tutar; Allah’ı sever gibi onları
    severler.”348 Allah’tan başka şeylere de Allah’ın sıfatları gibi sıfatlar
    verirler. Veya Allah’ı sever gibi başka şeyleri severler. Allah’ın verdiği
    nimetleri de sebeplerden bilirler. Oysa insanı yaratan, yağmuru
    gönderen ve rızkı veren yalnız Allah’tır. Fiillerinde yaratılana
    benzemeyen, zatında ve sıfatlarında da benzemez. 349
    Mevdûdi, endâd (eş ve ortak tutma) konusunda şunları söyler:
    “O’na endâd/ortak koşarlar...” Onlar, Allah’ın belirli nitelik ve güçlerini
    başkalarına atfetmişlerdir ve bu yüzden O’nun haklarını başka
    ilâhlara verirler. Örneğin, tüm tabiat güçleri üzerinde kontrolün
    sadece Allah’ın elinde olmasına, yaratıklarının ihtiyaçlarını karşılama,
    onların dua ve isteklerini duyma gücüne sadece Allah’ın sahip
    olmasına, gizli ve açığı sadece O’nun bilmesine rağmen, yine
    de başkalarını yardıma çağırırlar; Allah’ın sıfat ve güçlerini başkalarına
    atfederler ve böylece O’na ortak koşmuş olurlar.
    Kullarının O’nu tek Hâkim, tek otorite olarak kabul etmeleri,
    O’nun önünde secde etmeleri, gizli ve açıkça yalnız O’ndan korkmaları,
    Allah’ın kayıtsız-şartsız hakkıdır. Fakat kullar bu hakların
    bir kısmını veya hepsini başkalarına verirlerse o zaman O’na ortak
    koşmuş olurlar. Neyin haram, neyin helal, neyin pis, neyin temiz
    olduğunu belirleme hakkı da Allah’a mahsustur. Kullarının hak
    ve görevlerini belirleme, onlara belli yasaklar koyma otoritesi de
    O’nundur. Bu nedenle, bu haklardan bir kısmını kendisine ait kabul
    eden kimseler, şirk koşmuşlardır. Hâkim olarak tanınmak, sadece
    O’na lâyıktır. Kulları olarak insanlar, O’nun emirlerini nihâî
    345 Fahreddin Râzi, Tefsir-i Kebir c. 2 s. 133
    346 42/Şûrâ, 11
    347 16/Nahl, 74
    348 2/Bakara, 165
    349 Mehmet Soysaldı, Kur’an Semantiği Açısından İnançla İlgili Temel Kavramlar,
    Çağlayan Y., s. 80-81
    ENDÂD EDİNMEK
    - 113 -
    otorite olarak kabul etmeli ve doğru yola ulaşmak için O’na yönelmelidirler.
    O halde bu hakları Allah’tan başkasına veren kişi,
    şirk/ortak koşmuş demektir. Aynı şekilde bu nitelik ve haklardan
    herhangi birine sahip olduğunu iddia eden ve başkalarının, bu
    özelliklerin kendilerinde bulunduğuna inanmalarını isteyen kişi
    ve kurumlar, resmen ilâhlık iddiasında bulunsalar da, bulunmasalar
    da kendilerini Allah’a ortak koşmuş olurlar. 350
    Tevhid akidesinin berraklığını ve sadeliğini korumak için
    Kur’ân-ı Kerim’in şiddetle yasakladığı Allah’a endâd/eş koşma
    keyfiyeti, her zaman müşriklerin yapa geldiği gibi birtakım şeyleri
    ilâh ittihaz edip Allah’la birlikte onlara da ibâdet şeklinde olmaz.
    Bunun, çeşitli şekilleriyle bir de gizli olanı vardır. Mesela, ümitlerini
    herhangi bir şekilde Allah’tan başkasına bağlamak; Allah’tan
    başkasından korkmak; her ne suretle olursa olsun vâki olan zarar
    ve faydanın Allah’tan başkasından geldiğine inanmak şirkin
    bir çeşididir. Yani gizlice Allah’a şirk koşmak demektir. İbn Abbas
    (r.a.) bir rivâyetinde şöyle demektedir: Âyette geçen “endâd”
    öyle bir gizli şirk çeşididir ki bu gizlilik, gecenin karanlığında
    kaypak-siyah taş üzerinde yürüyen karıncanın ayak seslerinden
    daha gizlidir. Bir kimsenin “Ey falan, Allah hakkı için, hayatımı
    sana borçluyum” gibi tâbirler kullanması; “eğer şu köpek olmasaydı
    dün bize hırsız gelmişti” , “Ördek (veya kaz) evde olmasaydı
    hırsızlar gelirdi.” şeklinde konuşması; arkadaşına: “Allah ve sen
    isterseniz bu iş olur”, “Allah’la falan adam olmasaydı işimiz olmayacaktı”
    gibi sözler söylemesi hep bu endâdın yani gizli şirkin
    bir çeşididir. Diğer bir hadis-i şerifte, bir adamın Peygamberimiz
    (s.a.s.)’e “Allah ve sen isterseniz” dediği ve bu söze karşılık Rasûl-i
    Ekrem’in: “E cealtenî lillâhi niddâ (Beni Allah’a nidd/eş mi koşuyorsun?”
    buyurduğu rivâyet edilir. 351
    Kur’ân-ı Kerim’e ilk muhâtap olanların gününde Allah’a endâd
    ve emsal edilen şeyler; ağaçlar, taşlar, yıldızlar, melekler veya şeytanlardan
    ibaretti. Allah’a eş koşulan bu varlıklar, câhiliyyenin her
    devresinde eşya, şahıs, işaret ve değerler halinde ifade edilmiştir.
    Bunlar, Allah’ın adıyla yan yana zikredildiği ve kalplerdeki Allah
    sevgisine ortak edildiği takdirde bu hal, gizli veya açık bir şirktir.
    Ya kalplerden Allah sevgisini silip de, yerine O’na endâd ve emsâl
    edinilenlerin sevgileri yerleştirilirse?!
    350 Mevdûdi, Tefhimu’l-Kur’an, c. 1, s. 135
    351 Seyyid Kutub, Fi Zılali’l-Kur’an, c. 1, s. 96. Karşılaştırın: İbn Kesir, c. 2, s.
    210
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 114 -
    Endâd Edinmenin İki Yansıması
    a- Endâdı (Bir Şeyi) Allah’ı Sever Gibi Sevmek
    “İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’tan başkasını O’na endâd edinir;
    Allah’ı sever gibi onları severler. İman edenlerde ise, Allah sevgisi daha
    fazladır.”352 Şüphesiz ki mü’minler, Allah’ı sevdikleri kadar hiçbir
    şeyi sevmezler. Ne kendilerini, ne de başkalarını. Ne şahısları, ne
    değerleri, ne alametleri, ne de insanları peşine takan şu dünya
    kıymetlerinden birisini. Allah sevgisi, en büyük sevgidir. Her türlü
    kayıt ve ölçülerin üstünde, mutlak bir sevgi. Başkalarına karşı
    besledikleri bütün sevgilerin üstünde Allah sevgisi. Âyetteki sevgi
    tâbiri; doğru ve yerinde bir ifade olduğu kadar da güzel bir
    tâbirdir. Hakiki mü’minle Allah arasındaki bağlılık, sevgi bağlılığıdır.
    Kalpten bağlanmak. Bu bağ; ruhta meydana gelen bir cezbeyle,
    dostluk ve yakınlık bağıdır. Sevimli ve parlak muhabbet duygusuyla
    sıkıca bağlanmış vicdan bağı... 353
    Âyette geçen “Endâd edindiklerini Allah’ı sever gibi severler” ifadesinin
    anlamı, “onlara itaat ve saygı duyma hususunda” demektir.
    Mü’minin Allah’ı sevmesi konusunda başka âyetlerde de açıklık
    vardır. “Allah onları, onlar da Allah’ı severler.”354 âyetinde olduğu gibi.
    Yine bir bedevî, Hz. Peygamber’e gelerek, “Ey Allah’ın Rasûlü, kıyamet
    ne zaman?” diye sordu. Bunun üzerine Rasûlüllah, “Onun
    için ne hazırladın?” dedi. Bedevî de: “Çok namazım ve orucum yok;
    ne var ki ben, Allah’ı ve Rasûlünü seviyorum” dedi. Bunun üzerine
    de Peygamberimiz (s.a.s.): “El-mer’ü mea men ehabbe (Kişi sevdiği
    ile beraberdir.)”355 buyurdular. Bunu müteakiben Enes (r.a.) şöyle
    dedi: “İslâm’dan sonra, müslümanların bu hadisle sevindikleri kadar,
    başka herhangi bir şeyle sevindiklerini görmedim.” 356
    Yaratılana değil, yaratana kulluk ve ibâdet etmek zorundayız.
    O’nun emir ve yasaklarına uygun hareket etmeli; O’nun emir
    ve yasaklarına ters düşen bütün emir ve yasakları reddetmeliyiz.
    Hürriyetimizi korumalı, özgür olmalıyız. Bizim gibi yaratılanların
    emir ve yasaklarını Allah’ın emir ve yasaklarına tercih ederek insandan
    ilâh türetemeyiz. Biliyoruz ki, bu üretilen ilâhlar yok olacak,
    ölecektir. Ölenden ilâh olmaz.
    Hâlbuki müşrikler, ilâhlarını severler. Allah’tan başka filan
    adamı ilâh ediniyorlar. Onu seviyorlar. Ne gibi? Allah’ı sevdiği gibi.
    352 2/Bakara, 165
    353 Seyyid Kutub, Fi Zılali’l-Kur’an, c. 1, s. 319-320
    354 5/Mâide, 54
    355 Buhâri, Edeb 96, Ahkâm 10; Müslim, Birr 165
    356 Fahreddin Râzi, Tefsir-i Kebir, c. 4, s. 183
    ENDÂD EDİNMEK
    - 115 -
    Yani bu kimseler Allah’a da iman ediyorlar. Allah’a inandıkları gibi
    Allah’ı seviyorlar da. Ama filanı da sevsek olmaz mı diyorlar. Allah
    ile Allah’ın kanunlarına zıt kanun koyan kişiyi ilâhlaştırıyor, ikisini
    beraber seviyorlar. Mü’minlere gelince, mü’minlerin ise Allah’a
    olan sevgileri daha şiddetlidir. Onların putlarını sevdiklerinden
    daha fazla severler müslümanlar Allah’ı.
    Bu âyetin yaptığı kıyas/karşılaştırma ile düşündüğümüzde,
    günümüzde iman konusunda ne kadar geçerli not alabileceğimizin
    muhasebesini yapmalıyız. “Şu kâfir grubun veya şu bâtıl
    dâvâ adamının gayret ve mücadelesini müslümanlar da yapsa...”
    diyoruz. Adam, kendisi gibi bir insanın koymuş olduğu kuralların
    insanlar üzerinde hâkim olması için malını veriyor, canını veriyor.
    Müslüman da diyor ki: “Bizim de imanımız ve gayretimiz, şu
    imansızınki kadar olsaydı.” Bu âyette Rabbimiz öyle demiyor. Sizin
    Allah’a olan sevginiz, onların putlarına olan sevgisinden daha
    şiddetlidir diyor. Eğer şiddetli değilse, imanımızdan şüphe etmemiz
    veya zayıf olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
    Allah sevgisinden sonra Peygamber Efendimiz’i sevmemiz gerekiyor.
    Bir hadis-i şerifte öyle buyruluyor: “Bir kişi, beni anne ve
    babasından daha fazla sevmedikçe iman etmiş olmaz.” 357 Rasûlüllah’ı
    Rabbimiz’den sonra sevmek zorundayız. Kul olduğunu hiç unutmadan
    sevmeliyiz. Sevmek adına -hâşâ- Hıristiyanların Hz. İsa’yı
    sevdiği gibi de olmayacaktır sevgimiz.
    Kâfirlerin kendi liderleri, kendi yöneticileri, kendi kanun koyucuları
    yolunda verdikleri mücadeleye denk mücadele vermeyeceğiz.
    Bu âyete göre358 onların verdiği mücadeleden daha üstün
    bir mücadele verirsek, ancak müslüman olduğumuzu ispatlayabiliriz.
    359
    Allah’ın itaat edilmesini yasakladığı kimselere veya Allah’ın
    hükümlerine düşman olan kimselerin veya düzenlerin emir, yasak
    ve arzularına itaat etmek, Allah’a isyan olduğu gibi; aynı zamanda
    Allah’a karşı endâd tutmaktır. Şüphe yok ki, böyle yapmak,
    gerek Allah’ı inkâr ederek olsun ve gerekse olmasın, ilâhlık manasında
    onları Allah’a endâd/ortak yapmaktır. Bunların bir kısmı,
    bu şirki açıktan yaparlar. Firavunlara, Nemrutlara yapıldığı gibi
    onlara açıktan açığa ilâh, ma’bud adını vermekten çekinmezler.
    Onlara “rabbimiz, tanrımız” derler. Diğer bir kısmı da, açığa vurmadan
    aynı muameleyi yaparlar. Onları, Allah’ı sever gibi severler,
    357 Buhâri, İman 8; Müslim, İman 69
    358 2/Bakara, 165
    359 Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Y., c. 1, s. 324 vd.
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 116 -
    onları nimet sahibi olarak tanırlar. Onların sevgisini, hareketlerinin
    başı kabul ederler. Allah’a yapılacak şeyleri onlara yaparlar.
    Allah rızasını düşünmeden onların rızalarını elde etmeye çalışırlar.
    Allah’a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler.
    Bu âyet360 gösteriyor ki, ilâhlık mânâsında son derece sevgi, bir
    esastır. Ve ma’bud, en yüksek seviyede sevilen şeydir. Böyle son
    derece sevilen şeyler, ne olursa olsun, ma’bud ve endâd edinilmiş
    olur. Sevginin sonucu ise itaattir. Bunun için, ma’buda son derece
    itaat edilir. Her insanın tuttuğu yolda hareket başlangıcı, onun
    ma’bududur. İnsanlar tarafından böyle sevgiyle ma’bud mertebesi
    verilerek Allah’a endâd/denk tutulan şeyler, o kadar çeşitlidir ki,
    bir taştan, bir maden parçasından, bir ottan, bir ağaçtan tutun da
    gök cisimlerine, ruhlara, meleklere kadar çıkar. Bununla beraber
    “onları severler” ifadesindeki akıl sahiplerine ait olan “hüm (onlar)”
    zamiri, bunların özellikle akıllılar kısmını açıkça ifade etmektedir.
    Bunun içindir ki, tefsirciler, “denk, benzer” mânâlarına gelen
    “endâd”ı “Allah’a isyanda itaat ettikleri liderleri, başkanları
    ve büyükleri” diye açıklamışlardır. Bu zamir, tağlib yoluyla putları
    da kapsamına alması takdirinde bile bu anlam açıktır.
    Gerçekten servet, büyüklük, kuvvet, makam, itibar, güzellik
    gibi herhangi bir ümide sebep sayılan dilberler, kahramanlar, hükümdarlar,
    liderler gibi insanları, Allah’ı sever gibi seven ve onlar
    uğrunda her şeyi göze alan nice kimseler vardır ki bu, endâd ve
    şirk konusunun putperestlik esasını, insanlığın en büyük yarasını
    teşkil eder. Edebiyatta, romanda, şiir ve şarkılarda bu tür şirk o
    kadar ileri gitmiştir ki sevgililer ilâh seviyesine çıkartılmıştır. En
    ufak bir işi övmek için, yaratma kudreti yakıştırılmış, sanatçılar,
    futbolcular açıkça veya üstü kapalı şekilde tanrılaştırılmıştır. Yeryüzündeki
    insanlık kavgaları, bütün bu çeşitli ve birbirine zıt olan
    endâdın mücadelesi yüzündendir. Bilimlerin, fenlerin, sanatların
    gelişmesi buna çare bulamaz; bilakis hepsi, bu şirk ocağını yakmak
    için gaz ve benzin yerine bu kavramları/endâdı kullanır. İslâm
    dışı düzenler de şirk ve endâd için çok rahat ortam oluştururlar
    ve beslerler. Bunlar, biz de müslümanız deseler bile, gerçekte ne
    Allah tanır, ne peygamber. Her birinin gönlünde zaman zaman
    bir veya birkaç mahlûk yer tutmuştur. Onları Allah’ı sever gibi
    severler, onlara ma’bud muâmelesi yaparlar. Onlara itaat etmek
    için Allah’a isyan ederler. “Onları, Allah’ı sever gibi severler.” ifadesi,
    bütün bunları tasvir etmektedir. Buna velileri ve peygamberleri
    ma’bud derecesine çıkaranlar da dâhildir.
    360 2/Bakara, 165
    ENDÂD EDİNMEK
    - 117 -
    Bunun için Allah’ın velileri, peygamberleri ve melekleri gibi
    sevgili kullarını severken âyet-i kerimenin kapsamını iyi düşünmeli;
    sevgilerini, Allah sevgisi derecesine vardırmaktan kaçınmalıdır.
    Çünkü Allah için sevmekle, Allah’ı sever gibi sevmek arasındaki
    farkı bilmek gerekir. Allah’ı sevenler, Allah yolundaki O’nun sevgili
    kullarını da severler. Fakat Allah’ı sever gibi değil, Allah için
    severler ve bu sevgi ile Allah yolunda onlara uyarlar. “(Ey Muhammed!)
    De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki, Allah da sizi
    sevsin.”361 Buna göre, Allah’ın sevdiği kullarını sevmek ve onlara
    uymak, günah ve şirk değildir. Tersine Allah sevgisine delil olur.
    Fakat bu sevgi, hiçbir zaman Allah sevgisi gibi olmamalıdır. Velileri,
    peygamberleri veya onların ruhlarını ya da melekleri, bir ilâhlık
    payı vererek sevmek, onları severken Allah’ı ve Allah’ın emirlerini
    unutmak, onlar adına kurban kesmek, âyin yapmak, onlardan
    direkt duâ şeklinde bir şeyler istemek, onlardan medet ve
    imdat beklemek... “Onları, Allah’ı sever gibi severler.” ifadesinin tam
    anlamıyla şirk ve küfürdür. Ayrıca böyle yapmak onlardan uzaklaşmaktır.
    Çünkü onlar, ancak Allah’ı sevmişlerdir. Ölü veya diri,
    cansız veya canlı putlara bağlanıp, hurafelere boğulan, uydurma
    masalları ve efsaneleri din edinen, mezarlara ve ölülere tapınan
    insanların sayısı gittikçe artmaktadır; câhiliyye sistemi yürürlükte
    olduğu müddetçe de artacaktır. Bir de vahdet-i vücud adı altında
    gizlenen bir ateist felsefe vardır ki, din ve ahlak adına ilmî ve
    hikemî şekilde en büyük zarar, bundan gelmiştir.
    Kısaca, başkanlarını ve büyüklerini, Allah’ı sever gibi sevenler
    ve onların, Allah’ın emrine uymayan emirlerine itaat ederek
    Allah’a isyan edenler, bunları Allah’a eş ve ortak edinmiş olurlar
    ki, bütün putperestliğin esası ve endâd konusu, bu tarz muhabbet
    beslemektedir. Bunlar, itaat ettikleri kimseleri Allah için değil;
    Allah gibi severler. “İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise çok
    daha fazladır.” Mü’min olanların Allah’a sevgisi, Allah için sevmesi,
    her şeyden çok ve o müşriklerin tapındıkları endâda, eş ve benzerlere,
    hatta varsa Allah’a sevgilerinden daha çok ve daha kuvvetlidir.
    Çünkü mü’minler, ancak Allah’a yalvarırlar. Müşrikler ise
    pek sıkıştıkları ve muhtaç oldukları zaman Allah’ı hatırlarlar, ihtiyaçları
    kalmayınca da edindikleri eşlere uyarlar. Bundan dolayı,
    mü’minin gerek rahatlık zamanında ve gerekse sıkıntı anında, gerek
    darlıkta ve gerekse genişlikte Allah’a olan sevgisi devamlıdır.
    Kâfir ve müşrik ise bazen rabbinden yüz çevirir, tutar bir puta
    tapar, sonra ondan daha güzel bir şey gördüğü zaman onu bırakır,
    buna tapar. Sonra ondan daha güzel bir şey gördükleri zaman
    361 3/Âl-i İmran, 31
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 118 -
    onu da bırakır, başkasına tapar. Hatta Bahile kabilesinin yaptığı
    gibi acıktıkları zaman ma’budlarını yedikleri olur. (Sözgelimi, özgürlüğe,
    demokrasiye taparcasına sarılanların menfaatleri veya
    İslâm düşmanlıkları gereği bu putlarını yedikleri çok görülmüştür.)
    Bu şekilde sevgi besledikleri şeyi ve ma’budlarını değiştirir
    giderler. Bunun için onların, mü’minler gibi devamlı bir sevgileri
    olmaz. Mü’minler, tek Allah’a inandıkları için bütün sevgileri, bizzat
    Allah’ta toplanır. Allah’ın yarattıklarına olan sevgileri de bu
    başlangıç noktasından dağılır. Yani sevdiklerini ancak Allah için,
    Allah rızâsı için severler. Müşrikler ve kâfirler ise bir ma’budun
    veya bir putun karşılığında diğer ma’budları ve putları da doğrudan
    doğruya sevdikleri ve bütün sevgilerini Allah sevgisiyle, Allah
    rızasıyla ölçmedikleri için sevgileri dağınık ve parçalanmıştır. Şüphe
    yok ki dağınık ve değişen sevgiler, toplu ve sabit sevgiye göre
    bir hiç demektir.
    Bunun için mü’min bir halk topluluğuna sahip olan ve sırf Allah
    için sevilen başkanlar, kendilerine uyulan insanlar, ne kadar
    mutludurlar. Şüphe yok ki bu bahtiyarlığa kavuşmak da hakkıyla
    tek Allah’a inanan bir mü’min olmaya, her şeyden, hatta kendinden
    önce Allah’ı sevip, Allah’ın kullarına da Allah için muamele
    etmeye ve Allah için sevgi dağıtmaya bağlıdır. Başka türlü aşırı gidenler
    veya ihmal edenler, zulümden kurtulamazlar. Allah’a karşı
    başkalarını endâd, yani eş ve ortak tutmak, onları Allah’ı sever
    gibi sevmek ve Allah’a karşılık onları bizzat kendilerine uyulacak
    varlıklar edinerek emirlerine itaat etmek, özellikle Allah’ın hakkı
    olan ilâhlık sıfatına ve ma’budluğuna başkalarını da ortak etmek,
    en büyük zulümdür. “Şüphe yok ki şirk, büyük bir zulümdür.”362 Bunu
    yapanlar son derece zâlimdirler. Çünkü göklerin ve yerin yaratıcısı,
    kâinat saltanatının mutlak hâkimi olan Allah Teâlâ’nın hakkına
    tecavüz etmek cür’etinde bulunanlar, hangi zulümden sakınırlar?
    Allah’ın kullarına, âciz yaratıklarına ne yapmak istemezler? 363
    Bu âyet,364 açıkça gösteriyor ki, ulûhiyetin en önemli özelliklerinden
    biri, muhabbettir, sevilmektir. Bundan dolayıdır ki,
    Kur’an ve İslâm ıstılahında/terminolojisinde insan, daha çok “kul”
    vasfıyla anılır. Kulluk, kendisine kul olunan varlığa karşı beslenen,
    en ileri sevgi derecesini ifade eder. “Abd” kelimesinin bu
    anlamı, câhiliyye devri Araplarında da mevcut idi. Dünyevî mertebeler
    içinde risâlet en üstün mertebe olduğu halde, Rasûl, kulluğu
    ile övünürdü. Şehâdet kelimesinde de biz O’nun önce kul
    362 31/Lokman, 13
    363 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 1, s. 472 vd.
    364 2/Bakara, 165
    ENDÂD EDİNMEK
    - 119 -
    olduğunu, sonra Rasûl vasfını zikrederiz. Mezkûr âyet gösteriyor
    ki, Allah’tan başka herhangi bir şeyi veya kimseyi, Allah’ı severcesine
    seven, Allah’ın emir ve nehiylerine uyar gibi bu sevginin gereklerini
    yerine getiren kimse, Allah’tan başka endâd, yani nidler,
    nazirler edinmiş demektir. Bu, muhabbette niddir. Bâtıl tanrılara,
    tapanlarının gerçek bir sevgi taşıdıklarını Kur’an âyetleri365 bildirir.
    Mü’min, Allah’ı; hâlis, katışıksız, sâbit ve en ileri derecede sevmelidir.
    “Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı
    bağışlasın.”366 Demek ki, Allah’a inanan nezdinde onu sevmek,
    asıl fıtratı teşkil eder. Fıtratta olan bu sevgiye hitap olunarak,
    Allah’ın da kendilerini sevmesi için uymaları gereken yola, böylece
    irşad olunuyorlar. Öte yandan bu âyette “sevmek ve bağışlamak”
    kavramlarının münasebete konulmasından anlaşılıyor ki, Allah’ın
    mağfireti de, kula olan muhabbetinden ileri gelir. Normal olarak
    sevmeyen bağışlamaz.
    Kur’an, kimi özellikleri imanın gereği sayar ki, bunlar ister istemez
    sevgiyi tazammun eder. Bunlardan biri “rızâ”dır. Rızâ, şunları
    gerektirir: Kul için en sevdiği varlık, Allah olacaktır. Çünkü
    bütün öbür şeyleri sevip sevmemesini belirleyen kıstas, Allah’ın
    onları sevip sevmemesidir. Ayrıca kul, Allah’ından bütün fiilleri,
    isimleri ve sıfatlarıyla râzı olacaktır: Rab, müdebbir, emredici, yasaklayıcı
    vekîl velî vb. olarak. Bunlar da, kendiliğinden O’nu sevmesini
    gerektirecektir.
    Allah ve Rasûlü’ne karşı çıkanlara, babaları ve evlâtları bile
    olsa, mü’minler sevgi beslemezler.367 Buralarda insanın doğal olarak
    en çok seveceği varlıklar (baba, çocuk, zevce, mal, yakın akrabalar,
    yer-yurt), Allah sevgisi ile karşı karşıya konulmakta, eğer
    Allah’ın rızası başka yerde bulunuyorsa, Allah’a sadâkatin baskın
    gelmesi istenmektedir. Bunlara olan sevgiyi belirleyen, Allah’a
    olan sevgidir, O’nun rızasıdır. Bu âyetler kulun, Allah’a sevgi besleyebileceğini
    göstermekle kalmaz, o sevginin ne derece ileri olduğunu
    da gösterir. 368
    “Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah’a ve
    Rasûlüne karşı çıkanlara sevgi beslediklerini göremezsin.”369 Sevgi, kullanırken
    çok dikkat edilmesi ve ancak Allah’a, Peygamberi’ne ve
    365 2/Bakara, 95 ve 29/Ankebut, 25
    366 3/Âl-i İmran, 31
    367 Bak. 58/Mücadele, 22; 9/Tevbe, 24
    368 Suat Yıldırım, Kur’an’da Ulûhiyet, Kayıhan Y., s. 159 vd.
    369 58/Mücadele, 22
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 120 -
    İslâm Düzeninin bağlılarına tahsis edilmesi gereken pek yüce
    bir hayat sermayesidir. İnançsızlara, müşrik ve mûnâfıklara,
    bizi Allah’ın yolundan alıkoyan nesnelere israf edilmemesi gereken
    kıymetli varlığımızdır sevgi. Kur’an ve sünnet, Allah ve
    Rasûlü’nün mutlak olarak, öncelikli şekilde ve en büyük tarzda
    sevilmesini emretmiştir. Bunun dışındakileri severken, ancak ve
    ancak Allah’ın ve Peygamberi’nin sevilmesini istediklerinin sevilebileceğini
    açıklar. “Rahmeti bütün canlıları kuşatan (Allah) iman eden
    ve güzel ameller yapanlar için (kalplerde) sevgi yaratacaktır.”370; “Amellerin
    en faziletlisi/değerlisi, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek/nefret
    duymaktır.”371 İmansız sevgiye ulaşılamaz ve sevgisiz de iman
    olgunlaşamaz. Hz. Peygamberimiz, “imanın tadını bulmayı (birinci
    derecede) Allah ve Rasûlü’nü her şeyden çok sevmeye” bağlamıştır.372
    “(Ancak) Allah için seven, Allah için buğz eden/nefret duyan, Allah için veren
    ve Allah için sıkılık yapıp vermezlik yapan kişi imanını kemâle erdirmiş,
    olgunlaştırmıştır.” 373
    “Ey iman edenler! Yahudilerle, hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar
    birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost edinirse, o da
    onlardandır.”374; “Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden dininizi
    oyuncak ve eğlence yerine tutanları da, diğer kâfirleri de dost edinmeyin.
    Eğer gerçek mü’minlerden iseniz Allah’tan korkunuz.”375; “De ki:
    Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, elde ettiğiniz
    mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden
    evler, sizce Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevgili
    ise, Allah’ın hükmü gelinceye kadar bekleyin. Allah, fâsık kimseleri doğru
    yola eriştirmez.” 376
    b- Endâda Tâbi Olup Allah’a İtaat Eder Gibi İtaat Etmek
    Kur’an, herhangi bir kimseye, Allah’a teslim olur gibi emrine
    girmeye, ona kul köle olmaya, onun arzularına, emir ve yasaklarına
    kayıtsız şartsız itaat etmeye endâd edinme olarak, Allah’a
    şirk koşma olarak değerlendirmiş; herhangi bir şeye veya kimseye
    karşı beslenen aşırı sevgiyi ve kayıtsız şartsız itaati de, onu
    putlaştırmak olarak nitelemiştir. Allah’a inanmak, kişinin O’nun
    isteğini kendi dileğine veya başkalarının isteklerine tercih etmesini
    ve diğer arzuları O’nun yolunda fedâ edecek kadar O’nu
    370 19/Meryem, 96
    371 Ebû Dâvud, Sünnet 3
    372 Buhâri, İman 9; Müslim, İman 67; Tirmizî, İman 10
    373 Et-Tâc, c. 5, s. 78
    374 5/Mâide, 51
    375 5/Mâide, 57
    376 9/Tevbe, 24
    ENDÂD EDİNMEK
    - 121 -
    sevmesini ve O’na mutlak itaat edilmesi gereken otorite olarak
    kabulünü gerektirir. Allah’ı sevmenin kanıtı, O’nu yegâne mutlak
    otorite olarak kabul edip O’nun belirli nitelik ve güçlerini başkalarına
    atfetmemek ve O’nun hakkını sahte ilâh ve rablere vermemektir.
    Allah’ın sıfat ve güçlerini başkalarına atfedenler, O’nu
    sevdiklerini, O’na teslim olduklarını, sadece O’na itaat ettiklerini
    iddia edemezler; bilakis bu şekilde O’na ortak koşmuş, Allah’a
    endâd/denk tutmuş olurlar.
    Tarihteki putları ve puta tapanları incelediğimiz zaman, şirk
    temeline dayalı putçuluğun, günümüzde geçerli olan şirkten ve
    putçuluktan pek de farklı olmadığını görürüz. Mekkeli müşrikler
    de bir Allah inancına sahipti.377 Fakat Allah’ın hükmü yerine Mekke
    site devletinin parlamentosu Dâru’n-Nedve’nin kanun yapmasını
    ve Ebû Cehil gibi tâğutların kendilerini yönetmelerini istiyorlardı.
    Yer yer dindar kesilmelerine rağmen, tevhid’in karşısında
    durarak şirke sarılıyorlardı.
    Günümüzdede kelime-i şehâdet getirip namaz kılan, oruç tutan,
    hacca giden kimselerin tâğutun hükmüne rıza gösterdikleri,
    tâğuta itaat ettikleri, sadece Allah’a mahsus olan sıfatları başkalarına
    verdikleri bilinen bir gerçektir. Yine bu kimselerin Allah’ı
    bırakıp birtakım armaları, şiarları/sloganları, işaretleri, bayrakları,
    heykelleri, gelenek ve görenekleri, bazı kavram ve ideolojileri, sanatı,
    sanatçıları, futbolu, sporcuları, gruplarını, parti veya kurumlarını,
    devlet adamlarını, liderlerini... yücelttikleri ve bu sayılan
    değerler uğruna mallarını, mülklerini, namuslarını, ahlaklarını
    pâyimal ettikleri, böylece de bu değerlere kulluk ettikleri ortadadır.
    Sözü edilen bu şahısların, tâğutun ortaya koyduğu nefsanî,
    şeytanî ve indî değer yargılarıyla Allah’ın kanunları ve şeriatı çatışacak
    olsa, hep Allah’ın şeriatını onların istekleri doğrultusunda
    yontarak şekil verdikleri, kısacası putların veya putların arkasına
    sığınmış olanların emir ve yasaklarını harfiyyen yerine getirdikleri
    ve Allah’ın şeriatına tamı tamına zıt olan sistemleri kabul ederek
    onların hükümlerini tatbik ettikleri de inkâr edilemez.
    İşte bunlar, Allah’ın dışında endâd edinenlerdir. Bundan daha
    açık putçuluk düşünülemez. Putların emir ve direktifleri doğrultusunda
    hareket ederek onların yolundan santim bile ayrılmayanlar,
    Allah’ın kitabına ve Rasûlü’nün sünnetine kulaklarını tıkayarak
    putların ve onların işbirlikçilerinin çağrısına kulak verenler,
    377 Bk. 29/Ankebut, 61, 63; 39/Zümer, 3
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 122 -
    Allah’a endâd uyduranların ta kendileridir. 378
    Hz. Âdem’den günümüze kadar câhiliyye hayatını yaşayan
    bütün toplumlarda, büyük çoğunluğu teşkil eden Allah’a endâd
    uyduran insanlar, Allah’ın varlığına inanmış kimselerdir. Fakat yaratıcımızı
    O’nun bildirdiği ölçüler içerisinde, hükümleri, kanunları,
    itaat edilmesi gereken emirleri ile tasdik etmemişler, bu konularda
    nidler edinmişlerdir. Evet, “Onlara gökleri ve yeri yaratan kimdir,
    diye sorsan, elbette ki, Allah’tır diyecekler”379 anlamındaki âyette
    açıklandığı üzere, Allah’a yaratıcı olarak inanmışlar, ancak varlığına
    inandıkları Allah’ın Peygamberleri aracılığıyla bildirdiği ve yaşanmasını
    istediği emir ve yasaklarını kabul etmemişlerdir. Kişisel,
    ailevî ve sosyal hayatlarını bu mukaddes emirler ve yasaklara göre
    düzenlememişlerdir. “(İnsanlar için uyulacak) emirler ve yasaklar koyma
    hakkı yalnız Allah’a aittir.”380 yasasını tanımayarak çiğnemişlerdir.
    Cenâb-ı Hak, bu kişileri yermekte ve uyarmaktadır: “Onlar, hâlâ
    câhiliyye hayatının hükmünü (bâtıl inançları, ilkeleri ve yaşayış tarzlarını)
    mı arıyorlar? Kanaate sahip olabilecek bir topluluk katında hükmü (kanunları),
    Allah’tan daha güzel olan kimdir?”381 Allah’ın indirdiği emirler
    ve yasaklar dizisine uymayan insanlar, ya kendi arzu ve heveslerine
    veya zâlim rejimlere ve uygulayıcılarına uyarak Allah’a
    endâd uydurmuşlardır.
    “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun denilince, Hayır, atalarımızı yapar
    bulduğumuz şeye uyarız derler. Ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru
    yolda olmayan kimseler idiyseler? 382 Allah’tan başkasına mutlak
    olarak emretme, yasaklama, helal ve haram kılma, kanun koyma
    ve hâkimiyet hakkını verme gibi haller, onu endâd kabul etmektir.
    Allah’ın koyduğu hükümleri, ölçüleri bir tarafa bırakarak
    hâkimiyeti herhangi bir şeye vermek bir mü’minin yapamayacağı
    şeydir. Bu konuda Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Hüküm
    / egemenlik yalnız Allah’a mahsustur. O sadece kendisine ibâdeti/
    kul olmayı emretti. Dosdoğru din ancak budur.”383; “Onlar Allah’ı bırakıp
    bilginlerini, râhiplerini, Meryem’in oğlu Mesih’i Rabler edindiler. Hâlbuki
    onlar da bir olan Allah’tan başkasına ibâdet etmekle emr olunmamışlardı.
    O, bunların eş tutageldikleri her şeyden münezzehtir.” 384
    378 Karş. Mehmet Kubat, Kur’an’da Tevhid, Şafak Y., s. 132 vd.
    379 31/Lokman, 25
    380 7/A’râf, 54
    381 5/Mâide, 50
    382 2/Bakara, 170
    383 12/Yusuf, 40
    384 9/Tevbe, 31
    ENDÂD EDİNMEK
    - 123 -
    “De ki şüphesiz benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm yalnız
    âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”385; “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler
    kâfirlerin ta kendileridir.” 386
    Endâdın Doğal İki Sonucu; Şirk ve Putçuluk
    a- Şirk
    Lügat olarak şirk; mülk ve saltanatta ortaklık anlamına gelir.
    Istılahta şirk; Allah’a zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortak ve
    denk tanımaktır. Şirk koşan kişiye müşrik denir. İki veya daha çok
    ilâh tanımak, herhangi bir varlığı ma’bud (ibâdet edilen) olarak
    bilmek, Allah’ın yaratıcı, kadim, bâki gibi sıfatlarını başka varlıklara
    vermek şirktir. Kısacası, Allah’ın ilâhlık vasıflarını Allah’tan başkasına
    vermek şirktir. Şirk küfürdür, müşrik aynı zamanda kâfirdir.
    Şirkin olduğu yerde sâlih amel olmaz. Çünkü amelin kabul
    olması için ihlâs yani, yalnız Allah için yapılmış olması gereklidir.
    Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbine kavuşmayı uman
    kimse, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi
    ortak tutmasın.” 387
    Şirk, Allah’ın asla affetmediği bir günahtır. Allah, şirk inancı
    ile âhirete gelenleri asla affetmeyecektir. “Allah kendisine şirk (ortak)
    koşulmasını elbette bağışlamaz. Bundan başkasını dilediğine bağışlar.” 388
    Tevhid ve şirk insanlık tarihi boyunca insanların bağlana geldiği
    iki dinin adıdır. İnsanlık tarihi şirkle tevhid arasındaki mücadeleden
    ibarettir. Bütün Peygamberlerin tebliğlerinde vurguladıkları
    temel esas tevhiddir. Kur’ân-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu
    konu tevhidin önemi ve şirkten uzak durulması konusudur.
    Kur’ân-ı Kerim, müşrik insan tipinin yeryüzünde birliği, huzuru
    bozan, çirkin ve insanlar için zararlı bir tip olarak görür ve neces
    (pislik) olarak nitelendirir.389 Şirk sadece putlara tapmak değildir.
    Nefsin istekleri peşinde koşmak, Allah’ın sevgisi yerine dünya
    sevgisini tercih etmek, bunların sonucunda Allah’ın hükümlerinden
    birini dahi reddetmek şirktir.
    Aslında insanların Allah’tan başka bir puta tapmasının asıl
    nedeni; kendi nefsini ilâh edinmesidir. Bugünkü müşriklerle, Peygamberimiz
    zamanındaki müşrikler arasında fark yoktur. Müşriğin
    385 6/En’âm, 162
    386 5/Mâide, 44
    387 18/Kehf, 110
    388 4/Nisâ, 48
    389 Bak. 9/Tevbe, 28
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 124 -
    mantığı her devirde aynıdır. Bu mantık, Allah’ı yeryüzüne karıştırmama,
    yeryüzünde ilâh olarak kendini tanımadır. İşte şirkin
    aslı budur. Zamanımızda da insanlar her ne kadar kâinatı yaratanın,
    yağmuru yağdıranın, öldüren ve diriltenin Allah olduğunu
    kabul etseler de, O’nun tasarruflarında ortak tanıyorlar, dünya ile
    ilgili işlerde Allah’ın belittiğinin aksine hükümler koyuyorlar. İşte
    günümüzde şirkin aldığı görünüm budur.
    Kur’an’da şirk kelimesi 167 yerde geçer. Kur’ân-ı Kerim’de
    birçok âyette Allah Teâlâ, insanları şirke düşmemeleri hususunda
    uyarır. “O ancak tek bir ilâhtır. Doğrusu ben O’na ortak koşmanızdan
    mâsumum, de.” 390
    Şirk düzeni; insanları köleleştiren, ilâhlık taslayan çağdaş
    Firavunlar ile, onlarla işbirliği yapan sahte din adamları yani
    Bel’amlar ve sömürüye ortak olan, bizzat şirk düzeninden beslenen,
    haramzade, zengin elit tabaka ve bu üç kesime bağlanan,
    onlara itaat eden, onların koyduğu kanunlarla -Allah’ın hükümlerine
    aykırı olmasına rağmen- yaşayan halk yığınlarından meydana
    gelir.
    Kendi nefsini ilâhlaştıran ve Allah’a değil de kendisine tapan
    ve tapılmasını isteyenler; başkalarının haklarına el uzatmanın,
    yalnız Allah’a ibâdet edildiği ve uyulduğu sürece mümkün
    olmadığını bilirler. Çünkü Allah’ın dini adaleti emreder ve bütün
    insanları eşit olarak görür. Şirk ise nefsini ilâh edinenlerin, insanları
    kendilerine kul etmeleri ve sömürmeleri üzerine kuruludur.
    Bu yüzden tâğutlar, kendi nefislerini ilâhlaştırmak için, ilkelerini
    kendilerinin tesbit ettikleri ve başkalarının haklarını gasb üzere
    kurulu şirk düzenini isterler. Tâğutlar, ortaya attıkları ilâhlara
    insanları taptırarak, aslında kendilerine taptırır, kulluk ettirirler.
    Şirk, insanların insanlara kulluk ettiği düzenin adıdır.
    Allah’ın halîli (dostu) İbrahim (a.s.) ne güzel dua etmiş:
    “Allah’ım, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut. Ya Rabbi, şüphesiz
    ki bu putlar, birçok insanı saptırdı.”391 Âyette belirtildiği üzere,
    İbrahim (a.s.) bile, kendinin ve neslinin putlardan uzak kalması
    için Allah’a dua etme ihtiyacı hissetmiştir.
    “Onların çoğu, şirk koşmadan Allah’a inanmazlar.”392 İslâm’ın
    hâkim olmadığı günümüz câhiliyye ortamlarında şirk çeşitleri çoğalmıştır.
    Kur’an’ın bir çok âyetinde, küçük olsun, büyük olsun
    390 6/En’âm, 19
    391 14/İbrâhim, 35-36
    392 10/Yûnus, 106
    ENDÂD EDİNMEK
    - 125 -
    şirkin her türlüsünden arınan müttakî kullardan bahsedilmektedir.
    Allah’ın birliğine iman eden, Allah’a şirk koşanlara düşman
    olan, tâğutlara ve müşriklere buğz ederek Allah’a yaklaşan, sadece
    Allah’ı dost, ilâh ve ma’bud edinen, yalnız O’nu seven, O’ndan
    korkan, O’ndan uman, O’ndan yardım isteyen, O’na boyun eğen,
    O’na tevekkül eden, O’nun emrine tâbi olup rızasını gözeten, bir
    iş yaptığı zaman Allah adıyla yapan ve hayatının her bölümünde
    O’na ait olan kimseler kurtuluşa ermişlerdir. “De ki, namazım,
    ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbi Allah içindir. O’nun hiçbir
    şeriki/ortağı yoktur.”393; “De ki, Allah her şeyin rabbi iken, O’ndan
    başka bir rab mi arayayım?” 394
    b- Put ve Putçuluk
    Put, kişinin Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddimanevi
    her şeydir ve putları bu yönleriyle hayatın amacı kılmak
    da şirktir. Put sadece tapılan bir takım nesneler değildir. Eğer
    hayatın amacı haline gelir ve insanı Allah’a isyana sevkederse,
    yerine göre makam, para, kadın veya insanlar için değerli herhangi
    bir şey insanlar için put olabilir.
    Kur’ân-ı Kerim’in açıkladığı şirk çeşitlerinden birisi de putlara
    ibâdet şeklinde ortaya çıkan tapınmadır. Putlar çeşit olarak çok
    fazla olmakla beraber, genel olarak iki kısımda mütalaa edilebilir:
    1- İnsan, hayvan, kuş veya bunların karışımı bir şeklin; ağaç,
    taş ve madenden yapılarak tapınılması biçiminde ortaya çıkan
    ilkel putçuluk. Bu tür putlara sanem veya vesen adı verilir.
    2- Herhangi bir şekil düşünmeksizin kafalara, gönüllere,
    kalplere dikilen veya tâbi olunan putçuluk. Bu tür putperestliğin
    görüntüsü daha moderndir. Sanem veya vesen dediğimiz ilk
    maddedeki putlar, tapanların nazarında tabiatüstü yüce bir gücü
    ve kuvveti temsil ettikleri için putperestler, bu güç ve kuvvetin
    tapındıkları putlarda gizli olduğuna inanırlar. Bu bağlamda her
    putun veya putçuluğun ilgili bulunduğu bir efsanesi, tahrif edilmiş
    tarihsel bir mitleştirmesi vardır. Bu putların bir kısmı iyiliği, bir
    kısmı şerri, bir kısmı ucuzluğu, düşmandan kurtuluşu, bereketi vs.
    yi temsil eder.
    İslâm tarihçilerinin kaydettiklerine göre putperestlik,
    İslâm’dan önce Arap yarımadasında oldukça yaygındı. Denilebilir
    ki, Arabistan’da putçuluğun bütün çeşitleri olmakla beraber,
    daha çok birinci maddede belirtilen putperestlik yaygındı.
    393 6/En’âm, 163-164
    394 6/En’âm, 164
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 126 -
    Kâbe’nin, putperestliğin sergilendiği bir yer olarak gerçek amacından
    saptırıldığını görüyoruz. Peygamberimiz (s.a.s.) Mekke’yi
    fethettiği zaman Kâbe’ye girmiş ve orada Peygamberlerin resimlerinin
    bulunduğunu görünce, bunların ortadan kaldırılmasını
    emretmişti. Ayrıca Kâbe’de her biri farklı kabile ve şahıslara ait
    olan ve değişik şeyleri temsil eden 360 putu görünce, onların da
    kırılmasını emretmişti.
    Putçuluğun her çeşidine karşı çıkan ve putlara tapınmanın kötülüğünü
    en beliğ biçimde ortaya koyan Kur’ân-ı Kerim âyetleri,
    insanoğluna, yaratıcının sadece Allah olduğu fikrini ve putların,
    heykellerin de yaratıcı değil; yaratık olduğu düşüncesini aşılama
    sadedinde deliller sunar. “Siz, elinizle yonttuklarınıza (putlara) mı tapıyorsunuz?
    Oysa sizin de, bütün taptıklarınızın da yaratıcısı Allah’tır.” 395
    Put, sadece Arapların câhiliyye döneminde taptıkları basit ve
    alelâde şekillerden veya özellikle Hz. İbrahim döneminde olduğu
    gibi muhtelif câhiliyye sistemlerinde tapınılan tahtadan, taştan,
    tunçtan heykellerden ve ağaç, kuş, hayvan, yıldız, gök cismi, ateş,
    ruh veya hayallerden ibaret değildir. Bu basit puta tapınma şekilleri
    Allah’a şirk koşmanın bütün boyutlarını kapsamaz. Yalnızca
    bu ilkel putçuluklar üzerinde duracak olursak ve Kur’an’daki
    şirkten maksadın sadece bunlar olduğunu kabul edecek olursak,
    oldukça boyutlu olan şirk kavramından bir şey anlamış olmayız.
    Oysa Kur’an’a göre put, o kadar geniş anlamlıdır ki, kişinin
    Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddî-manevî her şeydir.
    Bu putları, hayatın amacı kılmak da Allah’a şirk koşmak olarak
    nitelendirilmiştir. 396
    “İlâhî! Sevdir bize hep, sevdiklerini. Yerdir bize hep, yerdiklerini.
    Yâr et bize erdirdiklerini.”
    Kim Allah’a sahip, o neden mahrum?
    Kim Allah’tan mahrum, o neye sahip?
    395 37/Sâffât, 95-96
    396 Mehmet Kubat, Kur’an’da Tevhid, Şafak Y., s. 132-133
    ENDÂD EDİNMEK
    - 127 -
    Endâd ve Şirk Konusundaki Âyetler
    A- Endâd Kelimesinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 6 Yerde): 2/Bakara, 22,
    165; 14/İbrâhim, 30; 34/Sebe’, 33; 39/Zümer, 8; 41/Fussılet, 9.
    B- Şirk Kelimesi ve Türevlerinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 167 Yerde):
    2/Bakara, 96, 105, 135, 221, 221, 221, 221; 3/Âl-i İmrân, 64, 67, 95, 151, 186; 4/
    Nisâ, 12, 36, 48, 48, 116, 116; 5/Mâide, 72, 82; 6/En’âm, 14, 19, 22, 22, 23, 41,
    64, 78, 79, 80, 81, 81, 88, 94, 100, 106, 107, 121, 136, 136, 136, 137, 137, 139,
    148, 148, 151, 161, 163; 7/A’râf, 33, 173, 190, 190, 191, 195; 9/Tevbe, 1, 3, 4, 5,
    6, 7, 17, 28, 31, 33, 36, 113; 10/Yûnus, 18, 28, 28, 28, 34, 35, 66, 71, 105; 11/Hûd,
    54; 12/Yûsuf, 38, 106, 108; 13/Ra’d, 16, 33, 36; 14/İbrâhim, 22; 15/Hıcr, 94; 16/
    Nahl, 1, 3, 27, 35, 54, 86, 86, 86, 100, 120, 123; 17/İsrâ, 64, 111; 18/Kehf, 26, 38,
    42, 52, 110; 20/Tâhâ, 32; 22/Hacc, 17, 26, 31, 31; 23/Mü’minûn, 59, 92; 24/Nûr,
    3, 3, 55; 25/Furkan, 2; 27/Neml, 59, 63; 28/Kasas, 62, 64, 68, 74, 87; 29/Ankebût,
    8, 65; 30/Rûm, 13, 13, 28, 31, 33, 35, 40, 40, 42; 31/Lokman, 13, 13, 15; 33/
    Ahzâb, 73, 73; 34/Sebe’, 22, 27; 35/Fâtır, 14, 40, 40; 37/Sâffât, 33; 39/Zümer, 29,
    65, 67; 40/Mü’min, 12, 42, 73, 84; 41/Fussılet, 6, 47; 42/Şûrâ, 13, 21; 43/Zuhruf,
    39; 46/Ahkaf, 4; 48/Fetih, 6, 6; 52/Tûr, 43; 59/Haşr, 23; 60/Mümtehıne, 12; 61/
    Saff, 9; 68/Kalem, 41, 41; 72/Cinn, 2, 20; 98/Beyyine, 1, 6.
    C- Endâd ve Şirk Konusundaki Âyetler
    Başkasını Allah’a Endâd/Denk Tutmak: Bakara, 22, 165; İbrahim, 30; Sebe’, 33;
    Zümer, 8; Fussılet, 9.
    Putlara Tapmak: Maide, 76; Mü’minun, 117; Ahkaf, 5.
    Allah’a Eş Koşmak: Nisa, 36, 48, 116; En’am, 151; İsra, 23, 39; Ankebut, 68;
    Ahzab, 57.
    Şirkin Misali: Rum, 28.
    Şirk Zulümdür: Lokman, 13.
    Heva ve Hevesi Putlaştırmak: Casiye, 23; Muhammed, 12.
    Allah’a Çocuk İsnad Edenler: Kehf, 5, 102; Meryem, 88-92.
    Allah Kendisine Şirk Koşulmasını Affetmez: Nisa, 48, 116.
    Şirkten Sakınmak: Şuara, 213; Kasas, 88; Rum, 31; Zümer, 65-66; Mü’min, 66;
    Fussılet, 37; Zariyat, 51.
    j- Mekke’li Müşriklerin Şirki: En’am, 100; Rum, 28-29, 31-32; Sebe’41; Zuhruf,
    20-21, 57-59.
    D- Şirk Konusundaki Âyetler
    Allah’a Eş/Şirk Koşmak: 4/Nisâ, 36, 48, 116; 6/En’âm, 151; 17/İsrâ, 23, 39; 29/
    Ankebût, 68; 33/Ahzâb, 57.
    Şirkin Misali: 30/Rûm, 28.
    Şirk Büyük Bir Zulümdür: 31/Lokman, 13.
    Hevâ ve Hevesi Putlaştırmak: 45/Câsiye, 23, 47/Muhammed, 12.
    Allah’a Çocuk İsnâd Edenler: 18/Kehf, 5, 102; 19/Meryem, 88-92.
    Allah’a Eş Koşmak Haramdır: 7/A’râf, 33; 16/Nahl, 74; 22/Hacc, 31.
    Putlara Tapmak: 5/Mâide, 76; 23/Mü’minûn, 117; 46/Ahkaf, 5.
    Allah, Kendisine Şirk Koşmayı Affetmez: 4/Nisâ, 48, 116.
    Şirkten Sakınmak: 26/Şuarâ, 213; 28/Kasas, 88; 30/Rûm, 31; 39/Zümer, 65-66;
    40/Mü’min, 66; 41/Fussılet, 37; 51/Zâriyât, 51.
    Şirkten Sakınanların Mükâfatı: 47/Muhammed, 15, 36.
    Mekke’li Müşriklerin Şirki: 6/En’âm, 100; 30/Rûm, 28-29, 31-32; 34/Sebe’, 41;
    43/Zuhruf, 20-21, 57-59.
    E- Müşrikler Konusundaki Âyetler
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 128 -
    Müşrikler, Allah’a Çocuk İsnâd Ettiler:6/En’âm, 100-101; 10/Yûnus, 68-70; 16/
    Nahl, 57, 62; 17/İsrâ, 40; 19/Meryem, 88-92; 21/Enbiyâ, 26; 22/Hacc, 3-4; 34/
    Sebe’, 40-42; 37/Saffât, 149-159, 180; 43/Zuhruf, 15-16, 18, 79-82; 52/Tûr, 39;
    53/Necm, 21-22.
    Müşrikler, Allah’tan Başkasını Tanrı Edindiler: 2/Bakara, 165; 3/Âl-i İmrân,151;
    4/Nisâ, 117; 5/Mâide, 76; 6/En’âm, 1, 107, 136, 150; 7/A’râf, 191; 10/Yûnus, 18,
    66; 11/Hûd, 109; 14/İbrâhim, 30; 15/Hıcr, 95-96; 16/Nahl, 73; 19/Meryem, 81;
    22/Hacc, 11-13, 71, 74; 25/Furkan, 3, 55; 36/Yâsin, 74-75; 37/Saffât, 11; 38/Sâd,
    5-7; 39/Zümer, 15 45, 67; 40/Mü’min, 10-12; 42/Şûrâ, 9; 52/Tûr, 43.
    Müşrikler, Kötülükleri “Atalarımızdan Devraldık” Diye Savunurlar: 2/Bakara,
    170-171; 5/Mâide, 103-104; 7/A’râf, 28; 11/Hûd, 109; 31/Lokman, 21; 37/Saffât,
    68-71; 43/Zuhruf, 22-25.
    Müşrikler, Allah’ın Âyetlerini İnkâr Ederler: 6/En’âm, 4-5, 66-67, 105, 110, 124;
    8/Enfâl, 31-33, 52; 9/Tevbe, 9; 10/Yûnus, 15; 37/Saffât, 68-71; 38/Sâd, 8.
    Müşrikler, Put Diye Şeytana Taparlar: 4/Nisâ, 117.
    Müşrikler, Hem Kendileri Peygamber’den Uzaklaşırlar, Hem de İnsanları
    Uzaklaştırmak İsterler: 6/En’âm, 26, 116-117; 21/Enbiyâ,. 2-5; 25/Furkan, 7-9;
    31/Lokman, 6-7; 34/Sebe’, 43-44; 38/Sâd, 8, 50/Kaf, 1-2, 5; 54/Kamer, 3; 68/
    Kalem, 46-48, 51.
    Müşrikler, Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr Ederler: 6/En’âm, 29-30, 134; 11/
    Hûd, 19, 25/Furkan, 11, 32/Secde, 10-11, 36/Yâsin, 78-79; 37/Saffât, 16-21; 41/
    Fussılet, 7; 44/Duhân, 9-10 34-36; 45/Câsiye, 24-26; 50/Kaf, 2-4; 51/Zâriyât, 12-
    14; 64/Teğâbün, 7.
    Müşrikler, Peygamberlerden İnanmayacakları Mûcizeler İsterler: 6/En’âm, 37,
    57-58, 109-111, 158; 10/Yûnus, 20, 46; 11/Hûd, 12; 13/Ra’d, 6-7, 27, 40; 15/Hıcr,
    6-8; 17/İsrâ, 59, 90-93; 20/Tâhâ, 133-135; 21/Enbiyâ, 5, 37-39; 25/Furkan, 7-8;
    29/Ankebût, 50-51, 53-54; 32/Secde, 28-29; 37/Saffât, 176-177; 45/Câsiye, 25;
    70/Meâric, 1-3, 5-7; 74/Müddessir, 52-53.
    Müşrikler İman Etmezler: 7/A’râf, 192-193; 10/Yûnus, 42-43; 25/Furkan, 9; 36/
    Yâsin, 7-10; 41/Fussılet, 4, 14; 43/Zuhruf, 40, 88; 68/Kalem, 42-43; 109/Kâfirûn,
    1-6.
    Müşrikler, Putları Şefaatçi Kabul Ederler: 10/Yûnus, 18; 13/Ra’d, 14; 16/Nahl,
    55; 19/Meryem, 81-82; 39/Zümer, 3, 43-44.
    Müşriklerin Şirki: 6/En’âm, 100; 30/Rûm, 28-29, 31-32; 34/Sebe’, 41; 43/Zuhruf,
    20-21, 57-59.
    Müşriklerin Peygamberimiz’e İftiraları: 21/Enbiyâ, 5-6; 25/Furkan, 4-5; 34/
    Sebe’, 43, 46; 38/Sa’d, 4; 44/Duhân, 14; 46/Ahkaf, 8-9; 51/Zâriyât, 8-11;52/Tûr,
    29-30, 32-33; 68/Kalem, 1-2, 5-6, 51.
    Müşrikler, Peygamberimiz’le ve Mûcizelerle Alay Ederler: 21/Enbiyâ, 36; 25/
    Furkan, 7-9, 41-43; 37/Saffât, 11-12, 14-15, 35-36; 40/Mü’min, 83; 43/Zuhruf,
    31-32, 57-58; 54/Kamer, 2; 70/Meâric, 1-2, 36-39.
    Müşrikler, Kur’an’ı Dinlerler ve “Eskilerin Masallarından İbaret” Derler;
    Kur’an’la Alay Ederler ve O’nu Yalanlarlar: 6/En’âm, 25; 10/Yûnus, 42-43; 17/
    İsrâ, 47-48; 21/Enbiyâ, 5; 25/Furkan, 4-6; 34/Sebe’, 43; 37/Saffât, 167-170; 38/
    Sa’d, 7; 43/Zuhruf, 30-31; 46/Ahkaf, 7, 11; 50/Kaf, 5; 52/Tûr, 33; 53, Necm, 59-
    61; 68/Kalem, 15; 74/Müddessir, 11-26; 83/Mutaffifîn, 13.
    Müşrikler, Meleklere Cinsiyet Yakıştırırlar: 43/Zuhruf, 19; 53/Necm, 27-28.
    Müşriklerin Akıllarına Hitap Ederek İman Etmelerini İsteyen Âyet-i Kerimeler:
    30/Rûm, 8-9; 36/Yâsin, 66-73; 40/Mü’min, 13; 50/Kaf, 6-7; 52/Tûr, 35-43; 53/
    Necm, 62; 67/Mülk, 19-24, 28, 30; 80/Abese, 17-32; 82/İnfitâr, 6-9; 88/Ğâşiye,
    17-21; 106/Kureyş, 1-4.
    ENDÂD EDİNMEK
    - 129 -
    Mekke Müşriklerinin İslâm’a ve Peygamberimiz’e Karşı Yürüttükleri Haksız
    Mücadele: 2/Bakara, 118, 139; 170; 3/Âl-i İmrân, 7, 10, 135, 165; 8/Enfâl,30,
    47; 9/Tevbe, 13, 32; 10/Yûnus, 2, 15-16; 38-39, 49, 51, 53, 57, 59, 104, 108; 11/
    Hûd, 7-8, 12, 14; 13/Ra’d, 5-7, 16, 27, 30-31, 43; 14/İbrâhim, 28, 46; 15/Hıcr, 3,
    85, 90-91; 16/Nahl, 1, 44-45, 83, 101-102, 125; 17/İsrâ, 46, 50-51; 56-57, 73, 76,
    90, 93; 18/Kehf, 55, 58; 19/Meryem, 77, 80-82; 20/Tâhâ, 133-135; 21/Enbiyâ,
    34, 36, 41, 46, 109, 111; 22/Hacc, 15, 19, 25, 47, 49, 68-69; 23/Mü’minûn, 56,
    63-96, 109-110; 25/Furkan, 3-9, 21-22, 27, 29, 32, 40, 44, 52; 26/Şuarâ, 4-8 192
    197, 208, 212, 214; 28/Kasas, 46-51, 57; 29/Ankebût, 12-13, 50-51, 53-54, 61,
    63, 67; 30/Rûm, 6, 10, 28, 33, 43-46, 50-54; 35/Fâtır, 4, 5, 37, 42-43; 36/Yâsin,
    6, 11, 69-70, 74-76; 37/Saffât, 11, 13, 34, 36, 38, 40, 50, 61, 149, 158, 167, 170,
    176, 179; 38/Sa’d, 8-11, 15-16; 39/Zümer, 36, 38-40, 64; 40/Mü’min, 6, 10, 12,
    56, 69, 77; 41/Fussılet, 5, 13-f4, 26, 29, 33, 38, 40, 53, 54; 42/Şûrâ, 13, 15, 24,
    47, 54; 43/Zuhruf, 24-25, 29-31, 79-80; 44/Duhân, 10, 16, 34, 37; 46/Ahkaf, 9;
    47/Muhammed, 1-3, 8, 10, 14, 32; 48/Fetih, 25-26, 50/Kaf, 12, 14, 22, 36-37,
    45; 51/Zâriyât, 14, 53-54, 59-60; 52/Tûr, 15-16, 30, 47; 53/Necm, 19, 26, 33, 37,
    59,61; 62/Cum’a, 2; 67/Mülk, 9, 11, 13, 18, 25, 30; 68/Kalem, 42-43, 46-47, 51;
    69/Hakka, 43-44, 49-50; 73/Müzzemmil, 15; 74/Müddessir, 11, 49; 75/Kıyâme,
    31; 76/İnsan, 27; 77/Mürselât, 7, 16; 78/Nebe’, 1; 83/Mutaffifîn, 13, 16; 86/Târık,
    17; 96/Alak, 19; 102/Tekâsür, 1-8; 106/Kureyş, 1-4; 107/Mâûn, 1-3; 108/Kevser,
    1-3; 109/Kâfirûr, 1-6; 111/Leheb, 1-5.
    F- Müşriklerin Bazı Özellikleri
    Müşrikler Nankördür: 6/En’âm, 63-64; 10/Yûnus, 12, 21-23; 16/Nahl, 53-55, 83;
    21/Enbiyâ, 46; 29/Ankebût, 65-67; 30/Rûm, 33-35; 31/Lokman, 32; 37/Saffât,
    11; 39/Zümer, 8; 43/Zuhruf, 9, 15, 87; 80/Abese, 17-23; 100/Âdiyât, 1-11; 106/
    Kureyş, 1-4.
    Müşrikler, Kız Çocuklarını Öldürüyorlardı: 6/En’âm, 137, 140; 16/Nahl, 57-59;
    42/Şûrâ, 17; 81/Tekvîr, 8-9.
    Müşrikler, Helâlı Haram; Haramı Helâl Yaparlar: 6/En’âm, 136-140, 143-145,
    148-151; 10/Yûnus, 15, 59-60; 16/Nahl, 35.
    Müşrikler, Kadınlara Değer Vermezler: 6/En’âm, 139; 16/Nahl, 58-59; 42/Şûrâ,
    17; 43/Zuhruf, 17; 52/Tûr, 39; 53/Necm, 21-22.
    Müşrikler, Allah’a İftira Ederler: 6/En’âm, 138-139, 143-144,
    Müşrikler, Çocuklarına Putlarının Adını Verirler: 7/A’râf, 190-191.
    Müşrikler, Antlaşmalarını Bozarlar: 9/Tevbe, 1-4, 7-10, 12-13.
    Müşrikler Necistir: 9/Tevbe, 28.
    Müşriklerin Misali: 13/Ra’d, 14; 22/Hacc, 31; 25/Furkan, 44; 29/Ankebût, 41-43.
    Müşrikler, Mü’minlerle Alay Ederler: 23/Mü’minûn, 109-111; 38/Sâd, 62-63;
    67/Mülk, 25-29; 83/Mutaffifîn, 29-36.
    Müşrikler, Dünya Nimetleriyle Övünürler: 13/Ra’d, 26; 23/Mü’minûn, 54-56,
    101; 43/Zuhruf, 32; 53/Necm, 29-30; 68/Kalem, 14, 16-41.
    Müşrikler, Fakirlere Vermekten Kaçarlar: 41/Fussılet, 7; 68/Kalem, 17-33, 36-
    40; 107/Mâûn, 1-3.
    Müşrikler, Yetimlere Zulm Ederler: 107/Mâûn, 1-2.
    Mekke Müşrikleri, Kâbe’yi Çıplak Tavaf Ederlerdi: 8/Enfâl, 35.
    Mekke Müşrikleri, Kâbe’yi Tavaftan Men Ederlerdi: 8/Enfâl, 34-35.
    G- Müşriklerin Cezaları
    Müşrikler, Putlardan Fayda Görmeyecekler: 2/Bakara, 166; 6/En’âm, 22-24, 94;
    7/A’râf, 37, 53, 194-198; 10/Yûnus, 28; 25/Furkan, 17-19; 26/Şuarâ, 96-103; 38/
    Sâd, 59-60; 45/Câsiye, 10.
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 130 -
    Müşrikler, Azabı Görünce Tekrar Dünyaya Dönmek İsteyecekler: 2/Bakara,
    167; 6/En’âm, 27-28; 7/A’râf, 53; 23/Mü’minûn, 99-100, 107-108; 26/Şuarâ, 94-
    102; 32/Secde, 12; 35/Fâtır, 37; 39/Zümer, 56-59.
    Kıyâmet Günü Müşriklerin Durumu: 3/Âl-i İmrân, 151; 4/Nisâ, 120-121; 6/
    En’âm, 22-24, 30; 9/Tevbe, 17; 10/Yûnus, 28-30; 11/Hûd, 20, 22; 12/Yûsuf, 107;
    13/Ra’d, 34; 15/Hıcr, 95-96; 16/Nahl, 86-87; 18/Kehf, 52-53; 23/Mü’minûn, 99-
    108, 112-115; 25/Furkan, 11-14; 26/Şuarâ, 91-103; 28/Kasas, 62-67, 74; 29/
    Ankebût, 54-55; 30/Rûm, 12-13; 34/Sebe’, 31-33; 37/Saffât, 19-34, 38-39; 38/
    Sâd, 55-64; 39/Zümer, 15-16, 60; 40/Mü’min, 71-76, 84-85; 41/Fussılet, 6, 47;
    43/Zuhruf, 36-39; 50/Kaf, 22-30; 68/Kalem, 42-43; 70/Meâric, 42-44; 73/Müzzemmil,
    11-13; 98/Beyyine, 6.
    Müşriklerin Tevbesi: 9/Tevbe, 3, 11; 25/Furkan, 70; 28/Kasas, 67.
    Müşriklerin Yaptıkları İyilikler Boşa Gider: 9/Tevbe, 17; 39/Zümer, 65.
    Mekke Müşriklerinin Azapla Korkutulmaları: 16/Nahl, 45; 18/Kehf, 55, 58; 19/
    Meryem, 77-82; 20/Tâhâ, 134-135; 21/Enbiyâ, 41, 46, 109, 111; 22/Hacc, 19, 25,
    49, 69; 40/Mü’min, 77; 41/Fussılet, 13; 43/Zuhruf, 41-42; 44/Duhân, 9-16, 36,
    59; 50/Kaf, 12-14, 36; 51/Zâriyât, 59-60; 52/Tûr, 31 42, 44-47; 54/Kamer, 4-5,
    43-48, 51; 67/Mülk, 16-18; 68/Kalem, 16-41. 44; 70/Meâric, 40-41; 72/Cin, 24;
    73/Müzzemmil, 11, 15-17; 77/Mürselât, 16-18; 85/Bürûc, 17-20; 86/Târık, 17;
    88/Ğâşiye, 23-24.
    Müşriklerin Malları ve Evlâtları, Kendilerine Fayda Vermez: 3/Âl-i İmrân, 10,
    91, 116; 5/Mâide, 36; 6/En’âm, 70; 7/A’râf, 48; 13/Ra’d, 18; 19/Meryem, 77-80;
    45/Câsiye, 10; 58/Mücâdele, 17; 69/Hakka, 25-29; 92/Leyl, 8-11; 104/Hümeze,
    2-6; 111/Leheb, 1-3.
    Müşrikler, Azaptan Kurtulmak İçin Her Şeylerini Fedâ Etmek İsteyecekler: 70/
    Meâric, 11-18.
    Müşriklere Verilen Mühlet (Süre): 18/Kehf, 58-59; 29/Ankebût, 53; 39/Zümer,
    8; 68/Kalem, 44-45; 70/Meâric, 42-43; 73/Müzzemmil, 11.
    Müşriklerin Kâbe’ye Hizmet Hakları Yoktur: 9/Tevbe, 17-19, 28.
    H- Müşrik-Mü’min İlişkisi
    Müşriklerin Dostluğu Yoktur: 2/Bakara, 105; 5/Mâide, 82; 6/En’âm, 106; 9/Tevbe,
    7-8, 10, 12; 17/İsrâ, 73-75; 28/Kasas, 87; 60/Mümtehine, 1-2, 6-9.
    Müşrikler, Mü’minleri Ateşe Çağırırlar: 2/Bakara, 221; 17/isrâ, 73-75; 29/
    Ankebût, 12-13.
    Müşriklerden Yüz Çevirmek: 6/En’âm, 106, 150; 10/Yûnus, 41; 15/Hıcr, 94; 28/
    Kasas, 87; 32/Secde, 30; 37/Saffât, 173-174, 178-180; 43/Zuhruf, 83, 89; 45/
    Câsiye, 18; 51/Zâriyât, 54; 53/Necm, 29; 54/Kamer, 6; 68/Kalem, 8; 73/Müzzemmil,
    10.
    Müşriklerden Korkulmaz: 9/Tevbe, 13-14; 10/Yûnus, 65; 15/Hıcr, 94; 22/Hacc,
    38; 37/Saffât, 171-175.
    Müşrikler İçin İstiğfâr Edilmez: 9/Tevbe, 113-115.
    Müşrikle Mü’min Karşılaştırması: 47/Muhammed, 15; 67/Mülk, 22.
    Müşrikler, Mü’minlere Zarar Veremezler: 37/Saffât, 160-163; 52/Tûr, 42.
    Müşriklere Savaşta Yapılacak İşlem: 9/Tevbe, 5-6, 11-12.
    İ- Putlar ve Küfrün Öncüleri
    Putlar, Kıyâmet Günü Kendilerine Uyanlardan Uzaklaşacaklardır: 2/Bakara,
    166; 6/En’âm, 22-24, 94; 7/A’râf, 37, 53; 10/Yûnus, 28-30; 11/Hûd, 21; 18/Kehf,
    52; 19/Meryem, 81-82; 28/Kasas, 64, 75; 35/Fâtır, 14; 38/Sâd, 59-61; 41/Fussılet,
    48; 46/Ahkaf, 6.
    Putlar, Hiç Kimseye Zarar ve Fayda Veremezler: 5/Mâide, 76; 6/En’âm, 40, 41,
    ENDÂD EDİNMEK
    - 131 -
    46, 71; 7/A’râf, 192-198; 10/Yûnus, 18, 106; 13/Ra’d, 14, 16; 17/İsrâ, 56-57; 20/
    Tâhâ, 88-89; 22/Hacc, 11-13; 25/Furkan, 55; 34/Sebe’, 22; 36/Yâsin, 74-75; 39/
    Zümer, 38.
    Putlar, Hiçbir Şey Yaramazlar: 7/A’râf, 191-192; 10/Yûnus, 34; 13/Ra’d, 33; 16/
    Nahl, 20; 21/Enbiyâ, 21; 25/Furkan, 3; 27/Neml, 60-64; 30/Rûm, 40; 31/Lokman,
    11; 35/Fâtır, 40; 46/Ahkaf, 4.
    Putlar Şefaat Edemezler: 10/Yûnus, 3, 18; 30/Rûm, 12-13; 34/Sebe’, 23; 39/
    Zümer, 43-44; 43/Zuhruf, 86; 53/Necm, 24.
    Putlar Cehennem Odunudurlar: 21/Enbiyâ, 98-100.
    Putlar Bâtıldır: 22/Hacc, 62; 28/Kasas, 74; 53/Necm, 23.
    Putların Misali: 22/Hacc, 73.
    Putlar Rızık Veremezler: 29/Ankebût, 17.
    Putlar Kendilerine Tapanlardan Habersizdirler: 46/Ahkaf, 5.
    Lât, Uzza, Menat Putları: 53/Necm, 19-20.
    Kendisine Tapılan Putların Rabbi de Allah’tır: 53/Necm, 49.
    Putların Kendilerine Bile Faydaları Dokunmaz: 7/A’râf, 197-198; 10/Yûnus, 35;
    21/Enbiyâ, 43; 25/Furkan, 3.
    Putlar, Yapılan Duâlara Cevap Veremezler: 13/Ra’d, 14; 27/Neml, 62; 34/Sebe’,
    22; 35/Fâtır, 14.
    Put İle Allah’ın Misali: 13/Ra’d, 16, 33; 16/Nahl, 17, 75-76; 22/Hacc, 62; 27/
    Neml, 59-64; 40/Mü’min, 20.
    Putlar, Diri Değil Ölüdürler: 16/Nahl, 21.
    Putlar, Hiçbir Şeye Sahip Değildirler: 16/Nahl, 73; 35/Fâtır, 13; 53/Necm, 19-20.
    Putlara Tapmak
    Putlara Tapmak Haramdır: 5/Mâide, 90; 17/İsrâ, 29, 39.
    Putlara Sövmekten Sakınmak: 6/En’âm, 108.
    Putlara Tapanlar Gerçekte Ona Tâbi Olmuyorlar: 10/Yûnus, 66; 28/Kasas, 62-
    63; 39/Zümer, 3.
    Putlara Tapmaktan Sakınmak: 17/İsrâ, 22; 22/Hacc, 30; 25/Furkan, 68; 42/Şûrâ,
    9.
    Putların ve Küfür Öncülerinin Cezaları
    Kıyâmet Günü Putların Durumu: 25/Furkan, 17-19; 28/Kasas, 62-64, 74; 37/
    Saffât, 22-34.
    Putlar, Müşrikler Tarafından İnkâr Edilecektir: 30/Rûm, 13.
    Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
    1. Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, Azim Y. c1, s. 234, 471-478
    2. Mefatihu’l Gayb (Tefsir-i Kebir), Fahreddin Razi, Akçağ Y. c. 2, s.132-137,
    c. 4 s. 179-188
    3. Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, Çağrı Y. c. 2 s. 209-211, c.3, s.
    668-675
    4. Fi Zılali’l Kur’an, Seyyid Kutub, HikmetY. c. 1, s. 96, 319-321
    5. Tefhimu’l Kur’an, Mevdudi, İnsan Y. c. 1, s. 135
    6. Kur’an-ı Kerim ŞifaTefsiri, Mahmut Toptaş, Cantaş Y. c. 1, s. 197, 324-328
    7. Kur’an Semantiği İnançla İlgili Temel Kavramlar, Mehmet Soysaldı,
    Çağlayan Y. 79-81, 64-8
    8. Kur’an’da Tevhid, Mehmet Kubat, Şafak Y. s. 115-148
    9. Kur’an’da Uluhiyet, Suad Yıldırım, Kayıhan Y. s. 158-168
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 132 -
    10. 20. Yüzyılda Tevhid ve Şirk, Mehmet Alagaş, İnsan Dergisi Y.
    11. Kelimeler, Kavramlar, Yusuf Kerimoğlu, İnkılab Y. 1/ 130
    12. Kur’an’da Mü’minlerin Özellikleri, Beşir İslamoğlu, Pınar Y. s. 23-37
    13. Kur’an’da İnsan ve Toplum, Ekrem Sağıroğlu, Pınar Y. s. 105-152
    14. Kur’an’da Temel Kavramlar, Ali Ünal, Beyan Y. s.370
    15. Mekke Rasüllerin Yolu, Ali Ünal, Pınar Y. s. 14-41
    16. İslam, Said Havva, İkbal Y. 83-107
    17. İlmin Işığında İslamiyet, Arif A. Tabbara, Kalem Y. s. 112-121
    18. Tevhidin Hakikati, Yusuf el-Kardavi, Saff Y. s. 59-124
    19. Sorularla Tevhid ve Akaid, Mehmed Alptekin, Saff Y. s. 159-190
    20. Tevhid ve Şirk, Salih Gürdal, Beyan Y. s. 77-111
    21. Şirk, Abdullah Hanifi, Hanif Y.
    22. Kur’an’da Şirk Kavramı, M. H. İsmail Surti, Akabe Y.
    23. Putların Alacakaranlığı, Friedrich Nietzsche, Akyüz Y.
    24. La İlâhe İllallah, Muhammed Kutub, Ravza Y.
    25. Kelime-i Tevhid Davası, Kul Sadi Yüksel, Yenda Y.
    26. Tevhid, Muhammed Kutub, Risale Y.
    27. Tevhid ve Mü’minin Seyir Çizgisi, Mustafa Şehri, Bir Y.
    28. Tevhidi Görüş, Mutahhari, Beheşti, Zencani, Tavassuli, Sahra Y.
    29. Tevhid ve Değişim, Celalettin Vatandaş, Pınar Y.
    30. İslam Düşüncesinde Tevhid, Mevlid Özler, Nun Y.

    Sonsöz
    Eğer bu kitabı gerçekten okuyup mesajını anladıysanız, bunu ve buna benzer diğer kitapları bir kenara koymalısınız ve hemen elinize Allah’ın Kitabı’nı alıp meal ve tefsiriyle okumaya başlamalısınız. Daha önce okuduysanız, yine yeniden ve sürekli okumalısınız. Anlayarak, yaşayışınızla ve güncel hayatla bağlantı kurup O’nun gösterdiği istikamet doğrultusunda her şeyi gözden geçirerek Kur’an’a yönelmeniz, bu okuyup bitirdiğiniz kitabın yazılış amacına hizmet etmiş olacaktır.
    Haydi Kur’an’a; Elimize, gönlümüze ve yaşantımıza almak ve bir daha bırakmamak için…

     
     
     
    Okunma 11656 kez Son değişiklik Pazartesi, 25 Ocak 2021 05:49

    Ortam